• BIST 98.415
  • Altın 277,449
  • Dolar 5,7824
  • Euro 6,4409
  • Ankara 22 °C
  • İstanbul 21 °C
  • İzmir 25 °C
  • Konya 21 °C

'Ben vatansız kalmamak için babasız kaldım'

İsmet TAŞ

15 Temmuz  "Demokrasi ve Milli Birlik Günü"  kutlandı. Şehitlerimiz anıldı.
    İşte bütün meselede burada başladı. Bütün hafta boyunca, sosyal paylaşım sitelerinde,  Kutlama mı?, Anma mı?, Tören mi?, Şölen mi? Bayram mı? Şenlik mi?Destan mı, değil mi? afişler doğrumu, yanlış mı? Tartışıldı. Bildiğiniz gibi bu siteler artık basının yerini almış durumda. Bir anda binlerce insan örgütlenebiliyor, binlerce insan aynı düşünceler çerçevesinde birleşebiliyorlar.  Sosyal Paylaşım Sitelerinin gücü gün geçtikçe daha da artarak devam etmekte .
    Elbette burada problem olan isim değil, isme yüklenen anlam dır. Dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan, olması mümkün olmayan olaylar  maalesef  bizim ülkemizde oluyor. 
    Öyle bir ülke düşünün ki, içindeki hainler vasıtasıyla, ülke işgal edilmeye kalkışılacak , emperyal ülkelere peşkeş çekilmek istenecek, o  ülkenin halkı da bunu canını vererek, kanını dökerek karşı koyup engelleyecek, sonrada birileri çıkıp diyecek ki, bu tiyatro, bu kurgu, bu kontrollü darbe, bu insanlar meydanlara çay çorba içmeye gittiler, böyle bir günü kabul etmiyorum,  15 temmuz değil, sivil bir darbe vardır. (20 Temmuz kastediliyor)  Gibi akla hayale gelmedik söylemleri söyleyecekler.  Hele öyle söylemler var ki, burada yazmaktan hicap ediyorum. 
    Kendimi bir an acaba ben Türkiye de değil de, başka bir ülkede mi yaşıyorum diye? tereddüt geçirmedim desem yalan olur.  Bu kadar da olmaz dedik. Bir ülkede yaşayan insanların kendi insanına duyduğu öfke ve nefret söylemleri  inanılır gibi değildi. 
    Birincisi bu insanlar nasıl bu hale geldi? İkincisi  bu insanlar nasıl kazanılır? Üçüncüsü gerçekte biz ne yaşadık? Yaşadığımıza nasıl bir anlam yüklemeliyiz?
    Devletine ve kendinden olmayanlara karşı öfkeli olan topluluklara neden böyle olduklarına baktığımızda,  bu güne kadar bir kısım basının sürekli maksatlı ve kışkırtıcı yayınlar yapmalarını, siyasilerin öfke ve nefret söylemlerini yaygın hale getirmelerini  ve Mustafa Kemal Atatürk'ün bilinçli bir şekilde  yanlış tanıtımı gibi nedenlerin öne çıktığını görürüz. 
    Bütün bunların hangi niyet ve maksatla yapıldığına bakıldığında,  millet düşmanlarının yapmış olduğu soğuk savaşın olmazsa olmaz unsurları uyguladıklarını görürüz.  Toplumları bir birine düşman etme, öfke, kin ve nefret tohumlarını ekme, toplumun hassasiyetlerine, değer yargılarına yanlış anlamlar yükleyerek bunları kabul ettirme gibi taktiklerle, ülkelerde karışıklıklar çıkartarak işgal etme yöntemleridir.  15 Temmuza gelinceye kadar halkın nasıl bilinçli bir şekilde ayrıştırıldığını, kamplara bölündüğünü görürüz. Yani 15 Temmuzu yapan irade, ihanet çalışmaları ile,  toplumun büyük bir kısmını  saf dışı bıraktığını düşündü. Tabi ki siyasilerde buna çanak tuttu. Hatırlayalım yaşanan olayları. Gezi eylemleri, 6-8 ekim kışkırtmaları, basının öfkeyi canlı tutması vs.  
    Bildiğiniz gibi emperyalizmin en büyük oyunlarından birisi de, halkı değer yargılarına karşı düşman haline getirilmesidir.  Örneğin, toplumun bir kısmı Mustafa  Kemal Atatürk'ü  ayaklar altına almakta, bir kısmı da putlaştırmaktadır. Bu elbette bilinçli olarak yapılan ayrışmanın sonucudur.  Yine, "Milli Kültür"ümüz ters yüz ettirilerek malum çevreler tarafından anlatılmış,  manevi değer yargılarımıza farklı anlamlar yüklenmiş, farklı düşünceler , daha da farklı hale getirilerek kitleler birbirine düşman haline getirilmiştir. 
    Öncelikle bizler, oynanan oyunları çok iyi okuyup  anlamamız lazım. Yanan ateşe ne benzinle gideceğiz, ne de körükle. Şayet bu ülkenin milli birlik ve beraberliğinin tesisinden bahsedecek, bunu gerçekleştirmek için mücadele edeceksek ki elbette öyle olmalıdır, o zaman dünyanın en güçlü silahları ile mücadele etmemiz lazım. Yani SEVGİ VE HOŞGÖRÜ silahları ile. 
    Bakın beş gün evvel yaşadığım bir olayı kısaca aktarayım. Öfke toplumu içinde olan bir arkadaşımızla konuştum.  "Neden asla öfke duymamanız gereken özellikle milli konulara karşı öfkelisiniz?" dedim. Öyle şeyler anlattı ki, gerçekle uzaktan yakından alakası olmayan konular. Yanlış bilgilendirme, yanlış yönlendirme. Önce sakin olmasını söyledik. Sonra düşünmesini. Gerçekten o konular  söylenildiği gibi mi? Öyle olmadığını örnekler vererek  anlattık. Sevgi ve hoşgörü ile.  Sonuç mu? "Başkanım siz haklısınız galiba, kendime bir kahve yapıp, bütün olayları sizin anlattığınız gözle bakarak bir kez daha değerlendireceğim" O kadar mutlu bir ses tonu vardı ki, sanki üzerinden tonlarca yük kalkmış gibiydi. Belli ki o da rahatsızdı söylemlerinden. Taş yerine gül atma, öfke söylemleri yerine sevgi söylemleri geliştirme, ayrıştırma yerine birleştirme zamanı. Unutmayalım onlar bizim insanımız.  İnsanımıza sahip çıkma zamanı. Düşmanın oyunlarını başlarına geçirme, toplumumuzu,  "Sevgi Toplumu" haline getirme zamanı.
    Bütün bunları yapmalıyız. 15 Temmuzun bize verdiği en büyük mesaj bu!
    Haydi  bunu hepimiz yapalım!  Geçmişle bu günü, neşeyle hüznü, sevgiyle nefreti barıştıralım. Sevgi ve hoşgörü iklimde milli birlik ve beraberliğimizi, dostluğumuzu, kardeşliğimizi pekiştirelim. Bu bizim en büyük milli görevimiz olmalı. 
    Aksi halde, bir evladımızın, "BEN VATANSIZ KALMAMAK İÇİN BABASIZ KALDIM" çığlığına kulaklarımızı tıkamış oluruz. Milli birliği sağlamazsak, bizim için, bu topraklar için, bayrağımızın dalgalanması özgür ve hür yaşamamız için canlarını verdikleri şehitlerimize,  canlarını hiçe sayarak kanlarını döken gazilerimize ihanet etmiş olmaz mıyız?  Bunu yapmazsak, kan ve göz yaşı içinde verdiğimiz vatan mücadelesi anlamını yitirmez mi?
    Babasız, annesiz, kardeşsiz kalan yavrularımız, o körpecik beyinleri ile, "Vatan sağ olsun, bu vatan için bende şehit olmaya hazırım, bin canım olsa bini de vatana feda olsun" diyorlar sa, bize ne oluyor? Bize düşen sadece onların göz yaşlarını silip başlarını okşamak mı? Yoksa onların uğurlarında ölmeye hazır oldukları vatana sahip çıkmak mı?
    Ne vatanımızı, bayrağımızı, devletimizi, ne de insanımızı bu aşağılık, alçak, kan emici vampirlere yedirtmeyeceğiz. İnsanımıza sahip çıkacağız. Her türlü itilafı ortadan kaldırmak için mücadele edip, "Milli Birliği" sağlayacağız.
    Başta siyasiler olmak üzere, herkes üslubuna, ne konuştuğuna dikkat etmeli. Basın milli sorumluluk duygusu içerisinde olmalı. Sosyal paylaşım sitelerinde de sevgi ve hoşgörü iklimi esmeli. Evlatlarımızın, "BEN VATANSIZ KALMAMAK İÇİN, BABASIZ KALDIM" sözlerini duymamak, 15 Temmuzları yaşamamak, ülkemizi, güçlü, modern, müreffeh  bir ülke yapmak için.
İsmet Taş
İç Anadolu Birliği Genel Başkanı
 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73