Ayetlerin ışığında adalet, iman ve merhamet

Ayetlerin ışığında adalet, iman ve merhamet

Kur’an-ı Kerim, adaleti hayatın her alanında gözetmeyi, zor zamanlarda imandan vazgeçmemeyi, ölüm ve ahiret bilinciyle yaşamayı, yetim ve öksüzleri koruyup kollamayı emrediyor.

İslam dini, insanın hayatını adalet, merhamet, sabır ve ahiret bilinci üzerine kurmasını öğütlüyor. Nahl suresinin 90’ıncı ayetinde Allah’ın adaleti ve iyiliği emrettiği bildirilirken, Nisa suresinin 135’inci ayetinde kişinin kendi aleyhine bile olsa hakkı gözetmesi isteniyor. Mâide suresinin 8’inci ayeti ise insanlar arasındaki kin ve anlaşmazlıkların adaletsizliğe gerekçe olamayacağını hatırlatıyor. Kehf suresinde yer alan Ashab-ı Kehf kıssası, inançlarını korumak için zorluklara göğüs geren gençlerin Allah’a bağlılığını ve sabrını örnek gösteriyor. Dünya hayatının geçiciliği ve ahiret sorumluluğu, insanın davranışlarına dikkat etmesini gerektirirken Duhâ suresinde yetimlerin korunması, incitilmemesi ve ihtiyaç sahiplerine merhametle yaklaşılması emrediliyor. İslam ahlakında adalet, iman, sabır ve merhamet, toplumsal huzurun ve insan ilişkilerinin temel değerleri arasında bulunuyor.

AYETLER IŞIĞINDA ADALET

Adalet, insanlığın huzurunu ayakta tutan en önemli değerlerden biridir. Bir toplumda sevgi, güven, kardeşlik ve barışın kalıcı olabilmesi, adaletin hayatın her alanında yaşatılmasına bağlıdır. İslam dini de adaleti yalnızca bir yönetim ilkesi olarak değil, insanın kendisine, ailesine, çevresine ve bütün insanlara karşı taşıdığı temel bir sorumluluk olarak ele alır. Yüce Allah, Kuran’ı Kerim’de şöyle buyurur, Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara yardım etmeyi emreder. Nahl suresi, 90. ayet Bu ayet, adaletin İslam ahlakındaki yerini açıkça ortaya koymaktadır. Adalet, hakkı sahibine vermek, doğruyu gözetmek ve hiç kimseye haksızlık etmemektir. İnsan, karar verirken kendi çıkarını değil, hakkı ve hakikati esas almalıdır. Adaletin en önemli sınavlarından biri, sevdiğimiz ve yakınlık duyduğumuz insanlarla ilgili kararlar verirken ortaya çıkar. Bir yakınımız hata yaptığında onu korumak adına gerçeği görmezden gelmek, adalet duygusunu zedeler. Oysa Allah Teâlâ, Nisa suresinin 135. ayetinde müminlere kendilerinin, anne babalarının ve yakınlarının aleyhine bile olsa adaleti titizlikle ayakta tutmalarını emreder. Böylece adaletin kişisel çıkarların, akrabalık bağlarının ve duyguların üzerinde tutulması gerektiğini bildirir. Adaletin bir diğer önemli yönü de insanın sevmediği kişilere karşı bile tarafsız ve dürüst olabilmesidir. Kuran’ı Kerim’de, Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun bu, takvaya daha uygundur buyrulur Mâide suresi, 8. ayet Bu ilahi uyarı, adaletin yalnızca dostlarımıza karşı değil, anlaşamadığımız ve farklı düşündüğümüz insanlara karşı da korunması gereken bir erdem olduğunu hatırlatır. Peki, adalet yalnızca mahkemelerde, devlet yönetiminde veya büyük kararların alındığı yerlerde mi gereklidir. Elbette hayır Adalet, günlük hayatımızın her anında kendini gösterir. Bir iş yerinde çalışanların emeğinin karşılığını vermek, aile içinde çocuklar arasında hakkaniyetli davranmak, alışverişte dürüst olmak, bir insan hakkında hüküm vermeden önce onu dinlemek ve başkalarının hakkını gözetmek de adaletin birer yansımasıdır. Nitekim Allah Resulü (S.A.V), adalet ve hakkaniyet konusunda insanlığa örnek olmuş haksızlıktan uzak durmayı ve kul haklarına riayet etmeyi öğütlemiştir. Çünkü hak ihlalleri yalnızca maddi kayıplara yol açmaz insanlar arasındaki güveni de zedeler. Bir toplumda haklı olanın değil, güçlü olanın sözünün geçtiği düşüncesi yaygınlaşırsa huzur ve kardeşlik de zarar görür. Kuran’ı Kerim’in adalet çağrısı, insanı vicdanlı olmaya, hakkı gözetmeye ve zulümden uzak durmaya davet eder. Gelin, adaleti yalnızca sözlerimizde değil, davranışlarımızda da yaşatalım. Evimizde, işimizde, ilişkilerimizde ve toplumsal hayatımızda hakkaniyeti esas alalım. Çünkü adaletin hâkim olduğu yerde güven güçlenir, merhamet anlam kazanır ve toplumsal huzurun temelleri sağlamlaşır.

ASHAB-I KEHF KISSASI

İnsanlık tarihi boyunca inançlarını korumak, hakikatten ayrılmamak ve doğru bildikleri yolda yürümek için büyük fedakârlıklarda bulunan insanlar olmuştur. Kuran’ı Kerim’de anlatılan Ashab-ı Kehf kıssası da iman uğruna gösterilen cesaretin, sabrın ve Allah’a duyulan güvenin en dikkat çekici örneklerinden biridir. Ashab-ı Kehf, yani Mağara Arkadaşları, imanlarını korumak için yaşadıkları toplumun baskısından uzaklaşarak bir mağaraya sığınan gençlerin kıssasıdır. Onlar, içinde bulundukları şartlara rağmen inançlarından vazgeçmemiş, hak bildikleri yolda kararlılıkla yürümüşlerdir. İnsanların beklentileri, toplumun baskısı ve karşılaşabilecekleri zorluklar, onların Allah’a olan bağlılıklarını değiştirememiştir. Yüce Allah, Kehf suresinde bu gençleri şöyle anlatır. Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık. Kehf suresi, 13. ayet Bu ayet, gençliğin yalnızca bir yaş dönemi olmadığını aynı zamanda cesaretin, arayışın, ideal sahibi olmanın ve hakikat uğruna mücadele etmenin de bir sembolü olabileceğini gösterir. Ashab-ı Kehf gençleri, inançlarını korumak için zor bir karar vermiş, Allah’a sığınmış ve O’nun rahmetine güvenmişlerdir. İnanç uğruna atılan adım, Allah’ın rahmetine açılan bir kapıdır. Ashab-ı Kehf kıssasının en önemli mesajlarından biri, insanın zor zamanlarda Rabbine yönelmesidir. Gençler mağaraya sığındıklarında şöyle dua etmişlerdir, Ey Rabbimiz Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır. Kehf suresi, 10. ayet Bu dua, yalnızca geçmişte yaşamış gençlerin sözleri olarak görülmemelidir. Hayatın çıkmaza girdiği, insanın kendisini çaresiz hissettiği, doğru ile yanlış arasında zorlandığı anlarda da bu dua bize yol gösterebilir. Çünkü mümin, sebeplere sarılırken kalbini Allah’a bağlar umudunu kaybetmeden O’nun yardımını ister. Kuran’ı Kerim’de bildirildiğine göre Allah, bu gençleri mağarada uzun yıllar uyutmuş, ardından uyandırmıştır. Böylece onların yaşadıkları olay, Allah’ın kudretini ve insanın zaman karşısındaki sınırlılığını gösteren bir ibret hâline gelmiştir. Kehf suresinin 25. ayetinde mağarada üç yüz yıl kaldıkları, buna dokuz yıl daha eklendiği bildirilir. Rabbimiz Ashab-ı Kehf gençleri gibi imanımızda samimi, hakikat karşısında kararlı, zorluklar karşısında sabırlı olmayı bizlere nasip eyle. Kalplerimizi imanla güçlendir, bizleri doğru yoldan ayırma ve rahmetinden mahrum bırakma. Âmin.

ÖLÜM VE AHİRET BİLİNCİ İLE YAŞAMAK

İnsan, dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren bir yolculuğa başlar. Çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık derken ömür denilen sermaye yavaş yavaş tükenir. Kimi zaman sevinçlerle, kimi zaman hüzünlerle geçen bu yolculuğun değişmeyen bir gerçeği vardır, Ölüm. İnsan ne kadar güçlü, zengin veya itibarlı olursa olsun, ölüm gerçeğini değiştiremez. Çünkü ölüm, her canlı için takdir edilmiş ilahi bir hakikattir. Peki, ölüm yalnızca hayatın sona ermesi midir, Yoksa ebedî bir hayatın başlangıcı mıdır, İslam inancına göre dünya hayatı, insanın yaratılış gayesini gerçekleştirdiği, iyilik ve kötülükleriyle imtihan edildiği geçici bir konaktır. Ahiret ise insanın dünyada yaptıklarının karşılığını göreceği ebedî hayatın adıdır. Yüce Allah, Kuran’ı Kerim’de şöyle buyurur, Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ahiret yurdu ise Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız Enâm suresi, 32. ayet Bu ayet, dünya hayatının değersiz olduğunu değil, geçici nimetlerin insanı asıl sorumluluklarından uzaklaştırmaması gerektiğini hatırlatır. İnsan elbette çalışmalı, ailesine bakmalı, helalinden kazanmalı, ilim öğrenmeli ve hayatın güzelliklerinden faydalanmalıdır. Ancak bütün bunları yaparken bir gün Allah’ın huzurunda hesap vereceğini de unutmamalıdır. Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Ankebût suresi, 57. ayet Ölümü hatırlayan insan, kırdığı gönülleri onarmaya çalışır. Haksızlık etmekten kaçınır, kul hakkına daha fazla dikkat eder ve iyilik yapmak için yarını beklemez. Çünkü bilir ki ömür sınırlı, fakat yapılan iyiliklerin değeri büyüktür. Bir gönüle dokunmak, bir yetimin yüzünü güldürmek, ihtiyaç sahibine yardım etmek ve anne babanın duasını almak, dünya hayatını anlamlı kılan güzelliklerdendir. Peygamber Efendimiz (S.A.V), insanın dünya hayatındaki konumunu bir yolcunun konaklamasına benzeterek şöyle buyurmuştur, Dünyada bir garip veya bir yolcu gibi ol Buhârî, Rikāk, 3 Bu hadis, insana dünyaya bağlanırken ahiret’i unutmamayı öğretir. Yolcu, konakladığı yeri kalıcı yurdu sanmaz, ihtiyaçlarını görür, yoluna devam etmek için hazırlanır. Mümin de dünya hayatında sorumluluklarını yerine getirirken ebedî hayat için hazırlık yapar. Ahirete iman etmek, yalnızca ölümden sonraki hayata inanmak değildir. Aynı zamanda insanın her davranışının bir anlam ve sorumluluk taşıdığını kabul etmektir. Söylediğimiz sözler, yaptığımız işler, kazancımız, ilişkilerimiz ve başkalarına karşı tutumumuz bu sorumluluğun bir parçasıdır.

YETİM VE ÖKSÜZLERİ GÖZETMEK

Öyleyse sakın yetimi ezme Duhâ suresi, 9. ayet Hayatta bazı eksiklikler vardır ki hiçbir maddi imkânla bütünüyle giderilemez. Bir çocuğun annesinin şefkatinden, babasının desteğinden mahrum kalması da bunlardan biridir. Küçücük yüreğinde büyük özlemler taşıyan yetim ve öksüz çocuklar, hayatın zorluklarıyla yaşıtlarından çok daha erken tanışabilirler. İşte böyle zamanlarda onlara uzanan bir el, söylenen güzel bir söz ve gösterilen samimi bir merhamet, hayatlarında unutulmaz izler bırakabilir. İslam dini, yetim ve öksüzleri koruyup gözetmeye büyük önem vermiştir. Kuran’ı Kerim’de onların haklarının korunması, mallarının gözetilmesi ve kendilerine iyi davranılması konusunda önemli hükümler ve öğütler yer alır. Çünkü İslam’a göre merhamet, yalnızca kalpte hissedilen bir duygu değil, davranışlarla gösterilmesi gereken ahlaki bir sorumluluktur. Yüce Allah, Kuran’ı Kerim’de şöyle buyurur, Öyleyse sakın yetimi ezme! İsteyeni de azarlama Duhâ suresi, 9-10. ayetler Bu ayetler, insanın güçsüz ve desteğe ihtiyaç duyan kimselere karşı nasıl davranması gerektiğini açıkça ortaya koyar. Yetim bir çocuğun gönlünü incitmemek, onu hor görmemek, ihtiyaçlarını görmezden gelmemek ve kendisini toplumun dışında hissetmesine izin vermemek, dinimizin bizlere yüklediği sorumluluklar arasındadır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), kendisi de küçük yaşta babasını, daha sonra annesini kaybetmiş, yetimliğin ne demek olduğunu bizzat yaşamıştır. Bu sebeple yetimlere karşı gösterdiği şefkat ve merhamet, Müslümanlar için anlamlı bir örnektir. Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur, Ben ve yetime kol kanat geren kimse cennette şöyle yan yana olacağız. Buhârî, Talâk, 2 Peygamberimizin bu müjdesi, yetim gözetmenin İslam ahlakındaki yüksek değerini göstermektedir. Burada söz konusu olan yalnızca bir çocuğun maddi ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Onun eğitimine destek olmak, güven içinde büyümesine katkıda bulunmak, kendisini değerli hissetmesini sağlamak ve geleceğe umutla bakmasına yardımcı olmak da yetim gözetmenin önemli parçalarıdır. Bazen bir çocuğa alınan bir kitap, bazen okul ihtiyaçlarının karşılanması, bazen de sabırla dinlenen bir derdi onun dünyasında büyük bir fark oluşturabilir. Çünkü çocukların ihtiyaçları yalnızca yiyecek, giyecek ve barınmayla sınırlı değildir, sevgiye, ilgiye, güvene ve anlaşılmaya da ihtiyaçları vardır. Kuran’ı Kerim, yetimlerin yalnızca korunmasını değil, haklarının titizlikle gözetilmesini de emreder. Nitekim Nisa suresinin 10. ayetinde yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler ağır bir şekilde uyarılır. Bu uyarı, yetimlerin güçsüzlüğünden faydalanmanın ne kadar büyük bir haksızlık olduğunu ortaya koymaktadır. Yetim bir çocuğun kendisini savunmakta zorlanması, onun hakkının daha az değerli olduğu anlamına gelmez. Aksine, toplumun ve özellikle sorumluluk üstlenen yetişkinlerin onun haklarını korumak için daha dikkatli davranması gerekir. Adalet, yalnızca güçlü olanın hakkını teslim etmek değil, kendisini korumakta zorlanan insanın hakkını da güvence altına almaktır.

 Muhabir
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.