• BIST 1.431
  • Altın 509,175
  • Dolar 8,5400
  • Euro 10,3502
  • Ankara 18 °C
  • İstanbul 19 °C
  • İzmir 24 °C
  • Konya 16 °C

Kirleten Öder İlkesi 2

Yusuf Akoğul

Kanunların uygulanabilirliği, halkın şuurlu bir şekilde benimsemesiyle mümkündür. Aksi halde cebren ifa edilen kanunlarda halk her zaman bir kurtuluş kapısı arayacaktır. Böyle bir durumda da olumsuz neticelerin meydana gelmesi yani kirliliğin devamı kuvvetle muhtemeldir.  Bunun için de dış kabukta kalmadan meselenin künhüne nüfuz etmek gerekmektedir. Mücerretten müşahhasa geçememiş, teori zemininde kalmış kanunlar pratikte de eksik kalacaktır. Çevre hukukunun oluşumunda ortaya çıkış itibariyle ilk ilke olan kirleten öder ilkesi, idraklerde yerini bulmalıdır. Halka sorulduğunda veya ifa edildiğinde eğer bir anlam ifade etmiyorsa çevre sorunlarını önlemedeki varlığı ve caydırıcılığı tartışmalı hal alır. Uluslararası sözleşmelerde ve birçok ülkenin mevzuatında yer alan bu ilkenin insanlarda şuur şeklinde tecelli etmesi gerekmektedir.   

Madde 8 ile “Her türlü atık ve artığı, çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır.” şeklinde genel kirletme yasağı konmuştur. Devamında da “kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler.” diyerek hem idareye hem faile yükümlülük vermiştir. 

Çevre kirliliğin devam etmesi ve artması eşliğinde aklımıza gelen ilk sorular; genel yasak ve yükümlülükler neticesinde çevrenin ne denli korunduğu ve kirliliğin hangi nispette giderildiği yönündedir. 

Yani her sahada yeterli tedbirler alınmakta mıdır? Kirlilik ne derece önlenmektedir?
Baktığımızda piyasa ekonomisi sonucu, kapitalizm mahkumu zihniyet doğayı bilinçsiz ve umursamazca katletmeye devam etmekte önceki çevre sorunlarının yanına yenilerini ekleyebilmektedir. Şehirlerin silüetini bozan, nur yolunu tıkayan gökdelenler; her şeye madde planında bakmaya neden olmuş sanayiler; define avcıları; deniz kenarlarının feodal beyleri; rant ustaları maalesef bu yasaklardan nasibini neredeyse hiç alamamışlardır. Burada rol oynayanlar kanunların tesirine girmediklerinin aksine kanunun hükümlerini ifa edecek kimseleri zaman zaman tesir altına almış, kendi dünyalarını kurmuşlardır.

Kirliliği doğal yönden önlemede etkili amil olan ormanlar da traş edilmekte, kibrit çakılmışçasına yanmaktadır. Yakın zamanda dikilen 11 milyon fidan bu açıdan çok mühimdir. Burada gösterilen hassasiyet, meydana gelmeden kirlilikle mücadelede de gösterilmelidir. Tüm bunları düşünerek çevre kirliliğine baktığımız da ihtiyacımız olan öncelikle şuurlu halk ve liyakat sahibi, ehil kadrolardır. 

Eğer ki kirlilik kirletene yüklenmesiyle hala devam etmekte ise burada bu ilkenin sadece kirliliğin fiyatını ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Yani her ne kadar mevzuatlarda karşılığı olsa da kirletmesi karşılığında ödeyeceği masraf karının yanında daha az kalıyorsa insanlar kirletmeye devam edeceklerdir. Bunun farkında olarak çevrenin zarar görmesinin engellenmesinin geri planlara itildiği görülmelidir.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73