Gazete İlk Sayfa

“ZİHNİYETLER KAYBETTİ DEĞERLER KAZANDI”

27 Haziran 2019 Perşembe 00:03

İstanbul seçimlerinin farklı açılardan birçok okuması olacaktır. "Neden kaybedildi" ve "Nasıl kazanıldı" bu sorular hususunda belki sayısız yorum yapılacaktır.

Biz şöyle başlayalım:

"Kaybeden Akepe ve Cehape zihniyetidir."

Nedir bu zihniyetler?

Ekrem İmamoğlu hangi zihniyetle kazandı?

Bu soruların cevaplarını vermek için sizden biraz zaman istiyorum.

Seçim sonuçlarını gören ve yorumlayan herkes, kaybedeni özeleştiriye davet ederken, kazanana takdir cümlelerini de kaybedene rövanş cümleleri ile birlikte kurdu.

Peki, gerçekten sadece kaybedenin mi özeleştiri yapması gerekir?

İşte burası gerçekten çok önemli…

Neden mi?

Çünkü kaybedenin özeleştiri yapması kaybettiklerini/kaybettirdiklerini geri getir(e)mez ama kazananın nasıl kazandığına dair yapacağı bir özeleştiri o çok sevdiğimiz yurdumuzun ve halkımızın bir daha kaybetmemesini sağlayabilir.

Akp köklerini taşıdığı muhafaza-kâr demokrat geleneğin siyaset anlayışı ile halkı yıllardır hamaset ve propaganda ile popülizme esir etti. Bunu yaparken de elinde temsil ettiği anlayışı yıllardır zaten kazandıran altın yumurtlayan bir tavuğu vardı. 

Ne idi bu?

-“Cehape zihniyeti”

Bu kazandıran iki kelimenin ortaya çıkardığı mânâ öylesine derindi ki uzun yıllar geçmesine rağmen sahiplenenleri dışında toplumun büyük kesimini o günleri yaşamasa da etkisi altında bıraktı. Babalar çocuklarına bu kaotik etkinin izlerini miras bıraktı. Bir diğer miras ise Cehape zihniyeti sayesinde her dönemin mutlak kazananı “muhafaza-kâr demokrat” iktidarlar...

Halk nazarında Menderes'i kazandıran da Erdoğan'ı kazandıran da (bilindiği üzere) yıllardır beslendikleri ve bir türlü bitmeyen bu fasit döngüdür.

Cehape'nin tarihsel yürüyüşünü ise Chpliler doğru oku(ya)madı…

(Konuyu biraz açalım)

“Cumhuriyet halkın devrimidir.”

Halk bu büyük devrimi zorla değil; bizzat iştirak ederek, devrimin öznesi ve öncüsü olarak gerçekleştirmiştir. Bu büyük devrim özeleştirisini yapmış bir halkın, kendi tarihi ve kökleri ile hesaplaşması değil yüzleşmesinin bir sonucuydu. Bu yüzleşmenin faturasını halk şan ve şerefle dolu kadim tarihine, inancı ve köklerine değil, bunları istismar eden; halktan kopuk, lüks, israf ve şatafat içinde yaşayan yöneticilerine kesmiştir. Bu sebeple halkın kahir ekseriyeti Cumhuriyeti bir hesaplaşma değil, Osmanlının son mirası olarak görmüştür. 

Sanayi devrimi, Ulus devlet anlayışı ve Misak-ı Milli vb. derken halkın devrimci ruhu ideolojilere kurban edilmiştir. Halk bu ideolojik sarmalın içerisinde kendi ile yüzleşmek yerine kendi ile hesaplaşma dönemine geç(iril)miştir. Sürekli bir hesaplaşma ve bitmeyen karanlıklar dönemi halkı kendi zindanına esir etmiştir.

Yeni Dünya dizayn edilirken böylesine büyük bir devrim, halkı yeni sisteme entegre etmenin bir aracı ve bu entegrasyon, halkı birbirinden ayırmanın amacı olmuştur. O günden sonra halk, onu bir araya getiren değerlerle hesaplaşmaya ve statükoyu beslemeye itilmiştir. Bu ne Cumhuriyet idaresinin nede halkın sebep olduğu bir durumdur. Bu yenidünya düzeninin 'devridaim’ pompası' gibi çalıştırılan ideolojilerinin eseridir. İdeolojiler halkı ortak değerlerden, ortak dertlerden, ortak tarih ve kültürden kopartarak birbirine öteki yapmıştır. ‘Öteki’ olmak, aynı zamanda belli sınırlar içinde yaşamaya mahkûm ve mecbur bırakılmaktır. Bu sınırlar, insanı kamplara ve sınıflara ayıran sınırlardır. Bazen inanç bazen ırk bazen fikirsel veya tarihsel tercihler bazen de yaşam tarzı... Bu sınırların çeşitliliğinin de bir sınırı yoktur! İdeolojilerin olgunlaştığı bir zamanda çok partili döneme geçildi. Çok partili dönemle birlikte hesaplaşma döneminin statüko tarafından organize edilmesi, küresel sisteme entegre süreci hız kazandı. Türkiye bu entegrasyon ile birlikte ekonomiden tarıma, eğitimden kültüre bir çok yönüyle teslim alınmıştır.
Halk adına halk için yapıldığı söylenen halksız siyaset, halkın kendi tarihi değerlerini statükonun istismar aracına dönüştürerek partiler aracılığı ile hesaplaşmaya ve yine bedeller ödemeye halkı mecbur bırakmıştır. Buradan iki zihniyet peydahlanmıştır. 

“Cehape zihniyeti ve Muhafaza-kâr zihniyet!”

Cehape zihniyeti, CHP'den ayrıştırılarak; kökleri ile kavgalı, halktan ve ortak değerlerden uzak, Mustafa Kemal'in halk adına ortaya koyduğu hedeflerin çok uzağında belli tarih aralığında dar kalıplara sıkıştırılmış bir karabasandı. Kurucu CHP ise hep burada tutuk kaldı!

Muhafaza-kâr zihniyet; bütün İslâmî değerlerden ayrıştırılarak, değerler istismarının farklı dönemlerde farklı stratejilerle ortaya koyduğu aksiyonları/reaksiyonları ‘toplumsal kodlar hesaplanarak’ halkı, statüko adına Cehape zihniyeti ile birlikte ortak hedeflere taşıyan bir kurtarıcı(!) yapıldı. Parti isimleri değişti, liderler değişti, oyuncular ve senaryolar değişse de zaman içinde farklı fraksiyonlar ortaya çıksa da bu iki anorganik ayraç halka kadim köklerini unutturarak yeni kök belirteci oldu.

(Yazımızın başındaki kaybeden "Akepe ve Cehape zihniyetini" kısaca ortaya koymaya çalıştık.)

Peki, Ekrem İmamoğlu hangi zihniyetle kazandı?

Ekrem Bey, halkın halk ile yüzleşmesini sağlayarak halkı bir bütün olarak halk ile buluşturdu. Farklı düşünen farklı partilerden olan hatta birbirinden tamamen zıt fikirdeki insanları buluşturan sınırsız ve sınıfsız bir yaşam vadeden bu profil insanlara güven verdi. Halka uzun zamandır unutturulmuş 'Ahlâk' siyasetini hatırlattı. Ahlak bu toplumun fıtratıydı. Asırlardır onu var eden bir eden birlik eden kurucu değerler, ahlâk üzerine kuruluydu. Ahlâk, insanı öteki yapmadan, beni biz yaparak diğerkâmlığı zorunlu kılar.  Sonra güven başlar…

Prof. Dr. Teoman Duralı hoca:

"Hayatta en hakikî mürşit ilim değil, güvendir" der.

Bir insanın güvenini kazanmak zordur. Toplumun güvenini kazanmak daha da zordur. Ama en zoru kazanılan güveni kaybetmek ve geri kazanmaya çalışmaktır. Güven, başkanlığı kazandırdı/kaybettirdi..!?

Ekrem Bey’in güven kazandığına bir örnek vermek istiyorum. Kampanyasını "Her şey güzel olacak" sloganı üzerine kurdu. Bu slogan aynı zamanda bir iddia idi. Toplumun en çok hasretini çektiği iyi ve güzel olana bir atıftı. Her şeyin zaten güzel olduğunu söyleyenler bunu anlamadı. Basit gibi görülen bu cümle ona aynı zamanda genç bir çocuğun telkini ve ona motivasyonu oldu. Söylemleri ve eylemleri bu cümlenin içini doldurdu. En çok karşısında olanların bile önce saygınlığını kazandı. Sonra gıpta edildi. “Sen oraya yakışmıyorsun, bizim adayımız olmalısın” cümlesi sakallı bir amca tarafından kurulduğunda Ekrem Bey’in zoru başardığını söylemiştim. Bundan sonra atılacak iftiralar, yalanlar, kurulacak tezgahlar ve ithamlar duruşunu bozmadığı sürece boşa çıkacaktı. Nitekim bozmadı. Belki o amcalar 31 Mart’ta oy vermedi ama onların güvenini kazanmıştı. 31 Mart’a kadar halk ilk defa ‘Cehape zihniyetine’ sahip olmayan bir Chp’li gördü. 23 Haziran’a kadar geçen sürede ise bütün yaşananlara ön yargılarından arındırarak şahitlik etti. Halk yabancısı olmadığı bu ceberrut ve despot devlet anlayışını çok iyi tanıyordu. Mağduriyet üzerine kurulu kampanyadan halk gerçek mağdura sahip çıktı. Bu İdeolojilerin de yıkıldığı bir andı..

Halk önüne Berlin Duvarı gibi konulan ideolojik duvarları yıkarak ‘benzemezler ittifakı’ dedikleri bu büyük halk mutabakatını ülke ile buluşturdu ve bir kez daha halk umuda sarılmak istedi. Bu daha önce de olmuştu. Tıpkı Erdoğan gibi o da kürsüye çıktı ve "kutsal olanın partiler ve liderler" olmadığını vurgulayarak aslolanın 'millet egemenliği' olduğunu söyledi. Cümleler tanıdıktı ve umut veriyordu. "Özgürlük, demokrasi, kardeşlik ve barış" diyerek 82 milyona barışmaya davet etti. Halk belki de yeni bir tarihe tanıklık ediyordu. Ekrem İmamoğlu her görüşten insanın güvenoyunu alarak umut oldu. Artık Ekrem Bey’in ortaya koyduğu bu iddiayı kanıtlama zamanı. “Her şeyin güzel olacağına inanan halk, ondan her şeyin güzel olmasını bekliyor.”

Bir beklentim de halkın bizzat kendisindendir. Halk kendisiyle yüzleşmeli ve kendisini bölen, parçalayan, değerlerini istismar eden ve sömüren zihniyetlerle hesaplaşmalıdır! Halk, kendi ile yüzleşerek hangi tarihe hangi köklere hangi değerlere ve hangi dünyaya ait olduğunu görmelidir. 

Bir beklentim de CHP’dendir. CHP, kendi tarihsel sürecini doğru analiz eder, Cehape zihniyetini doğru değerlendirir ve ‘Ekrem İmamoğlu profilini’ iyi okursa Cehape zihniyetine kaptırdığı 'Cumhuriyetle ve o devrimci halkla yeniden barışabilir.'

Hülasa Ekrem İmamoğlu bu toprakların fıtratında var olan değerlere sarılarak kazandı. Kaybedenler ise bu değerlerden koptuğu için kaybetti…

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

19 Haziran 2019 Çarşamba 09:58

Malayani buluşma