Yusuf Akoğul

Yusuf Akoğul

Nizam-ı Âlem’e Dair

Nizam-ı Âlem’e Dair

Yaratan Rabbimizin adıyla…

Nizam-ı Âlem; hakikat ölçüsünü kendi hayatına tatbik edenlerin, bu nizamı âleme yayma çabasıdır. Tarık Bin Ziyad'a İspanya'ya geçtikten sonra ilk iş olarak gemileri yaktıran, Melikşah'ın Akdeniz'in köpüklü sularına atıyla yürüyüp "Ya Rabbi, bu denizi önüme çıkarmasaydın, senin adını denizin ötesine yayacaktım"diye haykırtan, 21'lik delikanlı Fatih'e gemilerini karadan yürüttüren, Yavuz'a dünya haritasını açtırıp ta "Bu dünya iki hükümdara dardır." dedirten sevdadır. 

Türkistan’da Ahmet Yesevi Hazretleri’nin yaktığı iman ateşinin adıdır. Yesevi ocağından yetişip Anadolu’nun dört bir yanına yayılan derviş gazilerdir. Vatanı için Allah davası için sevdayla ölüme gidenlerin yüreklerindeki çırpıntıdır...Cihad ülküsü, vatan sevdasıdır. Hindukuş dağlarının barut ve cihad kokusudur. Nizâm-ı Âleme verecek bir can borcu olduktan sonra "Ha yağlı urganda, ha yorganda" diyenlerin ezgisidir...Cahar Dudayev'dir… Şeyh Şamil duruşudur... Aliya İzzet Begoviç'tir...Muhsini tavırdır… Ve bu minvalde sayabileceğimiz daha niceleridir. 

İ'lây-ı Kelimetullah için Nizâm-ı Âlem; ırkları, kavimleri, milletleri ezmeden, inkâr etmeden, zayıflatmadan, bir diğerinin tahakkümüne sokmadan; birer ademoğlu olarak kendi millî şahsiyetleri ve şuurları içinde tutarak; küfürden, batıldan, haramdan arındırarak huzura kavuşturmak demektir. Bütün müminleri ırk-ırk, kavim-kavim, millet-millet İslâm kardeşliği şuuru içinde barışa ve İslâm'a hizmette yarışa davet etmektir. Bir olan Cenab-ı Hakk'ın huzurunda gönüllerin de bir olarak Allah lafzını tüm dünyaya duyurma davasıdır. 

Yüce Allah’ın kanunlarına göre hayatımızı düzenleyen bir toplum iken güçlüydük, adaletliydik, huzurluyduk. 
İnsanların yaşadığı âlemde temel belirleyici Kur'an olursa; Allah'ın nizamı, âleme hakim olur işte Nizâm-ı Âlem budur. Bu dava için mücadele etmek; Kur'an-ı rehber edinerek Allah'ın rızasını kazanmakla olur. 

Elbette büyük bir hak davası olan bu dava; yılmayacak, yorulmayacak, yıkılmayacak, mücadele edebilecek dava adamlarını ister.

Evet bizler Allah'ın birliği ve Kur'an-ı Kerim'in risaleti dışında hiçbir mutlak hakimiyet tanımıyarak, yolunu Hakikat Elçisinin yolu bilen insanlar olmaya, bu davaya talibiz.

Bu dava çilelidir, meşakkatlidir, nice diyetler ödenmiştir. Çekilen onca cefa bizim samimiyetimizden hiçbir şey kaybettirmemekte aksine daha da sadakat ve samimiyetle bizleri bağlamaktadır. 

Dava boş gurur ve hırsların tatmini için yapılan bir koşturmaca değil daha öncelerinde de değindiğimiz gibi hayatımızın her alanını Hakk’a uydurma çabasıdır.

Kavgamız; inancımızın ve imanımızın düşmanlarıyla olacaktır. Cahillikten, yobazlıktan, zalimlere itaata, şartlanmış kölelik anlayışından, taklide meyletmekten, kutsal idealleri dünyevi menfaatler için pazarlamaktan geçen yollar bizim yolumuz olmayacaktır. 

Helâl ve haram kavramlarını dinimizin emrettiği şekilde, önce nefislerimizde tatbik edeceğiz, sonra da başkalarını bu çizgiye çekeceğiz. Burada önemli olan fertlerin bir bir bunu hayatına tatbik etmesidir aksi durumda ise teori savunuculuğundan, nazari mülahazalardan başka bir şey olmayacaktır.

Alperenlik iddiamızın temel düsturu da budur. Buna riayet etmezsek, muvaffakiyetimiz nisbi olur, batıl olur. Halbuki bizler, her türlü kötülükten arınmış, nihaî hedefin yolcularıyız. 

Bizler samimiyetini Allah sevgisinden, vatan sevgisinden, millet sevgisinden alanlarız.
İnşallah bu güzel davaya gönül verenler samimiyetleriyle gönüllere işlerler. Sevdası yüreklere ulaşanlara selam olsun… 
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR