• BIST 94.896
  • Altın 278,959
  • Dolar 5,8598
  • Euro 6,5130
  • Ankara 14 °C
  • İstanbul 17 °C
  • İzmir 19 °C
  • Konya 13 °C

AVRUPA BİRLİĞİ POLİTİKAMIZ NE OLMALIDIR?

İsmet TAŞ

 

"Sen dinlerine uymadıkça ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost ne bir yardımcı vardır." (Bakara 120)

         Bizler hangi konuyu ele alırsak alalım, hangi konuyu konuşursak konuşalım, mutlaka bilim ve ahlakı kendimize kılavuz yapmalıyız. Aksi halde yanlışlardan kurtulmamız mümkün değildir. Avrupa Birliğini değerlendirirken de, bilim ve ahlak kılavuzumuz olmalı.

            Türk Milleti tarihi misyonu sebebiyle, yer yüzünde adaleti ve hürriyeti sağlamayı hedef alan bir millet, mazlumların sığınağı ve koruyucusu olmuştur. Bu durum tarih boyunca, Türkleri emperyalist toplumlarla karşı karşıya getirmiştir. Emperyalist toplumlarda, dünyada tek hedef, yok edilmesi gereken tek Millet olarak Türkleri görmüşler ve hayat tarzlarını, yapacakları savaşları buna göre belirlemişlerdir.

         Başka bir unsur, içinde yaşadığımız coğrafya dünyanın en çetin coğrafyasıdır.  Üç kıtanın kilit taşı, kilit noktasıdır.  Bu da güvenliğimizi en üst düzeyde tutmamız gerektiğini gösterir.  Bunun içindir ki, Türkiye'nin stratejik savunma alanı, Kafkasya, Basra Körfezi, Suriye, Kıbrıs, Ege’den Tuna'ya kadar balkanları kapsar.

         Sovyetler Birliğinin dağılması, Berlin duvarının yıkılması, dünyayı iki kutuplu olmaktan çıkardı. Başta ABD olmak üzere, AB, Japonya, Rusya, Çin kendi etraflarında yeni, “GÜÇ MERKEZLERİ” oluşturdular. Bunun yanı sıra bilgisayar teknolojisinin gelişmesi, bilgiyi büyük bir güç haline getirdi.

         İşte bütün bu ilmi ve ahlaki gerçekler ışığında Türkiye'nin Avrupa Birliği politikasını değerlendirmemiz gerekir.

         Küresel güç olduğunu iddia eden, paranın, bilginin ve ekonominin merkezi olduğunu söyleyen, gücünü kullanarak emperyal hayallerini gerçekleştirmek için kurulan Avrupa Birliği, zaman zaman kendini Hristiyan Kulübü olarak nitelendirmiş, Türkiye’ye yaklaşımını sürekli bu çerçeve içeresinde değerlendirmiştir.

         Bunun içindir ki, AB, altmış yıla yakındır Türkiye'yi kapıda bekletmiş, Türkiye'den kat kat daha zayıf olan ülkeleri bünyesine almış, ülkemiz ile de sürekli müzakereler yapmayı tercih etmişlerdir.

         AB’yi oluşturan ülkelere baktığımızda, örneğin Yunanistan’la özellikle Kıbrıs konusunda sürekli sorunlar yaşamakta, taban tabana zıt görüşlere sahip bulunmaktayız.  Ermenistan’la-Azerbaycan arasındaki sorunlarda, tek millet iki devlet anlayışı çerçevesinde Azerbaycan tarafında olmak durumundayız. Avusturya zaten her fırsatta düşmanlığını ilan ediyor. Türkiye'nin genç, dinamik ve kalabalık nüfusu AB’yi korkutuyor. Türkiye hala güçlü, kendi bölgesinde lider konumunda.  Oysa ki, AB güçlü bir Türkiye'yi bünyesine asla katmak istemez.

         AB, Türkiye ile ilgili üst düzeyde, dini, siyasi ve ekonomik kaygıları vardır.  AB ye göre, Türkiye tarihinden aldığı bir güçle dünya üzerinde itibarı olan bir ülkedir. Zaman zaman zaaflıklar gösterse de, güçsüz dönemleri olsa da, Türk halkı her zaman yeniden dirilişini gerçekleştirmiştir.  Hasta adamın Millî Mücadeleyi başlattığı gibi, 15 Temmuz’da işgale geçit vermediği gibi. Türk Milletinin bu duruşu AB’yi korkutmakta, araya mesafe koymayı tercih etmektedir.

         Dünyada yükselen değer İSLAM... Ve bunun yegâne temsilcisi Türkiye. Hristiyan bir kulüp olan bu birlik, İslam’ın güçlü bir temsilcisini arasına asla almak istememektedir.

         Bu nedenleri çoğaltabiliriz. Kesin olan şu ki, Avrupa Birliği bizi altmış yıl boyunca kendine benzetmek istemiş ama Allah’ın lütfu keremi ile de benzetememiştir. Yaralamış, sendeletmiş, dejenere etmiş, ama yıkamamıştır. Onun için dir ki 15 Temmuz şokunu kolay kolay üzerlerinden atamamışlardır. Dolayısı ile, Avrupa Birliğinin bizi içine alması asla ve asla mümkün değildir. Bizi, “içimize alacağız” diye oyalamalarının nedeni ise, Türkiye’nin konumundan, jeopolitik ve jeostratejik özelliğinden kaynaklanmaktadır. Türkiye’yi kaybetmek istememektedirler. İşlerine geldiği gibi kullanmayı tercih etmektedirler. Acı ama gerçek Sayın Bakanın dediği gibi, her fırsatta onurumuzu ayaklar altına almak için her yolu denemektedirler. Ne Türk Milleti ne de onun yöneticileri bunu asla izin vermeyecektir.

         O ZAMAN BİZİM AVRUPA BİRLİĞİ POLİTİKAMIZ NE OLMADIR.

         Öncelikle kendi gücümüzü, sahip olduğumuz imkanları, insani, milli ve manevi değerlerimizi, dünya da ki yerimizi, itibarımızı, varlık nedenimizi bilmeliyiz.  Üzerimize yüklenen insanlık misyonunu görmemezlikten asla gelemeyiz.  Onlarca ülkenin bizim ya ırkdaşımız ya dindaşımız olduğu gerçeğini unutmamamız gerekir. Bu ülkelerin bize gönül bağı ile bağlı oluğunun bilincinde olmalıyız. Dünya da kaç ülke bizim elimizde bulunan imkanlara sahip.

          Öncelikle, Türkiye Avrupa Birliğine girme hayalinden kesinlikle vazgeçmelidir. Evet halka soralım. Şahsi kanaatim odur ki, halk ta böyle düşünüyor.  Bu demek değildir ki, Avrupa ile bütün ilişkilerimizi keselim. Asla. Bu ne ekonomik olarak mümkündür ne de siyaseten. Elimizdeki güçlü kartları ortaya koyalım. Örneğin, mülteciler konusu, Orta doğuda bizsiz bir hiç oldukları gerçeği, bizim büyük bir Pazar oluşumuz, Avrupa ve Asya arasında köprü durumumuz, biz olmadan Orta Doğu da, Balkanlar’da ve Asya’da elleri kolları bağlı olması, Dünyanın ekonomik, askeri ve siyasi dengesinde Türkiye’nin vazgeçilmez oluşu. Vs.  Elbette karşılıklı ihtiyaçlarımız var. Ama şurası bir gerçek ki, onların bize olan ihtiyacı, bizim onlara ihtiyacımızdan kat kat daha fazla.

         Türkiye kesinlikle, ekonomik, siyasi ve askeri anlamda kendi, "GÜÇ MERKEZİ" ni kurmak zorundadır.  Bunu başaracak güçtedir. Son derece ince bir politika ile bunu gerçekleştirebilir. Adı önemli değildir. Türk Birliği, İslam Birliği, Türk-İslam Birliği veya başka bir ad. Bunun için Asya’da, Avrupa’da, Afrika’da, dünyanın birçok yerinde bu birliği bekleyen ülkeler var. Bunlar heyecanla beklemektedirler. Osmanlıdan gelen tarihi gücümüzden dolayı bu ülkeler bizi doğal lider ülke olarak görmektedirler.  Böyle bir imkana sahipken, başkalarının emir kulu olmaya gerek var mı? Bayrağınızın yanında AB bayrağının dalgalanması, hükümranlık haklarınızı AB ye devretmemiz anlamına geldiğini hepimiz biliyoruz.

         O halde kendi politikamızı kendimiz belirleyelim. Kendi “GÜÇ MERKEZİ” mızı kuralım. Evet doğru bir söz; “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye bunun içinde yer alır.”  Oyunu biz kurmalı, kuralları biz belirlemeliyiz. Bu gücümüz var. Yeter ki inanalım, batı hayranlığından, batının dümen suyundan kurtulalım.

         YA İSTİKLAL , YA ÖLÜM… Diyen bir Millet her zaman Allah’ın izniyle kendi küllerinden doğmaya muktedirdir.

İSMET TAŞ

  İç Anadolu Birliği Genel Başkanı

 

           

 

 

 

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (312) 311 53 73