• BIST 99.785
  • Altın 275,035
  • Dolar 5,7492
  • Euro 6,3925
  • Ankara 16 °C
  • İstanbul 18 °C
  • İzmir 23 °C
  • Konya 15 °C

Konmak değil sunmak

Yusuf Akoğul

Devleti yönetmek veya yüksek bir mevkide bulunmak tarihimizde hiçbir zaman nimete konmak olarak telakki edilmemiştir. Aksine toplumun her noktasındaki sorunlardan yükümlü olmak, sorunları çözmek bunun için fedakârlıklarda bulunmak, derdi olanın derdiyle dertlenmek ve ihtiyacı olan herkese yardım eli uzatmak anlamını taşımıştır. 

Orhun Abidelerinde “azı çoğalttım, çıplağı giydirdim, açı doyurdum” ibaresinde maksadın ne olduğu açık bir şekilde anlaşılmaktadır. 

Hakeza bir olayla misal vermek gerekirse 1517’de Halife Mütevekkil Alallah Yavuz Sultan Selim’e halifeliği devrederken onu hutbeden “hâkimü’l-Haremeyn” olarak ilan ederler, cemaatin arasında bulunan Yavuz Sultan Selim yerinden doğrularak “Haşa! Haşa! hâkimü’l-Haremeyn değil, hâdimü’l-Harameyn!” diye bağırır. Yani Mekke ve Medine’nin hâkimi değil, hizmetçisiyim der.

Devlet yönetimini elinde bulunduranlar büyük bir sorumluluğa sahip olmalıdır, vebal hissetmelidir. Bu vebal hissi millet ve devlet adına alınacak kararlarda, atılacak adımlarda yöneticilere rota çizmelidir. 

Bir yönetici milletin açlığından, yoksulluğundan, namusundan kendisini sorumlu tutmalı ve gece-gündüz çalışmalıdır. 
Milletin her şeyini en ince ayrıntısına kadar düşünmeye ve millet için her şeyi göze almaya kendini adamalı yani fedakâr olmalıdır. 

Tarihe baktığımızda da kurulan her Türk devletinde sorumluluk anlayışının hâkim olduğunu görürüz. 

Eski Türklerden beri gelen sorumluluk anlayışı İslamiyet’le pekişmiş ve daha da mana bulmuştur. 

Daha önceleri var olan sorumluluk anlayışı İslamiyet’le birlikte İ’la-yı Kelimetullah için Nizam-ı Âlem ülküsüne dönmüştür. 

Osmanlı padişahlarının kendilerini “Zıllullah-ı fi’l-Arz” telakki etmelerinin sebebi de sorumluluk hissinin aşıladığı cihan düzenini sağlama fikridir. Zaten bu fikirdeki inanç büyük ve uzun ömürlü cihan imparatorluğunun kurulmasına vesile olmuştur.

Çağımızda da yöneticilere düşen vazife aynıdır. İslami kıstaslar dâhilinde, değerlerimizin kazandırdığı hassasiyetle aç olanı doyurmak, muhtaç olana yardım etmek, açıkta kalana sığınacak bir yer temin etmek ve ülke adına milli menfaatleri korumaktır.

İnanan, fedakâr insanlar bunu başaracaktır. 

Gaye nimete konmak değil, nimeti millete sunmak olmalıdır. 

Mesele hâkim değil, hadim olabilmektir.

Bugün de almadan verebilmeli, Allah rızası güdülmelidir.

Sağlıcakla kalın…

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73