• BIST 95.734
  • Altın 271,952
  • Dolar 5,5633
  • Euro 6,1703
  • Ankara 14 °C
  • İstanbul 16 °C
  • İzmir 22 °C
  • Konya 15 °C

İnsan Hakları Hareketi Çok Politik

Habervaktim’e röportaj veren MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal, insan hakları ve yarın yapılacak seçim hakkında çarpıcı açıklamalar yaptı. İnsan hakları hareketinin çok politik bir hareket olduğunu söyleyen Ünsal, batı dünyasının stratejik planlar
İnsan Hakları Hareketi Çok Politik

UĞUR ÖĞÜT – HABERVAKTİM

İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal, Habervaktim’e önemli açıklamalarda bulundu. Ünsal, “Batı dünyası kendi stratejik planları söz konusu olduğu zaman, stratejik kararları söz konusu olduğu zaman insanların ortaklaştığı bütün değerleri ayaklar altına alınması konusunda sessiz kalıyor” dedi. 

BU ALANDA İSLAMİ TEK KURMUMUZ

31 Mayıs’ta MAZLUMDER olarak Genel Kongrenizi gerçekleştirdiniz bu kongrede neler değişti, faaliyetlerinizden bahsedebilir misiniz?

31 Mayıs’ta genel kongremizi yaptık Ankara’da, Türkiye geneli bütün şubelerimizin katıldığı çok yüksek katılımlı bir kongre gerçekleştirdik. Bu kongrede yönetime seçilen arkadaşlarımız diğer kongrelerle kıyasladığımızda birkaç farklılık arz ediyor. Birinci kadın temsilcimizi olabildiğince yüksek tutmaya çalıştık. Bu bizim özel önem ve gayretimizdi, diğer kongrelerde doğrusu ihmal ettiğimiz bir dikkati daha fazla gösterdik ve kadın temsilini arttırdık. İkincisi gençlere yeni kuşak MAZLUMDER yöneticilerine şans vermek için gençlerin temsilini artırdık. Tabi 24 – 25 yıllık bir kurumuz bu camianın insan hakları alanında tek kurum Türkiye’nin de insan hakları alanında çalışan iki üç kurumdan bir tanesi. İslam dünyasında da insan hakları alanında çalışan İslami değerler üzerine insan hakları işi yapan tek kurumuz.  MAZLUMDER’in ne yaptığı, nasıl bir yenileşme gösterdiği ve göstereceği, nasıl bir yönelim göstereceği meselesi sadece Türkiye değil İslam dünyasındaki insan hakları hareketini de aynı zamanda ilgilendiriyor. Çünkü bizim İslam dünyası olarak ve Türkiye’deki İslami hassasiyet önemseyen insanların daha önceden kendisine bakarak tecrübe devraldığı bir başka insan hakları hareketi yok. Biz hem kendi tecrübemizi oluşturuyoruz dolayısıyla gelecek nesillere bir miras bırakmaya çalışıyoruz hem de İslami dünyaya bu konuda çalışmalarımızla bir miras bırakıyoruz. Bu yükün altında çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Dolayısıyla 31 Mayıs’ta yaptığımız genel kongrenin İslam dünyasındaki ve dünyadaki insan hakları hareketi için farklı bir soluk getireceğini düşünüyorum ve temenni ediyorum.

BATI İÇİN STRATEJİK PLANLAR ÖNEMLİ

Özellikle Müslümanların insan hakları konusunda ön yargıları var, Müslümanlara ikinci sınıf insan muamelesi yapıldığı düşünülüyor siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bir kere insan hakları hareketi çok politik bir hareket bu bizim kaçınmaya çalışsak bile bir kader olarak her attığımız adımda her kurduğumuz cümlede karşımıza çıkan bir durum. Dolayısıyla bir kere politik bir alana ister istemez çekilecek sözler söylediğiniz zaman dünyada güç sahiplerinin hoşuna gitmiyr ve sansüre uğruyor. Veya güç sahiplerinin kendi programlarını engelleyecek işler yaptığınızda orada da bir sansürle muhatap oluyorsunuz. Mesela Filistin özelinde düşünecek olursak batı dünyası demokrasi ve insan hakları pazarlayarak dünyada itibar satın alan bütün ‘demokrat batı dünyası’ Filistin söz konusu olduğu zaman oradaki sivil ölümleri oradaki ambargoyu, oradaki katliamları, keyfi gözaltları, hukukun ayaklar altına alınmasını yani görmezden gelmek bir yana destekliyorlar. İdari gözaltı diye dünya hukuk tarihinde hiçbir yerde olmayan ama Filistin’de çıkarcı İsrail’in uyguladığı bir idari tedbir var. 6 aylık dönemler dâhilinde sizi mahkemeye çıkarmadan, mahkemeden kasıt savunma imkânı vermek demek. Mahkemeler dünyanın her yerinde iddia eden ve suçlanın eşit şekilde sözünü söylediği bir sürecin adın. Şimdi sizi mahkemeye çıkarmadan idari tasarrufla 6’şar ay her seferinde sizi içeri atmak suretiyle uygulanıyor.  Hukuk devletinin mahkeme karşısına çıkarılıp suçlu kabul edilen herkesin masumiyet karinesi vardır. Batı dünyası kendi stratejik planları söz konusu olduğu zaman, stratejik kararları söz konusu olduğu zaman insanların ortaklaştığı bütün değerleri ayaklar altına alınması konusunda sessiz kalıyor. Mısır’da henüz üzerinden bir yıl geçmiş seçimi kazanmış, Mısır ilk ve tek seçilmiş Cumhurbaşkanına dönük ahlaksız bir askeri darbe oldu. Bunu desteklediler Suudi Arabistan darbe olur olmaz finanse etti Katar bir şekilde destekledi, yani destekten anlamayan devletler. Peki demokrasiyle hayatını sürdürdüğünü iddia eden, halk iradesini çok önemsediğini söyleyen batı dünyası hepsi destekledi. Yemen’deki askeri müdahale batı teşvik ediyor çünkü Yemen’de İsrail’in iki büyük dostu olan Suudi Arabistan ve Mısır tarafından yürütülen, aynı zamanda bu iki devlet İhvan’ın en büyük düşmanları. İki devletin önderliğinde bir Arap koalisyonu yönetiliyor. Ve orada mezhep savaşını oluşturmaya ve onun üzerine benzin dökmeye çalışıyorlar. Bu Müslüman dünyasının dikkat etmesi gereken bir durum, biz kendi sorunlarımıza sahip çıkmalıyız. Bu bakımdan İran’a ve Türkiye’ye çok ciddi olarak görev düşüyor. Suriye ateşini söndürme konusunda da çok büyük görev düşüyor. Ve şimdi biz kendi sorunlarımıza sahip çıkmazsak batıda kendi stratejik planlarını insan hakları, demokrasi gibi ortaklaştırılmış değerlere edince doğal olarak Müslümanların ezildiği bir tablo ortaya çıkıyor. Afganistan’da bunu yaşıyoruz Myammar’da bunu yaşıyoruz, vatansızlaştırılmış bir halk kendi topraklarından sürülmüş köyleri sürekli yakılıyor hani inanç özgürlüğü vardı. Müslümanım diyemiyorlar, hani herkesin bir vatandaş ve bir vatana sahip olma en temel hakkıydı. Dünyanın en fakir en sahipsiz insanları, isteseler bir dakikada o devlete diz çökertip uluslar arası insani standartları kabul ettirecek işi yapabilirler. Ama ne Amerika’dan ne İngiltere’den ne Rusya’dan ne Çin’den hiçbir girişim olmuyor. Bizimde sözlerimiz neticede gücümüz nispetinde oluyor. Müslümanlar güçlü olmadığı için adeta batının değerleri değil stratejik çıkarlarına öncelediği bir insafın altında adalet dilenir durumdalar bu çok çok üzücü. 

İKTİDAR DENETLENMELİ

Bir gün sonra Türkiye için çok önemli olan bir seçim gerçekleşecek MAZLUMDER olarak bu seçimden neler bekliyorsunuz?

Seçimim Türkiye için hayırlı olmasını temenni ediyorum. İnşallah Türkiye’nin yapısal sorunlarını çözecek, temsilde adaleti sağlayacak bir tablo ortaya çıkar. Çünkü temsilde adaletin olmamış olması yani insanların sorunlarını ya da siyasal grupların kendi problemlerini meclis çatısı altında dile getirme şansı bulamamaları doğal olarak sokağa meclisin dışına bir imkân sağlıyor. Bunun çok doğru olduğunu düşünmüyorum. O yüzden temenni ederim ki temsilde adalet olacak bir tablo ortaya çıksın. Türkiye inanç kaynaklı sorunları büyük ölçüde halletti, başörtüsü meselesi üniformalı meslekler hariç halledilmiştir. Onlardan hâkim savcılıkta halledildi bir tek kaldı üniformalı meslekler yani asker, polis gibi. İnşallah onlarda da bu sorun kalkar. Dolayısıyla o konuyu çözenlere teşekkür etmeliyiz, önemeli olduğunu düşünüyorum. Ama kürt sorununda seçim sürecinde akamete uğramış bir görüşme trafiği vardı. Seçimin yoğunluğunda belki anlaşılabilir bir şey ama nerede bıraktıysak oradan devam etmeliyiz. Basından takip ettiğimiz kadar durmuş olduğu gözüküyor. Kuvvetler ayrığı meselesi çok önemli, bütün devletlerin iktidarı vardır yani iktidarın olmadığı devlet yoktur. Ama önemli olan muhalefetin varlığını garanti edecek bir sistemi kurmuş olmak. Dolayısıyla bir devleti yaşanabilir hale getiren şey muhalefetin kendini ne kadar ifade şansını bulduğuyla ölçülebilir. Muhalefet aynı zamanda iktidarı denetleyen siyasal bir kurumdur. Fakat iktidar sadece muhalefetle denetlenmez, yani iktidar gücü aynı zamanda bazı bürokratik denge kurumlarıyla da denetlenir. Mesela Danıştay, Sayıştay yada yargı kurumları bir şekilde iktidarı denetlerler. Bir takım siyasetin dışına çıkarılmış kurumlar denetler, basın iktidarı denetler dolayısıyla bunun adına kuvvetler ayrılığı deniliyor. Kuvvetler ayrılığı demek sadece 3 kuvvetin yani yasama, yürütme, yargı anayasal kuvvetin ayrılığı değildir esasında. Evet o da olmalıdır, ama iktidarı denetleyen basının, iktidarı denetleyen sivil toplumun, iktidarı denetleyen bürokratik kurumlarında denetleme işlemini layıkıyla yapabildikleri sistemin adıdır. Çünkü siz bu denetlemeyi yapamazsanız iktidarın tabiatından gelen bozma ve bozulma gücünü engelleyemezsiniz. O yüzden seçim sürecini yaşadık inşallah sonuçlarda herkes için hayırlı olur ama bu konulara tekrar oturup kafa yormamız gerektiğini düşünüyorum. Her devlette iktidar olur istinasız tarihten bu güne, insanoğlunun 10 bin yıllık yerleşik hayatından bahsedecek olursak muhalefetin yaşabildiği, alternatif seslerin kendini ifade edebildiği bir şekilde iktidarın yakasından silkip soru sorduğu sistemi kurmak çok çok önemli. Esasında kendi pratiğinde yaşadığımız, tanık olduğumuz bir durum. Değil Raşit Halifelere Resulullah Aleyhissalatu Vesselam gerektiği zaman kendisine soru soran “bunu niye böyle yaptık böyle yapsak daha doğru değimliydi” diyen bir canlı siyasal hayatı solumuş bir medeniyetten geliyoruz. Adına kuvvetler ayrılığı dediğimiz iktidarı denetleyen bu sistem Resulullah’ın kendi hayat pratiğinde daha sonra Raşit Halifeler döneminde var. Sıradan bir kadın çıkıp Cuma hutbesinde ya da herhangi bir adam yani bir kabile asaletinden gelmeyen, parası olmayan sıradan biri çıkıp Resulullah’a onun halifelerine veya onun tayin ettiği valilere ulu orta hesap sorabilmesinin adıdır kuvvetler ayrılığı. Bunun üzerinde yoğunlaşmamız gerekiyor. Hepimizin ortak malı olan kamu malı kullanımı noktasında emanet duygusuna uygun bir dikkatle harcamaları yapılması önemlidir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73