Influencer hayatı

Influencer hayatı

Bir zamanlar çocuklara “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorulduğunda doktor, öğretmen, mühendis gibi cevaplar alınırdı.

Şimdi aynı soru sorulduğunda birçok çocuk tereddütsüz şekilde “Influencer olacağım” diyor. Çünkü ekranın diğer tarafında görünen hayat parlak, özgür ve zahmetsiz gibi duruyor. Oysa görünen ile gerçeğin arasındaki mesafe, çoğu zaman bir filtreden çok daha fazlası.

Influencer hayatı dışarıdan bakıldığında sürekli tatil, sürekli hediye paketleri, güzel kıyafetler ve kusursuz mekanlar demek. Sabah kahvesi bile estetik bir kompozisyonun parçası. Ancak o kahve soğuyana kadar onlarca kare çekildiğini, doğru ışık için perde açılıp kapandığını, paylaşımdan önce uzun uzun düzenleme yapıldığını pek kimse düşünmüyor. Bir fotoğraf bazen yarım saatlik değil, saatler süren bir emeğin sonucu oluyor. Bu hayatın en belirgin özelliği mesainin hiç bitmemesi. Influencer için hafta sonu yok, resmi tatil yok, “Bugün izinliyim” deme lüksü yok. Çünkü algoritma dinlenmiyor. Bir gün paylaşım yapmadığınızda erişim düşüyor, iki gün ara verdiğinizde görünürlük azalıyor. Sürekli üretmek zorundasınız. Sürekli görünür olmak zorundasınız. Görünmez olduğunuz an unutulma korkusu başlıyor. Bir de işin psikolojik tarafı var. Yüzlerce olumlu yorumun arasından tek bir olumsuz yorum insanın aklında kalabiliyor. Tanımadığınız insanların dış görünüşünüzü, evinizi, eşinizi, anneliğinizi ya da yaşam tarzınızı acımasızca eleştirmesi sıradan bir durum haline geliyor. Eleştiri ile hakaret arasındaki çizgi çoğu zaman silikleşiyor. Dijital dünyanın linç kültürü, bir anda insanı hedef haline getirebiliyor. Ekonomik yönü ise sanıldığı kadar sabit değil. Dışarıdan “kolay para” gibi görünen sponsorluk anlaşmaları aslında düzensiz ve belirsiz. Bir ay çok iyi kazanç sağlanırken diğer ay neredeyse hiç iş gelmeyebiliyor. Üstelik gelir, tamamen platforma bağlı. Algoritma değiştiğinde kazanç da değişiyor. Bu da influencer hayatını özgür olduğu kadar kırılgan bir hale getiriyor. Özel hayatın sınırları da bu meslekte farklı. İnsanlar sizi evinizin salonunda, çocuğunuzun doğum gününde, tatilinizde görüyor. Takipçi arttıkça merak da artıyor. Paylaşmadığınız an “Bir sorun mu var?” soruları başlıyor. Sürekli mutlu, sürekli enerjik ve sürekli üretken görünme baskısı oluşuyor. Oysa herkes gibi onların da yorgun olduğu, üzgün olduğu, paylaşmak istemediği günler var. Bununla birlikte influencer hayatı tamamen olumsuz da değil. Özellikle kadınlar için evden üretim yaparak gelir elde etme imkanı sunan bir alan haline geldi. Kendi markasını kuranlar, el emeğini duyuranlar, küçük işletmesini büyütenler var. Dijital dünya birçok kişiye görünürlük ve ekonomik bağımsızlık sağladı. Yani mesele sadece filtreli fotoğraflar değil; aynı zamanda bir girişimcilik modeli. Belki de asıl soru şu: Influencer hayatı gerçek mi? Evet, gerçek. Ama gördüğümüz haliyle değil. O hayatın içinde emek var, stres var, belirsizlik var. Parlak görünen karelerin arkasında planlama, strateji ve çoğu zaman kaygı var. Yeni dünyanın meslekleri klasik tanımlara sığmıyor. Influencer olmak da bu çağın ürettiği bir kariyer biçimi. Kimileri için geçici bir heves, kimileri için ciddi bir iş modeli. Ancak kesin olan bir şey var: Ekranda gördüğümüz hayatın tamamı hayatın kendisi değil.

Belki de izlerken şunu hatırlamak gerekiyor: Sosyal medyada gördüğümüz her şey bir seçki. Kimse hayatının tamamını paylaşmıyor. Ve hiçbir hayat, bir kareye sığacak kadar kusursuz değil.

 Muhabir
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.