Hüseyin Çolak

Hüseyin Çolak

Gül Yarası

Gül Yarası

‘Cam gibidir aşk, kırıldıkça keskinleşir’ diyordu bir şair tek dizelik şiirinde. Anladım ki sakladığın yaran kalır kırılan bedeninden geriye. Cama şekil veren de ateş değil miydi? Aşkın bahanesinin ateş olduğu gibi ateş rengi bir güldür, bütün açık yaraların da toplamı. 

Bir gül sancısıdır Eylül, belki de bir can sunar gecenin yarısından Eylül’ün yarasına. ‘Hâlet ile bir hâl göründü bana’ derken hangi hâli anlatabilirdin hâlden anlamayana. 

Şiir sür yarana, ihmale gelmez kalbin hüznü. Gül tarttınsa can kefesinde hüznün terazisinin. Bildinse göğü, maviyi, o onulmaz ağrıyı; artık kapanmaz yarası gülün hiçbir merhemle. 

Musa’nın Tuva’da talip olduğu da ‘bir avuç ateş’ ten başka ne idi ki? Pabuçlarına varıncaya kadar terk ettiği, aşkın ve ateşin peşine düşüşünün hikâyesi değil miydi? Ayırdında olur mu ki bir gün insan, bir avuç ateş ile bir avuç dolusu gülün? 

Aşktır, mürşidi dervişin. İşte mürşidi aşk olmayanın perme perişan oluşu da bundandır. ‘Aşk olsun’ adlı en uzun siteme sitemle karşılık veren kaç âşık vardır ki yeryüzünde? Velev ki o sitem her seher vakti arş-ı âlâya varmayı denese de. 

Aşk, Şems’i aramaktır. Şems’i bulmak, Şems’e kavuşmaktır. Mecnun’u Mecnun yapan Leyla’dır, Ferhat’ı Ferhat yapan Şirin. Aşk, ateşe talip olmaktan çok ateşe talebe olmaktır. Güle can olmaktır bir de. Bil ki viran olana imar, yolcuya mihman gerekir.

Hızla çevrilen sayfalar gibi geçer zaman. Bazen tortusu kalır pişmanlıklar gibi gönül kabımızda, hatıralar kadar telvesi kalır kimi zaman.
Anlatacak hikâyeniz, söylenecek türkünüz bitince asıl o zaman tükendiğinizi anlarsınız aşk risalesinde.

Ülfet yorgunluk, uzlet yoksunluk. Hangisinden uzak durmalı insan, hangisine yakın? ‘Sana duvar ördüysem tuğlasını sen verdin’ demenin vakti çoktan geçti. Kırık bir bedenin ruh halidir keder. Ne kadar da genişmiş içindeki mezarlık. Ölen ölene.

Dilemek için, dilenmek gerek. Dilenmek için de dillendirmek gerek. Gözün yeter ki kapıda olsun, dizlerin eşikte, elinse yârin kapısının tokmağında. Gözyaşından sürme yoksa gözünde güle talip olmak senin neyine? 

     ‘Şair, dervişin kardeşidir’ diyorsa kalbin ustaları, kalbini o derviş kalbe bağlamalı. Çoğalır yoksa kimsesiz sözcükleri zamanın, muhatapsız cümleleri hayatın. Külfeti yalnız kendinedir artık hayalleri bile küflenen kentliler gibi kelimelerin. 

     Parmağından yüzüğünü sıyıran bir kırılganlıkla kalbini çıkarıp bırakıyorsun masaya. Dünya denen gömlekten sıyırılıp gitmek adına. Yüzüğü parmağından çıkarmak bir öfke nöbetiydi oysa. ‘Acıtsa da acımaz’ diyen kaç acı sahibi kaldı ki şu dünya ocağında? 

İnsanı insan olarak değil imkân olarak görme hastalığına tutulduk her nasılsa. Ay yüzlü, mevzun bedenli değilseniz eğer, niye ve kim size itibar etsin ki. Hâlbuki ne güzel söylemişti şair; “çiğ tanesi sanmak ne cüret, gözyaşıymış/insanın insana raptolduğu cevher.” Kalp nakli oluyorsa aşk nakli de olmalı değil mi?

Bilmek bulmakla mıdır? Bulmak bilmekle midir? Bütün mesele bunu bilmekle midir, bulmakla mıdır? Barınmak mı arınmak mı gerek bu deli taylar gibi akan ırmakta?

Bol olan bölünürdü, yol olan yürünürdü hani? El avuç boş, açık baş; at nala, insan nâna muhtaç. Eksiklerini tamamla, eksilerini onar, söküklerini ör, eskilerini tamirle koyul yola. Yolu yarıladın say, yoldaşını buldunsa.

Aşkın kitabında ya da bir gülün yaprağında kendine uygun bir sahife buldunsa; hanımeli düşler sarıyor bedenini demektir, kalbini görmelerine muhkem ve mani. Oysa sen çoktan suvardın içinde debeleneni. 

Akşam olur kapanır kapılar, kuşlar sığınır yuvalarına. İçli içli ağlar çiçekler ardı sıra. Göçüp gider kırlangıçlar; teninde gül yarası, kalbinde can kaygısı ve yüzünde kar yanığı. Kalır aklında yalnız yaşamak ağrısı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum
SON YAZILAR