• BIST 98.415
  • Altın 277,449
  • Dolar 5,7824
  • Euro 6,4409
  • Ankara 22 °C
  • İstanbul 21 °C
  • İzmir 25 °C
  • Konya 21 °C

Bu ayıp hepimize yeter

Selçuk  YILDIRIM

Bir günde iki farklı şehirde iki utanç verici olay. Bu olayların ortak noktası ise olayın mağdurlarının engelli vatandaşlar olması. 
İlki güzel ülkemizin başkenti Ankara’da cereyan etti maalesef, görme engelli bir vatandaş gözü dönmüş arsızlar tarafından evin içerisinde ayakları ve kolları bağlanarak darp ve gasp edildi ve atkıyla boğularak öldürülmeye çalışıldı. 
Diğer olay ise adli olayları ile akıllarımıza kazınan Adana’da meydana geldi. Buradaki olay ise en az Ankara’daki kadar vahim. İşitme engelli genç dolmuş içerisinde biri sözüm ona tıp fakültesi öğrencisi 4 şehir magandası tarafından diğer yolcuların gözleri önünde darp ediliyor, hem de feci şekilde.
Bu iki olayı özetledikten sonra naçizane bir iki değerlendirme yapmayı kendimde hak görüyorum. Efendim insanı insan yapan şey onun nefsi ve nefsiyle olan mücadelesinde ulaştığı başarıdır. Yani insan nefsine galip geldiği ölçüde kamil insan olmayı başarır. İnsanın nefsiyle olan mücadelesi ise Hz. Adem’den günümüze kadar gelen bir olgudur. Nitekim Kabil Habil’i nefsine yenik düştüğü için katletmiştir. Kamil insan deyince aklınıza hemen İslam inancı gelmesin, insanlık hangi dine, hangi inanışa mensup olursa olsun insanın dünyadaki en büyük rakibi kendi nefsidir. Örneğin Budizm’de ilk öğretilerin başından nefsin terbiyesi yatar. Nefis sürekli kontrol altında tutulması gereken bir öge konumundadır. Buradan hareketle insanlık bu nefis terbiyesini iki yolla mümkün kılabilmektedir. 
İlki Allah korkusudur. İnsan yaratıcısından korktuğu için nefsi arzularının önüne geçer ve yapabileceği kötü şeylerden kendi alıkoyar ve bunları yapmaz. Bu sayede toplum içinde yaşamını devam ettirir. 
İkincisi ise ister Allah inancı olsun, ister olmasın insanın korktuğu şey kanunlardır. İnsanlar tarafından yazılmış kanunlar, daha doğrusu kanunların getirdiği cezai yaptırımlardır.
Şimdi yukarda bütün anlattıklarımın bu iki darp olayı ile alakası ise, günümüz insanının artık hiçbir şeyden korkmadığıdır. Eğer bir insan Allah’tan ( gerçek manada ) korkuyor olsa yaşlı ve görme engelli bir adamı ilk başta dolandırmaya, gasp etmeye, en sonunda da darp etmeye hatta ve hatta öldürmeye yeltenir mi? Ya da dolmuşun içinde seyahat eden 4 maganda durduk yere önce önlerinde oturan işitme engelli gence sataşıp sonra onu hastanelik eder mi? Daha da ilginci bu magandalardan birinin görevi insanların hayatını kurtarmak olan tıp eğitimi alıyor olması. Aynı şehir eşkıyasının bir de sporcu lisansı olması akıllara birçok soruyu aynı anda getirmiyor değil. 
Tamam bu iki olayın faillerinin hiçbir dini inancı olmadığını farz ederek soruyorum bu sefer; görme engelliyi darp edenler kanunlar neticesinde çarptırılacakları cezadan korksalar bu yaşlı adama bu eziyeti yapabilirler mi? 4 şehir eşkıyası kanunlardan korkuyor olsalar o kırılası ellerini işitme engelli gencin suratına kaldırabilirler mi? Her konuda Batı’yı kendine yol edinmiş bir Türkiye olarak neden konu kanunlara geldiğinde onların gösterdiği dirayeti gösterip mağduru mağdur olmadan önce koruyamıyoruz? Her ağzımızı açtığımızda Müslüman olduğumuzu dile getiriyor olsak da, iş İslam’ı yaşamaya geldiğinde kurallarını bir anda unutuveriyoruz?
Adana’daki şehir eşkıyalarının tamamı tutuklandı lakin işin en acı verici tarafı tıp fakültesi okuyan eşkıyanın o fakülteye yalnız matematik ve fen bilimleri biliyor olması ile girebiliyor olması. Nerde kaldı ahlak filtresi, nerde kaldı insana saygı filtresi, nerde kaldı? Soru bankalarında. Bu şahsın okulu bitirip doktor olduğunda karşısına gelecek olan hastaya ne gibi bir merhamet, ne gibi bir nezaket, ne gibi bir saygı göstermesini bekleyebilirsiniz? Trigonometrik denklemlerde mi arayacağız merhameti ya da hücre bölünmesinde mi? Ya da V kuvveti uygulanan bir cismin sürtünmesiz ortamda daimi hızının kaç olduğunda mı? Tabi ki hayır. Çok para kazanacağını düşündüğü için tıp fakültesine giren zihniyetten merhamet beklemek abesle iştigaldir. Düzeltmek için de yapılması gereken de basittir. En hızlı şekilde işleyen mağduriyetleri daha oluşmadan önleyebilecek şekilde düzenlenmiş adalet ve yüksek eğitimin salt pozitif bilimle sınırlandırılmaması. 
İster engelli olsun ister olmasın her gün bu ve buna benzer olaylara şiddet vakalarına şahit oluyoruz, toplum olarak bunlara mani olmak, bunları düzeltmek için hiçbir çaba göstermiyorsak buradan söylüyorum

BU AYIP HEPİMİZE YETER. 
 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73