• BIST 98.880
  • Altın 227,694
  • Dolar 5,7546
  • Euro 6,6779
  • Ankara 25 °C
  • İstanbul 20 °C
  • İzmir 25 °C
  • Konya 21 °C

Askerliğin teorisi - 2

Salih Cenap Baydar

Huntington’un “Asker ve Devlet, Sivil-Asker İlişkilerinin Kuram ve Siyasası” isimli kitabını incelemeyi sürdürüyoruz.
Amerika’lı bilim adamları ile Avrupa’lı bilim adamları arasında çok bariz bir fark var. Amerikalılar için akademik çalışmaların pratik fayda üretmesi, somut uygulama imkânları sunması, neticelerinin izlenebilir olması derin teorik tartışmalardan çok daha önemli. Huntington belki de bunun için yapıyor önceki yazımıza aldığımız izahatı. Okuyucularını teorinin gerekliliği noktasında iknaya çalışıyor. Ona göre askerlik meselesinin teorisinin yapılması pratik bir gereklilik. Çünkü o alanda kocaman bir boşluk var! Amerika Birleşik Devletleri’nde bir şekilde yaygın kabul gören tek sivil-asker ilişkileri kuramının, Amerikan liberalizminin temelindeki ön kabullerin türevi olan karmaşık ve sistemsiz varsayımlar ve inançlar bütünü olduğunu ileri süren Huntington bu karmakarışık fikirler yumağının birçok önemli olguyu kapsamına dahil etmemesi açısından yetersiz, kökenlerinin, çağdaş dünyada geçerlilikleri şüpheli bir değerler hiyerarşisine dayanması açısından ise âtıl olduğunu söylüyor.
Bu satırları okurken “ya bizde durum nedir” diye sormaktan kendimi alamadım. “Asker millet” olmakla övünüyoruz ama acaba askerliğin teorisi bizde doğru dürüst yapılmış mıdır? Bu konuda kafa yoran kaç akademisyenimiz, kaç askerimiz vardır?
Huntington’a göre bir toplumun askeri kurumları iki güç tarafından şekilleniyor: toplumun güvenliğine yönelik tehditlerden kaynaklanan işlevsel zorunluluk ve toplumda hâkim sosyal güçler, inançlar, ideolojiler ve teorilerden kaynaklanan sosyal zorunluluk. Bu iki gücün karşılıklı etkileşimi ise sivil-asker ilişkileri meselesinin özünü oluşturuyor. Bu güçler birbirleriyle çatıştığında sonucu, toplumun güvenlik ihtiyaçlarının genişliğiyle, toplumdaki değer kalıplarının yapısı ve kuvvetliliği belirliyor (s. 5).
Yani silahlı kuvvetler düşman tehlikesi karşısında kendiliğinden teşekkül edebildiği gibi herhangi bir tehdit olmadan, rasyonel ilkeler, gereklilikler ve geleceğe dair projeksiyonlar çerçevesinde tasarlanarak da oluşturulabilir.  Eğer askeriyeniz tamamen düşman tehdidi karşısında kendiliğinden oluşmuş bir yapıysa kontrol edilmesi çok zordur. Ne demokrasi tanır ne sivil kurumlar. Çünkü meşruiyetini halk oyu ya da asaletten değil düşmana karşı güvenliği sağlıyor olmasından alır. Afrika’daki muz cumhuriyetlerinin ordularını belki bu kapsamda incelemek mümkündür. 
Huntington 19. asrın başından, 20. asrın sonlarına dek, tabiatın ve coğrafyanın kendiliğinden bir koruma sağladığı Amerikalıları güvenlikleri hakkında endişeye düşüren pek az şey olduğuna dikkat çekerek Amerikan ordusunun daha çok sivil-liberal kişilerce ihtiyaçlara binaen “tasarlanmış” bir ordu olduğunu söylüyor.
Kitapta yazarın ele aldığı konu çok temel bir mesele: Eline silah ve toplumun güvenliğini sağlamak adına meşru sayılan şiddeti yönetme hakkı verilen askerlerin zorbalaşmalarına, yoldan çıkmalarına, siviller üzerinde tahakküm kurmalarına, yani hukuk devleti, demokrasi ve içinden çıktıkları topluma yönelik bir tehdit haline gelmelerine nasıl engel olunacağı. Huntington çözümün, askerlerin kanuni ve kurumsal sınırlamalar koyularak kontrol altına alınmasından ziyade profesyonelleştirilmesinde olduğunu iddia ediyor.  Peki, nedir Huntington’un profesyonelleşmekten kastı?
Huntington profesyonel kişiyi, “insan emeğinin belirli bir alanında özel bilgi ve becerilerle donanmış bir uzman” olarak tanımlıyor. Tabi bu sefer sıra uzmanlığı ve profesyonelliği tanımlamaya geliyor. Yazar uzmanlıkla ilgili şu prensipleri belirlemiş (parantez içlerindeki yorumlar bana ait):
1.    Uzmanlık, sadece, uzun süreli bir eğitim ve tecrübe ile elde edilir (yani doğuştan, damardaki kandan, genlerden ya da öte âlemlerden gelmez). 
2.    Uzmanlık, mesleği, o meslekte bilgi sahibi olmayan insanlardan ayırmak ve meslek mensuplarının göreceli yeterliğini ölçmek için mesleki ehliyete yönelik objektif evrensel standartların temelidir (yani uzmanlığınızı tescil edecek objektif ve evrensel standartları oluşturamamışsanız uzman sayılmazsınız).
3.    Bu standartlar bilgi ve beceriye bağlıdırlar ve de zaman ve mekâna bakılmaksızın genel kullanımda uygulanabilir özelliktedirler (yani bir konunun uzmanıysanız uzmanlığınız sadece kendi ülkenizde, hitap ettiğiniz, etkili olduğunuz belli dar çevrelerde değil dünyanın her yerinde he zaman geçerli olmalıdır). 
4.    Mesleki bilgi, tabiatı itibariyle entelektüeldir ve yazıyla muhafaza edilmeye uygundur. Mesleki becerinin tarihi vardır ve mesleki yeterliğin özünde, bu tarih hakkında belli bir düzeyde bilgi yer alır. Mesleki bilgi ve becerinin geliştirilmesi ve aktarılması için araştırma ve eğitim kurumları gereklidir (yani uzmanlık dediğimiz şeyi okulu, kitabı vs. olmalıdır. Mahiyeti yazı ile aktarılamayacak uzmanlıklar “gerçek uzmanlık” sayılmaz) (s.10). 
 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73