• BIST 94.896
  • Altın 279,232
  • Dolar 5,8598
  • Euro 6,5130
  • Ankara 12 °C
  • İstanbul 16 °C
  • İzmir 19 °C
  • Konya 14 °C

Akif'le ilgili yanlış bilinen doğrular 1

Ahmet Aydınsoy

Millî mücadele yıllarında, silahıyla değil belki, daha etkili ve daha güçlü bir silah olan kalemiyle mücadele etmiş, vatanını canından aziz bilen bir yiğit Mehmet Akif ERSOY. İçindeki vatan aşkının ateşi bir volkan gibi kaynayıp taşan, coşkun seller gibi, bentleri çiğneyip taşan bir sevda ondaki vatan aşkı. 

İlk mecliste milletvekili olup kurtuluş savaşında destanlar yazan istiklal şairine Atatürk bir görev verir. Kur’an-ı Kerim meali yazma görevi. Düşünsenize  Akif'in kaleminden çıkıp gönüllere akan bir meal ne güzel olurdu.

Büyük bir heyecanla başlar Akif meal çalışmasına. Benzer bir görevde Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'a verilmişti. Kur'an Tefsiri yazma görevi. Bugün bu tefsir insanlığın hizmetine sunulmuş güzel bir eser. Ama ne yazık ki Akif'in meali bugün elimizde yok. Neden mi? Nedeni çok hazin, çok enteresan bir hikaye. 

Bu konuyla ilgili bir çok yanlış bilgi piyasaya sürülmüş ve gerçek kasıtlı olarak saklanmıştır. O yanlışlardan bir tanesi şöyle; Akif bu konuda kendini yetersiz gördüğü için vazgeçti. Bu cümle Akif'in bırakın bu konuda ki birikimini, onun yılmak bilmeyen azimli kişiliği ile bağdaşmaz. O hayatı boyunca başına geçtiği her işi en güzel şekilde tamamlamadan asla vazgeçmeyen, pes etmeyen, kararlı ve azimli bir insandır. Onun kişiliği ile ilgili az bir fikir sahibi olan herkes ne demek istediğimizi çok iyi anlayacaktır. 

Kur’anı 6 ay gibi çok kısa bir zamanda ezberleyip, hatimle namaz kıldıracak kadar çelik bir hafız olan Akif, Arapça dahil iyi derecede 6, 7 dil bilen zekî bir insandır. O İslami ilimlerde iyi bir bilgiye sahip olan tam bir hocadır. 
Neyse  biz tekrar dönelim Akif'in meal çalışmasına. Heyecanla meal çalışmasına devam ederken, o günlerde Ülkede çok garip gelişmeler oluyordu. Çanakkale’de, kurtuluş savaşında, korumak için uğrunda canı, cananı, bütün varımızı feda ettiğimiz değerlerimizi, bir bir kendi elimizle değiştirmeye kalkıştığımız, tuhaf günler yaşıyordu Türkiye. Bu tuhaflıklardan  biride, ne hikmetse, ezanda namazda hiç tarağı, bezi olmayanların ortaya attığı Türkçe ezan ve Türkçe ibadet garabetiydi.

Canından çok sevdiği vatanında vatan haini muamelesi gören Akif ve Akif gibilerin( İstiklal mücadelemizin gerçek kahramanlarının) bir anda saf dışı edildiği günlerdi o günler. 

Ömrünü, sahip olduğu her şeyi vatanına adamış bir insana, vatan haini muamelesini reva görmek, Akif'i tarifi imkansız bir girdaba sürüklemişti. Kendisine reva görülen bu tavır karşısında kahrolan Akif, bizim gibi sıradan insanların çok anlam veremeyeceği bir şekilde, gönüllü sürgün diyebileceğimiz Mısır’a hicreti sırasında göz bebeği gibi satır satır, hece hece yazdığı mealini de alıp götürdü Mısır'a. Artık meal çalışmasına ara vermişti Akif. Türkçe namaz saçmalığında kullanmak için meal görevinin kendisine verildiğini anlamıştı çünkü. Böyle bir niyetin emriyle yazılmaya başlanan meali tamamlamak istemiyordu Kur'an şairi. On yıla yakın vatan hasretiyle geçen, kederli ve garip bir Mısır hayatı. Ve nihayet üzüntüden yakalandığı sirozla, ecelinin yaklaştığını anlayıp, ölmek için döndüğü Türkiye yolculuğu. İşte bu dönüşte yarım kalan ve yüreğinin bir parçası gibi gördüğü mealinin kimsenin eline geçmesini istemiyordu. Fakat yakıp yok etmeye de kıyamıyordu. Dönerken Türkiye’ye de götürmek istemiyordu. 

Sonunda arkadaşı, Ezher Üniversitesi hocalarından Yozgatlı İhsan Efendiye şöyle vasiyet ederek emanet etti: “ Ben yakıp yok etmeye kıyamadım. Ama kimsenin eline geçmesini de istemiyorum. Sana vasiyetimdir. Sen yok edeceksin.” Dedi, Türkiye'ye döndü.

Yozgatlı İhsan Efendi de yarım kalmış bu şahesere kıyamadı. O da ölürken oğlu Ekmeleddin'e vasiyet etti. Yozgatlı İhsan Efendinin oğlu Ekmeleddin, Ezher Üniversitesindeki hocaları ile yaptığı istişare sonucunda; 
“Bir ölünün vasiyeti yerine getirilmelidir.” Kararıyla öğrenci evinde ki ocakta (sobada) yakıp kül etti.

Evet Akif'in meal hikayesinin hazin sonunun kahramanı, Yozgatlı İhsan Efendinin oğlu, hepinizin yakından tanıdığı, Ekmelettin İHSANOĞLU’dur. 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73