• BIST 1.391
  • Altın 495,421
  • Dolar 8,7180
  • Euro 10,3510
  • Ankara 19 °C
  • İstanbul 19 °C
  • İzmir 25 °C
  • Konya 18 °C

SIKINTILARIMIZIN ÇÖZÜMÜ, OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE, İNSANİ VE İSLAMİ DEĞERLER

İsmet TAŞ

    Yardımlaşmaya, dayanışmaya, birliğe, beraberliğe, dostluğa, kardeşliğe ihtiyacımız olduğu özellikle şu günlerde, sıkıntılardan kurtulmak için unutulmaya yüz tutmuş insani ve İslami değerlerimizi tekrar hatırlamakta fayda olduğunu düşünüyorum. 
    Dün neydik, bugün neyiz, neden bu haldeyiz, ne ara bu hale geldik? Gibi sorulara cevap bulmak, sorumluluk sahibi her insanımızın görevidir. Sevgi medeniyetinden gelen bir toplum bu hale gelmemeli, bu halde olmamalıydı.
    Şu günlerde sık sık gündeme gelen en önemli konulardan birisi de, salgın nedeniyle perişan olan esnaf ve zanaatkârlarımız. Herkesin ortak görüşü devlet daha çok, daha çok yardım etmelidir.
    Evet devlet yardım etmeli, etmeli de, peki ya esnaf odaları ne iş yaparlar? Sadece görevleri esnafın sıkıntısını dile getirmek mi yoksa sıkıntıda olan esnafa yardımcı olmak mı? Peki, Osmanlı’da durum nasıldı? Hani o her aklımız estiğinde küfür ettiğimiz, bizim değil de başkasının ecdadı gibi hakaret ettiğimiz Osmanlı.
    Türk’ün diriliş destanını yazan Ahilik Teşkilatına kısaca bir bakalım. Diğer bir deyimiyle, “Esnaf Dayanışma Teşkilatı”. Ahilik, Ahi Evran (Nasir üd-din Ebül Hakayik Mahmud El Hoy) tarafından kurulmuş, esnafın, zanaatkârın sosyal ve ekonomik hayatının şekillendiren, ilim ve bilgiyi sunan bir teşkilat.
    Bilineni hatırlatalım. Ahi olmak, peştamal kuşanmak için gerekli olan şartlar; cimri değil lütufkâr olmak, zulmeden değil hoşgörülü, bağışlayıcı, erdemli olmak, hırslı değil kanaatkâr olmak, tok olmayı değil nefsi terbiye etmesini bilmek, dünyevi değil uhrevi hayatı düşünmek, yalanı değil doğruyu yaşamak…
    Ahi Teşkilatı bununla da kalmamış, evlenme, doğum, iş kurma, işsizlik, ölüm, hastalık gibi sosyal zorlukta olan üyelerinin ihtiyaçlarını gidermek için, “Teavün Sandıkları” kurmuşlardır.
    Çalışma hayatı, Selçuklularda Ahilik, Osmanlı’da Lonca, şu an ise esnaf odaları olarak şekillenir. Bu kadar erdemli, güçlü, üretken, sıkıntılarını paylaşan, darda kalmışa yardım elini uzatıp ayağı kaldıran, birbirlerine her türlü maddi, manevi ve bilgi desteği veren, milli ve manevi değerlere bu kadar sımsıkı bağlı bir esnaf teşkilatı nasıl olurda bu gün inanılmaz sıkıntılar içerisine girer. Sorun sadece salgın mı? Yoksa Ahiliğin kurallarına, ilkelerine, prensiplerine yeteri kadar bağlı olamamak, hatta unutmak mı? Sahi bugünkü esnaf odaları ne iş yapar?
    Diğer taraftan halkın kendi sıkıntılarını aşması için sadece ama sadece devlet desteği ile mi, yoksa “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” anlayışı ile mi hareket edilmesi gerekir?    Yine belli çevrelerin ağzı açıldığı zaman her türlü hakareti reva gördükleri Osmanlı’daki sosyal yardımlaşmayı, dayanışmayı, birbirlerinin dertleri ile dertlenmelerini hatırlayalım.
    Osmanlı’da yardımlar, göstere göstere her türlü reklamı yaparak değil, gizli yapmak esastı. Yani sağ elin verdiğini sol el görmüyordu. İhtiyacı olanlara mahcup olmasınlar diye yardımlar gece yapılırdı. Herkes birbirinin ekonomik ve maddi durumunu bilir, birbirlerine destek olmak için her türlü fedakârlığı yaparlardı. 
    Mesela sadaka taşları vardı. 1,5-2 metre yüksekliğinde basamakları olan taşlar. İhtiyaç sahipleri gece gelir ihtiyacı kadar alırdı. Kimse fazlasını almazdı. Peki, zimen defteri! Borçlunun borcunun yazılı olduğu defter. Durumu iyi olanlar gelir bu defterdeki borçların tamamını veya bir kısmını siler, ne kendisini tanıtır ne de borçlu bunu kimin yaptığını bilirdi. Ya askıda! Askıda ekmek, askıda çay, askıda kahve vs. Yine ihtiyaç sahipleri gelir buradan alırdı. Darülaceze’yi yani yoksullar evini hangimiz unuturuz. Babasız çocukların eğitim görmesi için açılan Darüşşafaka, korumaya muhtaç çocukların kaldığı Darüleytam, Hilal-i Ahmer Cemiyeti yani bugünkü Türk Kızılay’ı ve her alanda faaliyet gösteren vakfiyeler… Bu vakfiyeler arasında bir vakıf var ki her şeyin özeti; 
“Kışın aç kalan hayvanları doyurma vakfı”. Kışın aç kalan hayvanı düşünen bir medeniyet kendi insanı için neler yapmaz? 
    Osmanlı’da oluşan bu yardımlaşmalar, dayanışmalar, bütün bu İnsani ve İslami incelikler, İslami ve ahlaki değerlere, örf ve adetlere bağlı olarak oluşmuştur.
    Elbette, yetim, kimsesiz genç kızları himayesine alan, işine, aşına, eşine sahip ol düsturunu ilke edinen, Türk Kadınını teşkilatlayan, üretim, yardımlaşma ve dayanışma örnekleri veren, tasavvuf ehli olan Fatma Bacının kurduğu, “Anadolu Bacıları Teşkilatı”nı anmadan geçmeyeceğiz. Evin ve toplumun direği olan kadınlarımız, bir kez daha görev ve sorumluluklarını gözden geçirmeleri gerekir. 
    Elbette sosyal devlet anlayışı içeresin de devlet, vatandaşına her türlü desteği vermeli. Bunda bir sıkıntı yok. Ama asıl sıkıntı, biz nasıl bu hale geldik? Umursamaz, sadece kendini düşünen, egoist, bencil, çıkarcı, menfaatperest, insani ve İslami değerlerden fersah fersah uzak.
    Yokluğu, sıkıntıyı, varlığı, acıyı, kederi, sevinci paylaşıyor muyuz? Darda kalmışın ne kadar yanında oluyoruz? Yanı başımızdaki komşumuzun, en yakın akrabalarımızın sıkıntılarından ne kadar haberimiz var veya onlara ne kadar destek oluyoruz? Ne kadar insani ve İslami davranıyoruz? Kendimizi insan olarak, mümin olarak ne kadar sorumlu hissediyoruz? Allah’ın vermiş olduğu nimetleri ne kadar paylaşıyoruz? 
    Anlatacak, yazacak çok şey var. Osmanlı’da sosyal hayat, bugünün modern dünyasına ışık tutan insani ve İslami değerlere göre oluşmuştur. Biz bu değerlerden ne kadar uzaklaşırsak bu günkü duruma düşeriz, ne kadar sahip çıkarsak o günkü sosyal huzur ve refahı yakalarız.
    Rahmet, bereket ve mağfiret ayı olan Ramazan-ı Şerifi idrak ederken bunları bir kez daha düşünme ve tefekkür etme zamanı diye düşünüyorum…
    Selam ve dua ile…
    İsmet Taş – İç Anadolu Birliği Genel Başkanı
    Dünya Muhabirler Birliği Türkiye Başkanı

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73