• BIST 105.037
  • Altın 229,625
  • Dolar 5,4736
  • Euro 6,2115
  • Ankara 4 °C
  • İstanbul 10 °C
  • İzmir 10 °C
  • Konya 5 °C

Yabancılaşma ve taraftar olgusu

Hüseyin Çolak

Yabancılaşma kavramı, Sosyoloji biliminin alanına girerken bir yandan Psikoloji bilimini de yakından ilgilendiriyor. Kendine yabancılaşma, yerel değerlerine yabancılaşma, köklerine yabancılaşma, inanç esaslarına yabancılaşma, davranışsal yabancılaşma… Liste uzayıp gidiyor.

    Kutsal değerlerin kalıtsal/kalıtımsal değerlere dönüştüğü toplumlarda yabancılaşmanın daha sâri ve hızla yayılarak kökleştiğini, kendisine uygun bir zemin bularak müzminleştiğini gözlemlemek mümkündür. Bu itibarla geçişken kültürlerin; ahlaki, dilsel ve davranışsal olarak daha kolay bir yabancılaşma akışkanlığına meylettiğini söylemek iddialı bir sosyolojik tespit olmasa gerektir.

    Bayan/baymayan kavramları üzerinde koparılan fırtına, cinsiyet kavramının insan olgusunun önüne geçtiği ya da tam aksine cinsiyet kavramını yadsıyan algı manevraları hızla cerrahi bir müdahaleye dönüştürülmek istenirken, değerler manzumesine ait çöküş hikâyesinin ayak seslerini de göz ardı etmek, toplumsal bir hakikati inkâr etmek anlamına gelecektir.
    
    Kendine özgü ya da sınıfsal bir hak arama gayreti içine girenler bir başka hakkı yok sayma, ondan rahatsızlık duyma ya da ona hakaret etme hak ve özgürlüğünün sahibi olduklarına kendilerini nasıl ikna edebilmektedirler? Ya da bu dramatik çelişkinin neresinde kendilerini konumlandırmaktadırlar?

    Hız limitlerini zorlayan bir hızla yabancılaşıyoruz çağa, zamana ve güne. Kadraja giren her yeni film karesi henüz gün yüzü görmemiş yeni yüzümüzü sahneliyor insanlığın devasa salonlarında.  Kendimizi taraf görme, bir tarafın taraftarı olma ve fikirsel fanatizm çepeçevre kuşatıyor akıl süzgecimizi, kalbi reflekslerimizi. Bu da asıl görüntünün saklandığı sahne arkasını görmemizi engelliyor ya da zulalanmış niyetleri ıskalamamıza sebep teşkil ediyor.

    Bu derin transformasyon, köktenci değişim ve dönüşüm, yukarıda zikredilen nedenlerle bireye geldiği noktayı unutturabilen bir güçlü yapıya dönüşebiliyor. Suçlu tespitinde ya da yargı çıkarsamasında ‘gömleğin önden mi arkadan mı yırtıldığına’ bakma kriteri yerine ‘kadının beyanı esastır’ hukuki söylemine mahkûm bırakıyor dilimizi, belki de kalbimizi. 

    Yediklerini değil yediklerinin resmini paylaşmakla infak sorununu çözen, paylaşma kültürüne yeni bir boyut ve buut kazandıran, resimli kandil mesajları ile kandil gecesini ihya ettiğini düşünen özgün bir “taraftar” kimliği çıkıyor karşımıza. Öte yandan, bu yanılsamanın tam karşısında yer alıp bu kez, infakı da kandili de yadsıyan, yok sayan yeni bir manevi damar yolu açıyorlar bağışıklık sistemi zayıflayan bedenimizde. 

    Yalnız ‘başı örten’ örtülerin yılmaz savunucusu olmakla, örtüden ziyade fenomen yönünü önceleyen, moda tasarımı renk ve kreasyonlarını vizyona sunan algıların vitrin mankenliğini yapmak da ayrı bir “taraftar” kimliğine bürünüyor yabancılaşma adına kimi çehrelerde. 

    Kadını ve erkeği öncü kılan ya da önceleyen hiçbir klik, felsefe, inanç sistemi, bu algının alt ve kesişim kümelerini ranta devşiren, piyasa ekonomisi koşulları ile insanın erdemine ölçüt belirleyen hiçbir paradigma, yerele dayandırılamaz. Buna karşın bütün bu ucuz pazar döngüsü kurguların, topluma zorla dayatılan zihinsel zorbalıktan ibaret olduğu açıktır.  

    Ezana kulak vermede mütereddit ama ezana çalınan ıslık karşısında yoğun bir refleksle tepki veren anlayışı da ‘hala köklerine bağlı kalma’ kategorisi içine girdirme çabalarından çok bu ‘taraftar’ olgusu ve anlık tepkisi ile değerlendirmek daha sağlıklı bir yaklaşım gibi görünüyor. 

    İki tribünü karşı karşıya getirme gayretlerinin doğal mecrasında sürüklenen üçüncü bir tribünden sarfı nazar edilir, dikkate alınmazsa yanılgılar zincirine yeni halkaların ekleneceği aşikârdır. Ezanı, sloganik fiil çekimi haline getirenlerle; ezanı, düdük sesi ile ezme gayreti içinde olanları seyreden, küme düşme kaygısı ya da şampiyon olma tasası taşımayan bu üçüncü tribün hızla kalabalıklaşıyor. 
    
    Kalbi ile kalıbı arasındaki makas hızla açılan, samimiyet mesafelerinin enlem ve boylamları alabildiğine genişleyen yeni bir kavim türü, insan prototipi ile imtihana tabi tutuluyoruz bu yabancılaşma çağının tam ortasında. Şair İsmet ÖZEL, felsefenin kendine özgü diliyle belki de bu durumu kayıt altına alır Esenlik Bildirisi şiirinde;

“Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın
ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir”.  

Usul bilmeyen vusul yolcuları kıymete bindikçe yabancılaşma da ‘taraftar’ olma da hızla metastaz yapıyor toplum bedeninde. “Şüphesiz biz, toprağın; onlardan neleri eksilttiğini bilmekteyiz” (50/4) diyen bir uyarıcının kulakları sağır eden uyarısı dururken elimizden düşürmediğimiz kitapta.  


 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73