“Kalbin huzuru Allah’a yönelmekte”
İnsanın manevi dünyasında huzur, dua, şükür ve tevekkülün önemine dikkat çekilirken, gerçek sükûnet, Allah’la kurulan bağda bulunuyor.
İnsan, günlük hayatın telaşı içinde mutluluğu çoğu zaman maddi imkânlarda, başarıda ve çevresinden gördüğü ilgide arıyor. Oysa gönül huzurunun yalnızca dünyalık kazanımlarla sağlanamayacağına işaret edilerek kalbin Allah’a yönelmesinin, nimetler karşısında şükretmenin ve zorluklar karşısında sabırlı olmanın önemi öne çıkıyor.
KALBİN KIBLESİ ALLAH’A YÖNELMEK
İnsan hayatı boyunca birçok yöne bakar, birçok şeyin peşinden gider. Kimi zaman dünyalıkların, kimi zaman insanların beğenisinin, kimi zaman da bitmek bilmeyen arzularının peşinde koşar. Fakat bütün bu koşuşturmanın içinde insanın kendisine sorması gereken önemli bir soru vardır, Kalbim gerçekten nereye yöneliyor, Kıble, bedenimizin namazda yöneldiği istikamettir. Fakat insanın bir de görünmeyen kıblesi vardır, Kalbin yönü. Kalp neye bağlanıyorsa, insanın hayatı da zamanla onun etrafında şekillenir. Kuran’ı Kerim’de, Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur. buyrulur. (Ra’d, 13/28) Bu ayet bize huzurun adresini gösterir. İnsan bazen huzuru malda, makamda, başarıda veya insanların sevgisinde arar. Bunların hiçbiri kötü değildir, ancak kalbin asıl sahibi ve sığınağı bunlar olduğunda insanın iç dünyasında bir boşluk oluşur. Çünkü dünya, kalbi doyurabilecek kadar büyük değildir. İnsan ne kadar kazanırsa kazansın daha fazlasını isteyebilir. Ne kadar takdir edilirse edilsin daha fazla beğenilmek isteyebilir. Ne kadar rahat ederse etsin başka bir endişenin kapısını aralayabilir. İşte tam da burada insanın Rabbine yönelmesi gerekir. Allah’a yönelmek, dünyadan elini eteğini çekmek değildir. Çalışırken Allah’ı unutmamak, nimetlere sahip olduğunda şükretmek, sıkıntıya düştüğünde isyan yerine sabrı seçmek ve her durumda Rabbine güvenebilmektir. Kalbin Allah’a yönelmesi, yalnızca dilimizle Allah demekle de sınırlı değildir. Asıl mesele, Allah’ın razı olacağı bir hayat yaşamaya gayret etmektir. Bir yetimin başını okşamak, bir gönlü incitmemek, kul hakkından sakınmak, anne babaya iyilik etmek, ihtiyaç sahibine yardım etmek ve kimsenin görmediği yerde de iyiliği tercih etmek Bunların her biri kalbin Rabbine yöneldiğinin işaretlerindendir. Bazen hayat bizi yorar. Dualarımızın kabul olmadığını düşündüğümüz, kapıların yüzümüze kapandığını hissettiğimiz zamanlar olur. Oysa belki de o anlar, kalbimizin gerçek sahibini hatırlaması için bir fırsattır. İnsan bütün kapıların kapandığını düşündüğünde Allah’ın kapısının açık olduğunu bilmelidir. Bir secde, bazen uzun cümlelerin anlatamadığını anlatır. Bir dua, insanın içindeki yükü hafifletir. Gözyaşıyla yapılan bir yakarış, kalbi yeniden diriltebilir. Çünkü insan Rabbine yöneldiğinde yalnızca dua etmiş olmaz, aynı zamanda kendisinin aciz, Allah’ın ise kudret sahibi olduğunu kabul eder. Kalbin kıblesini doğru belirleyen insan, dünyanın değişen şartları karşısında daha sağlam durabilir. Çünkü bilir ki insanların sevgisi değişebilir, makamlar elden gidebilir, servet azalabilir, sağlık bozulabilir, fakat Allah’ın rahmeti ve merhameti her zaman kuluna açıktır. Rabbimiz bizleri, gönlü kendisine bağlı kullarından eylesin. Kalplerimizi dünya sevgisinin esiri olmaktan korusun. Her adımımızda O’nun rızasını gözetmeyi, darda kaldığımızda O’na sığınmayı, nimet verdiğinde şükretmeyi ve hayatımızın her anında O’na yönelmeyi bizlere nasip etsin.
HER HALİMİZ İLE ALLAH’A MUHTACIZ
İnsan, hayatının bazı dönemlerinde kendisini güçlü ve yeterli hisseder. Sağlığı yerindeyken, işleri yolundayken, sevdikleri yanındayken her şeyi kendi gücüyle başarabileceğini düşünür. Oysa insanın gerçek hâli, sahip olduklarından çok, ne kadar muhtaç olduğunu fark ettiği anlarda ortaya çıkar. Bizler her hâlimizle Allah’a muhtacız. Kuran’ı Kerim’de şöyle buyrulur, Ey insanlar, Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye layıktır. (Fâtır, 35/15) Bu ayet, insanın hakikatini bize açıkça hatırlatır. Sağlığımız O’nun bir nimeti, aldığımız her nefes O’nun lütfu, sahip olduğumuz her imkân O’nun ikramıdır. Bazen sağlığımız yerindeyken şükretmeyi unutuyoruz. Bir hastalık kapımızı çaldığında sağlığın ne büyük nimet olduğunu anlıyoruz. Sevdiklerimiz yanımızdayken onların kıymetini yeterince bilemeyebiliyoruz. Bir ayrılık yaşadığımızda ise onların aslında bize emanet edildiğini fark ediyoruz. İnsan, sahip olduğu nimetleri kendi gücüyle elde ettiğini düşündükçe gaflete düşebilir. Oysa bir sabah gözlerimizi açabilmek bile başlı başına büyük bir nimettir. Nefes alıyorsak, Allah’ın lütfüyla alıyoruz, Yürüyebiliyorsak, Allah’ın izniyle yürüyoruz, Sevebiliyorsak, Allah’ın kalbimize verdiği imkânla seviyoruz, Dua edebiliyorsak, yine O’nun bize açtığı bir kapıdan geçiyoruz, Öyleyse insan neden kibirlenir Elimizdeki mal, makam, güç ve imkânlar bize aitmiş gibi davranmak ne kadar doğru, Bugün sahip olduğumuz şeylerin yarın elimizden çıkmayacağını kim garanti edebilir, İnsan, aslında baştan sona bir emanettir. Sahip olduğu her şey de bir emanettir. Bu nedenle mümin, nimete kavuştuğunda şükreder sıkıntıya düştüğünde sabreder, karar vermesi gerektiğinde Allah’a danışır, çaresiz kaldığında O’na sığınır. Çünkü bilir ki Allah’a muhtaç olmak bir eksiklik değil, insan olmanın gerçeğidir. Ellerimizi Semaya kaldırıp Rabbim dediğimizde aslında şunu itiraf ederiz: Ben her şeye gücüm yeten biri değilim. Sana ihtiyacım var. Bazen bir hastalıkta şifa isteriz. Bazen bir sıkıntıda ferahlık Bazen ailemiz için, çocuklarımız için, sevdiklerimiz için dua ederiz. Bazen de kelimeler tükenir ve yalnızca ellerimizi açıp sessizce Allah’a yöneliriz. İşte o an insan, Rabbine ne kadar muhtaç olduğunu daha derinden hisseder. Fakat Allah’a olan ihtiyacımız yalnızca zor zamanlarla sınırlı değildir. Mutlu olduğumuzda da O’na muhtacız. Başarılı olduğumuzda da Sağlıklıyken de Bolluk içindeyken de Rabbimiz Kuran’ı Kerim’de, Şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım buyurur. İbrahim, 14/7 İnsan Allah’a muhtaçtır, Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir. Bizim en büyük zenginliğimiz de Rabbimize muhtaç olduğumuzu bilmektir.
ALLAH’A AÇILAN ELLER BOŞ DÖNMEZ
İnsan bazen öyle zamanlardan geçer ki anlatacak sözü, paylaşacak kimsesi, derdini taşıyacak gücü kalmaz. İşte o anlarda insanın gönlü, kendisini her hâliyle bilen Rabbine yönelir. Eller Sema’ya açılır ve dudaklardan birkaç kelime dökülür, Allah’ım Belki uzun konuşamayız. Belki ne isteyeceğimizi bilemeyiz. Ama biliriz ki Allah, kalbimizden geçeni de sessizce döktüğümüz gözyaşını da bilir. Dua, kulun Rabbine açılan kapısıdır. Kuran’ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur, Bana dua edin, size karşılık vereyim. (Mümin, 40/60) Bu ayet, mümin için büyük bir umut kapısıdır. Çünkü dua eden insan, aslında yalnız olmadığını hatırlar. Derdini Allah’a anlatan kişi, yükünü en güçlü makama emanet etmiş olur. Ancak bazen dua ederiz ve istediğimiz şey hemen gerçekleşmez. O zaman Duam kabul olmadı. diye düşünürüz. Oysa biz yalnızca istediğimizi görürüz, Allah ise bizim göremediğimiz geçmişi, bugünü ve geleceği bilir. Belki istediğimiz şey bizim için hayırlı değildir. Belki zamanı henüz gelmemiştir. Belki Allah, istediğimizden daha güzel bir karşılık hazırlamaktadır. Bu yüzden dua ederken yalnızca Rabbim, bana bunu ver demek yerine, Rabbim, benim için hayırlı olanı nasip et. diyebilmek gerekir. Çünkü kulluk, Allah’ın bizim istediğimizi yapması değil, bizim O’nun hikmetine ve rahmetine güvenmemizdir. Dua etmek, yalnızca sıkıntılı zamanlarda yapılacak bir ibadet değildir. Sağlıklıyken de dua etmeliyiz. Soframız varken de, sevdiklerimiz yanımızdayken de, işlerimiz yolundayken de ellerimizi Rabbimize açmalıyız. Çünkü Allah’a sadece darda kaldığımızda yönelmek değil, her hâlimizde O’nu hatırlamak kulluğun güzelliğidir. Bazen bir annenin evladı için ettiği dua, bazen bir babanın ailesi için yaptığı yakarış, bazen gecenin sessizliğinde bir kulun Rabbine döktüğü gözyaşıdır dua Ellerimizi Semaya kaldırdığımızda bilmeliyiz ki bizi işiten bir Rabbimiz var. O, kullarına karşı merhametlidir. Bazen istediğimizi verir, bazen daha hayırlısını nasip eder, bazen de bir sıkıntıyı bizden uzaklaştırır. Biz ise her durumda Rabbimizin rahmetine güvenmeye devam ederiz. Rabbim, ellerimizi Sana açan, gönüllerimizi Sana bağlayan ve dualarımızı hayırlısıyla kabul eyleyen kullarından eylesin.
MANEVİ HUZURUN ANAHTARI
Hayatın telaşı içinde çoğu zaman huzuru yanlış yerlerde arıyoruz. Daha çok kazanmak, daha iyi bir hayat kurmak, daha fazla imkâna sahip olmak Oysa insanın sahip oldukları arttıkça gönlündeki huzurun da aynı ölçüde artacağını söylemek mümkün değildir. Çünkü huzur, yalnızca dünyalık imkânlarla elde edilen bir nimet değildir. Huzurun asıl adresi gönüldür. Kuran’ı Kerim’de, Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur. (Ra’d, 13/28) buyrulur. Bu ayet, insanın iç dünyasındaki en büyük ihtiyacı açıkça ortaya koyar, Kalbin Allah ile bağını güçlendirmek. İnsan bazen kalabalıkların içinde yalnız, sahip olduklarının arasında eksik, gülümserken bile içten içe yorgun hissedebilir. Çünkü bedenin ihtiyaçları kadar ruhun da ihtiyaçları vardır. Nasıl ki beden susuz kaldığında su ararsa, gönül de anlam, güven ve sükûnet arar. İşte manevi huzurun anahtarı, Rabbimizle kurduğumuz samimi bağda gizlidir. Manevi huzur, hayatımızda hiç problem yaşamamak anlamına gelmez. Asıl huzur, problemlerin ortasında bile Allah’ın bizi yalnız bırakmadığına inanabilmektir. Bazen beklediğimiz bir haber gelmez, işler istediğimiz gibi gitmez, sevdiklerimizle imtihan oluruz. Böyle zamanlarda insanın tutunacağı en sağlam dal, Allah’a olan güvenidir. Tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Elimizden gelen gayreti gösterdikten sonra sonucu Allah’a bırakabilmektir. Çünkü insanın görevi çabalamak; neticeyi takdir etmek ise Allah’a aittir. Dünya bize sürekli Daha fazlasına sahip olursan mutlu olursun. diyor. Kuran ise bize kalbin gerçek huzur kaynağını hatırlatıyor, Allah’ı anmak, O’na güvenmek ve O’nun rızasını gözeterek yaşamaya çalışmak. Öyleyse huzuru sadece şartların değişmesinde aramayalım. Önce gönlümüzü değiştirmeye çalışalım. Çünkü bazen hayatın değişmesini beklerken asıl değişmesi gerekenin bakışımız, beklentilerimiz ve Rabbimizle olan bağımız olduğunu fark ederiz. Huzurun anahtarı her zaman hayatın kapısını değil, gönlün kapısını açar.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.