• BIST 98.415
  • Altın 277,449
  • Dolar 5,7824
  • Euro 6,4409
  • Ankara 19 °C
  • İstanbul 22 °C
  • İzmir 21 °C
  • Konya 20 °C

Bozmayalım Neşet Ertaş’ın sazını, sözünü 

Ferit Atmaca

Sanat nedir, sanatçı kimdir? Günümüz popçuları ile sinema ve dizi oyuncuları gerçekten “sanatçı” mıdırlar?..

Diğer taraftan, ülkemizde tartışmasız gerçek sanatçılara hak ettikleri değer ne kadar veriliyor?

Bu soruların cevabını bilen, bulmaya çalışan; bunlara kafa yoran kaç kişiyiz acaba?

Sözü Neşet Ertaş’a getirmek istiyorum.

2012’de vefat etmişti.

Ölümünden sonra kıymetini bildik sanki. 

Toprağa vereli 7 yıl oldu, bugün hemen herkes tarafından tanınıyor, saygıyla anılıyor; eserleri internette en çok indirilenler-dinlenenler listelerinde üst sıralarda yer alıyor. 

7. ölüm yıldönümünde sadece Kırşehir’de, Yozgat’ta, Kırıkkale’de, Çankırı-Çorum’da değil İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük illerimizde de anma etkinlikleri gerçekleştirildi, devlet kurumlarınca, sivil toplum örgütlerince, vatandaşlarca, akademisyenlerce, sanatçılarca… 

Hepsinde de özlemle yad edildi… 

Gerçek sanatçıların hak ettikleri kıymeti görmeleri ille ölümlerinden sonra mı olur?

Neşet Ertaş, hayatta iken aynı kıymeti görebiliyor muydu?

Maalesef hayır.

Geçtiğimiz hafta Kırşehir’de düzenlenen bir Neşet Ertaş etkinliğinde, oğlu Hüseyin Ertaş’ın anlattıklarına göre,
Neşet Ertaş meğer Almanya’ya sağlık sorunları nedeniyle değil, kıymet görmediği için gitmiş. 

Oğlu Hüseyin Ertaş “Türkiye’den gitmesi öyle sağlık problemlerinden kaynaklanmadı. Memleketimizde doktor yok muydu? Kıymet verilmediği için, çalışamayıp, evine ekmek götüremediği için gitmek zorunda kaldı” dedi.

Ve ikinci büyük üzüntüsü, kıymet verilmediği gibi eserlerinin özünden uzaklaştırılarak okunması, bu yapılırken de isminden hiç bahsedilmemesineydi. 

Oğlu şunları anlattı: 

“Almanya günlerinde televizyonlarda her türküsü çalındığında sessizce beklerdi, sonunda bir selam gelecek mi, kendisinden bahsedilecek mi diye. Bazen hiçbir şey denilmezdi, bazen anonim denilirdi, bazen Kırşehir yöresinden denilirdi, bazen rahmetli Neşet Ertaş denilirdi (Hayatta olup olmadığından bile bihaber TV’ciler vardı demek ki -F.A.-), bazen ismi yanlış söylenerek Reşat Ertaş, Neşat Ertaş denilirdi, hem de devletin televizyonunda. En çok ağırına giden de bazılarının nasıl olsa sahibi ölmüştür düşüncesiyle benim eserim demeleriydi…”

Görüyorsunuz değil mi, bugün ardından özlem ve saygı mesajları yayınladığımız Neşet Ertaş’a hayatta iken reva görülenleri?

Düşünün;

Günümüzün bir popçusundan ‘rahmetli’ diye bahsetsek, 
Veya şarkısını kullanıp, nasıl olsa sahibi ölmüştür düşüncesiyle ‘benim eserim’ desek, bu ülkemizin bir numaralı gündem maddesi haline gelmez mi?

Ama sözkonusu Neşet Ertaş gibi gerçek sanatçılar ise, her türlü pot kırılır, her türlü haksızlık yapılabilir öyle değil mi? 

Hayatta iken böyleydi, bari bundan sonra olmasın. 

Geride bıraktığı eserleri özünden çıkarılmasın, ranta dönüştürülmesin, sömürülmesin…

Bozmayalım Neşet Ertaş’ın sazını… 

Kirletmeyelim o temiz, saf, samimi, gerçekçi sözlerini…
 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73