• BIST 106.805
  • Altın 269,187
  • Dolar 5,6889
  • Euro 6,3007
  • Ankara 9 °C
  • İstanbul 17 °C
  • İzmir 21 °C
  • Konya 7 °C

Dövizdeki dalgalanmaların sebepleri ve sonuçları

İsmet TAŞ

Son günlerde dövizde meydana gelen ve hala devam eden dalgalanmalar neticesinde ekonomiden anlayanda anlamayanda mangalda kül bırakmadı. Herkes ekonomist oldu çıktı. Bütün yazılan çizilenlere baktığınızda insan, bu ülkenin ne kadar çok ekonomisti varmış demekten kendini alamıyor.   
Şahsımı tanıyanlar bilir, ben bugüne kadar inanmadığım hiçbir şeyi yazmadım, söylemedim, anlatmadım. Bu anlamda bugüne kadar yazılarımla ilgili takdirin ötesinde hiçbir zaman ciddi eleştiriler almadım. Şunu demek istiyorum, bugün dövizdeki dalgalanmalar ile söyleyeceğim her şey ne birilerini eleştirmek ne de birilerini övmektir. Çünkü bu milli bir meseledir.
Yıllardır bu ülkenin milli davasına  kendini adamış, varoluş veya yok oluş mücadelesi içinde olmuş, ülkemizin ve insanımızın ekonomik yapısından  sosyolojik yapısına varıncaya kadar bir çok araştırma ve incelemelerde bulunmuş, kendini bu ülkenin milli birliğine, beraberliğine, barış içinde kardeşçe yaşamaya, ülkemizi muasır medeniyetler seviyesi üzerine çıkarmaya adamış, Türkiye’nin en güçlü STK’larından biri olan  İç Anadolu Birliği  ile bunu gerçekleştirmek için mücadele eden bir kardeşinizim.
Kendimize soralım, gerçekten battık, batıyoruz, batacağız, bittik, tükendik, artık bizi kimse kurtaramaz durumda mıyız?  Felaket tellallığı yapmak gerçekten doğrumu?  Gerçekten böylemi?
Veya hiçbir şey yok,  bu tamamen dış güçlerin oyunu, ekonomimiz güllük- gülistanlık, muhalefetin uydurmaları, bizi yıpratmak için söylenen iftiralar vs. Hiçbir şey yokmuş gibi davranmak doğrumu? Gerçekten öylemi?
Hep birlikte bu günlerde neler olduğuna bakalım. Döviz birdenbire hiç olmayacak şekilde tabiri caizse füze gibi fırladı, başta petrol ürünleri olmak üzere, petrole dayalı mallarda olağanüstü bir artış oldu, faiz %16 lara çıktı, Türkiye’nin borcu her gün katlanarak çoğalmakta vs.
İşin en kötüsü bundan memnun olan bir kesim var. Daha da kötüsü, bunu fırsata çevirip para küpünü çoğaltmak isteyenler var.  Daha çok kriz çıksın, Türkiye bunalıma girsin, birileri çok zor durumda kalsın, istifa etsin çeksin gitsin diyen bir anlayış var!  Bu anlayış dünyanın en büyük ekonomik krizinden daha büyük bir kriz. Çünkü bu adı VATAN HAİNLİĞİDİR. Bu tip insanlar toplumun en tehlikeli yaratıklarıdır. Her zaman her an her şey beklenir bu tiplerden. (Milli şuur içerisinde eleştiri yapanları  tenzih ederim.)
Bize göre doğru olan; evet Türkiye de bir ekonomik kriz var. Ama bu kriz ne felaket tellalların ne vatan hainlerinin söylediği gibi ne de hiçbir şey yok, rahat olun durumunda değil. Peki ne öyle ise?
Felaket tellallarının dediği gibi bir kriz olsaydı, ekonomin göstergelerinden biri olan borsa tepe taklak giderdi!   İflaslar, intiharlar birbirini izlerdi. Enflasyon bir dönem olduğu gibi üç haneli rakamlara veya 50’lere 60’lara çıkardı. Karaborsa alır başını gider, hiçbir malı bulamazdık. Temel ihtiyaç maddelerini bulmak mesele olur, kuyruklar uzar giderdi! Türkiye bunları yaşadı. Bu ve benzeri olayları çoğaltabiliriz.  Ama böyle bir durum yok. 
Yani olay tamamen spekülatif
Fazla değil biraz geriye gezi eylemlerine gidelim kısaca hatırlayalım. Faizlerin % 4’lerde 5’lerde seyrettiği, para akışının ve yabancı yatırımcıların Türkiye’yi tercih ettiği yıllar, enflasyonun tek haneli dönemlerde olduğu, büyümenin sürekli yükseldiği günler vs. Sonra ne oldu? Bir takım özel üniversitelerin ağaç katliamını görmeyen, yeşili talan edenlere ses çıkarmayan bir gurup 3-5 ağaç kesildi diye ortalığı ayağa kaldırdı. Sonra aniden bu tepki bütün Türkiye’ye yayıldı. Ve SONUÇ. Birçok ilimizde özel ve kamu iş yerleri talan edildi, suçsuz, masum insanlara saldırıldı, onlarca insanın ölümüne yüzlerce insanın yaralanmasına neden olundu. Birçok yabancı ajan yakalandı, birçok yabancı haber ajansları yalan yanlış haberleri ile korku saldı.
Açıkçası Türkiye’de bir “İhtilal” veya “İsyan” denemesi yapıldı. Faizler 8’lere 9 dokuzlara fırladı, döviz yükseldi, ekonomi son derece olumsuz etkilendi. Türkiye bir ay içinde milyar dolarlar kaybetti. 
Sonra hepinizin bildiği FETÖ eşkıyalarının işgal denemesi oldu. Yine yüzlerce insanımız şehit edildi, binlercesi yaralandı, ekonomimiz zaafa uğradı! Bu arada hiç hız kesmeyen PKK terörü ve Suriye olayları, mülteciler ayrı bir ekonomik sıkıntı yarattı. 
Sonra Fırat Kalkanı Harekâtı… Afrin Operasyon. İsrail – Filistin sorunu...
Şimdi biz bunları hatırlamazsak bugünkü ekonomik krizi doğru teşhis edemeyiz. Ancak o günden bugüne sürekli olarak bağıra bağıra uyardığımız bir konu vardı, “Emperyal güçler, Türkiye’ye yönelik saldırılarının yanı sıra ekonomik operasyonlar düzenliyor, dikkatli olun, tedbir alın” diye her gün yetkililerin kulaklarını çınlattık. (Yazılarımı takip eden siz değerli okuyucularım hatırlayacaklar.)
O zaman Türkiye’ye yönelik böyle bir saldırı bekleniyor muydu? Bence evet bekleniyordu. Öngörülmeliydi. Tedbirler ona göre alınmalıydı! Alındı mı? Bence yeterince değil.  Yatırımlara ve ihraç ürünlerine baktığımızda, cari açığın sürekli artmasında, büyümemize rağmen, başta endüstriyel ürünler olmak üzere bazı sektörlerde yerimizde saydığımızı vs.  Rahatlıkla görebiliriz. 
Devlet, kurumsal bir yapıdır. Her kurum kendi ilgi alanından sorumludur. Bu ekonomik krizde herkes üzerine düşen sorumluluğu bir kez daha düşünmeli! Acilen kısa, orta, uzun vadeli tedbirler alınmalı!
Türkiye’nin, jeopolitik, jeostratejik konumu, bölgedeki gücü ve etkinliği, küresel güç olma, istikrarın ve huzurun devam isteği vs. nedenlerden dolayı bu saldırılar artarak devam edecektir. 
O halde ne yapmalıyız?
Öncelikle Devletin bütün kurumları, ekonomide popülist yaklaşımlardan uzak durmaları gerekir. Yatırımlar ve harcamalar kontrol altına alınmalı. Endüstriyel ürünlerin üretimi hızla yükseltilmeli, ölü yatırımlar değil, ihracata yönelik, ekonominin güçlenmesine neden olacak yatırımlar yapılmalı. Marka değeri olacak ürünlerimiz olmalı.  Savunma sanayi ürünlerinden tutun da, teknolojinin ihtiyacı olan ürünlere varıncaya kadar dışa bağımlılıktan hızla kurtulmanın yollarını bulmalıyız.  Bunları çoğaltabiliriz. 
Peki biz ne yapmalıyız?
Felaket tellallarına, durumu fırsata çevirmek isteyenlere (beş liralık malı kriz var diye elli liraya satanlar), muhalefet yapacağım diye, Türk Düşmanlı ile aynı ağzı kullananlara fırsat verilmemeli. Bunun milli bir mesele olduğu, iktidarı ile muhalefeti ile tek vücut olunması gerektiği, milli birlik ve beraberliğin tesisi sık sık hatırlatılmalı, kardeşlik duyguları içinde hareket edilmeli… 
Seçim dönemini yaşadığımız şu günlerde, muhalefet yapacağım diye, siyasetçiler söylemlerine, verdikleri demeçlere, halkı yönlendirirken nelere dikkat etmeleri gerektiğini bir kez daha gözden geçirmeleri gerekir. Halkı kışkırtmamak, olmayan bir şeyi olmuş gibi göstermemek, doğruları söylemek, emperyal güçlerin ağzı ile konuşmamak, halkı itidale davet etmek vs. Onların başlıca görevi olmalıdır. 
Elbette eleştiri olacak, halkın aydınlatılması gereken konularda halk aydınlatılacak, bilimsel veriler ışığında gerçekler, doğrular ne ise söylenecek ama bunların hepsi kavga yapmadan, kırmadan, dökmeden, siyasal ikbal uğruna Türkiye’yi zor durumda bırakmadan yapılmalı. 
TÜRKİYE’Yİ YENİ KRİZLERİN EŞİĞİNE GETİRMEK İSTEYEN, GÜVEN, İSTİKRAR VE DEVLETİN DEVAMLILIĞINDAN RAHATSIZ OLAN EMPERYAL GÜÇLERE PRİM VERİLECEK DAVRANIŞLARDAN ŞİDDETLE KAÇINILMALI…
BAŞKA TÜRKİYE’NİN OLMADIĞI UNUTULMAMALI…
 

  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (312) 311 53 73