“Dünya geçici, asıl bağ ahirete”

“Dünya geçici, asıl bağ ahirete”

İnsan hayatının merkezine yerleşen mal, makam ve dünya nimetlerinin geçici olduğu vurgulanırken, asıl değerin iman, güzel ameller ve Allah’ın rızasını kazanmak olduğu anlatıldı.

İnsan hayatını sürdürmek için çalışmak, kazanmak, ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak ve geleceği için emek vermek zorunda. Dünya hayatının doğal sorumlulukları arasında yer alan çalışmaların yanında insanın sahip olduklarıyla kurduğu bağın da önem taşıdığı ifade edildi.

Mal, servet, makam, şöhret ve diğer nimetlerin insanın hayatını kolaylaştıran imkânlar olduğu, ancak gönlün merkezine yerleşmeleri halinde insanın sahip olduklarının esiri haline gelebileceği anlatıldı. Dünya hayatının geçici olduğu, insanın yanında götürebileceği en değerli şeylerin iman, güzel davranışlar ve geride bırakılan hayırlar olduğu vurgulandı. İnsanın zaman zaman anlatamadığı sıkıntılar, taşıdığı yükler ve kimseyle paylaşamadığı dertlerle baş başa kaldığı ifade edildi. Secdenin ise insanın bütün dünyevi sıfatlardan sıyrılarak yalnızca kul olduğunu hatırladığı bir an olduğu aktarıldı.

Secdenin bedensel bir hareketin ötesinde, insanın kibirden uzaklaşması ve Rabbine yönelmesi anlamına geldiği belirtildi. Hayatın ağırlaşan yükleri karşısında insanın Allah’a sığınmasının, dua ederek iç dünyasını rahatlatmasının ve teslimiyet duygusunu güçlendirmesinin önemine dikkat çekildi.

KALBİ DÜNYAYA RUHU AHİRETE BAĞLAMAK

İnsan, dünyada yaşarken dünyadan tamamen kopamaz. Çalışacak, kazanacak, evini geçindirecek, sevdikleriyle bir hayat kuracak, geleceği için emek verecektir. Bütün bunlar hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak asıl mesele, dünyaya sahip olmakla dünyaya ait olmak arasındaki farkı anlayabilmektir. Dünya elimizde olabilir, fakat kalbimizde olmamalıdır. Çünkü insanın kalbi neye bağlanırsa, hayatının yönü de oraya doğru çevrilir. Mal, makam, şöhret, servet ve dünya nimetleri insanın elinde birer imkân olduğu sürece değerlidir. Fakat bunlar kalbin merkezine yerleştiğinde insan, sahip olduğu şeylerin sahibi olmaktan çıkar, onların esiri hâline gelir. Kuran’ı Kerim bizlere dünyanın geçici olduğunu hatırlatır. İnsan için asıl ve kalıcı hayatın ahiret hayatı olduğunu bildirir. Bu hakikat, dünyayı terk etmek anlamına gelmez. Aksine dünyayı bir imtihan yeri olarak görmek, sahip olduklarımızı doğru kullanmak ve yaptıklarımızın hesabını vereceğimizi unutmamak anlamına gelir. Öyleyse mesele dünyadan kaçmak değil, dünyaya gerektiği kadar değer vermektir. Bir evimiz olabilir ama gönlümüz evimize mahkûm olmamalıdır. Bir makamımız olabilir ama makamımız bizi büyütmemelidir. Paramız olabilir ama para bize hükmetmemelidir. İnsanların takdirini kazanabiliriz, fakat onların övgüsü, Rabbimizin rızasının önüne geçmemelidir. Çünkü bugün sahip olduğumuz her şey yarın elimizden çıkabilir. Gençliğimiz geçecek, sağlığımız değişecek, servetimiz başkasına kalacak, makamlarımız sona erecek. İnsan, dünyada kendisine emanet edilenlerle bir süre yolculuk yapar ve zamanı geldiğinde hepsini geride bırakır. Yanımızda götürebileceğimiz ise imanımız, güzel amellerimiz ve ardımızda bıraktığımız hayırlardır. Rabbimiz bizlere dünyada huzurla yaşamayı, ahiret’i unutmadan çalışmayı ve kalbimizi geçici olana değil, ebedî olana bağlamayı nasip eylesin. Kalbimiz dünyada, fakat yönümüz ahirete dönük olsun.

SECDEYE DEĞEN ALIN HUZURA KAVUŞAN KALP

İnsan bazen anlatamadığı dertleri içinde taşır. Söyleyemediği sözler, kimseye açamadığı yaralar, geceleri zihnini meşgul eden sorular vardır. Kalabalıkların içinde yalnız hisseder, herkese güçlü görünürken kendi içinde sessizce yorulur. İşte böyle zamanlarda insanın sığınacağı en güvenli limanlardan biri secdedir. Çünkü secde, kulun Rabbine en samimi hâliyle yöneldiği andır. İnsan secdeye vardığında makamını, mevkiini, zenginliğini, şöhretini bir kenara bırakır. Dünyanın bütün sıfatlarından sıyrılır ve yalnızca kul olduğunu hatırlar. Alnını yere koyar, fakat aslında kalbini Rabbine teslim eder. Secde, sadece bedenin yere eğilmesi değildir. Secde, gönlün kibirden uzaklaşmasıdır. Secde, insanın Ben her şeyi kontrol edemem diyebilmesidir. Secde, yüklerini Allah’a arz etmektir. Bazen insanın ihtiyacı uzun uzun konuşmak değil, sessizce Rabbine yönelmektir. Gözlerden süzülen bir damla yaş, kalpten yükselen bir dua, secdede söylenen birkaç kelime insanın iç dünyasında büyük bir değişimin başlangıcı olabilir. Namazın her rükû ve secdesi bize önemli bir hakikati hatırlatır, İnsan ne kadar güçlü görünürse görünsün, Allah’a muhtaçtır. Hayatın yükleri ağırlaştığında secde bize yeniden doğrulmayı öğretir. Çünkü kul, Allah’ın huzurunda eğildikçe hayata karşı daha güçlü durmayı öğrenir. Kuran’ı Kerim’de, Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur. Buyrulması boşuna değildir. İnsan maddi ihtiyaçlarını giderebilir, fakat ruhunun ihtiyacını yalnızca dünya nimetleriyle karşılayamaz.

DUA EDERKEN GERÇEKTEN NE İSTİYORUZ

İnsan, başı sıkıştığında ellerini Sema’ya kaldırır. Bir hastalıkta şifa, bir sıkıntıda ferahlık, bir dertte çıkış yolu ister. Kimi zaman rızık, kimi zaman sağlık, kimi zaman huzur, kimi zaman da gönlünden geçen bir dileğin gerçekleşmesi için dua eder. Peki, hiç kendimize şu soruyu sorduk mu Ben dua ederken gerçekten ne istiyorum Sadece istediğim şeyin gerçekleşmesini mi istiyorum, yoksa Rabbimin benim için hayırlı olanı vermesini mi Dua, insanın Allah ile kurduğu en samimi bağlardan biridir. Kul, duasıyla acizliğini kabul eder ve her şeye gücü yeten Rabbine yönelir. Ellerimizi açtığımızda aslında yalnızca bir şey istemeyiz, aynı zamanda Allah’a olan ihtiyacımızı da dile getiririz. Fakat bazen dualarımızı sadece isteklerimizin listesine dönüştürüyoruz. Şunu ver, bunu ver, şu işim olsun, şu kapı açılsın, şu insan hayatımda olsun. İsteklerimiz bitmek bilmiyor. Oysa dua yalnızca istemek değildir. Dua, aynı zamanda teslimiyettir. Bazen Rabbimizden istediğimiz şey bizim için hayırlı olmayabilir. Biz bir kapının açılması için ısrar ederken Allah o kapının ardında bizi bekleyen sıkıntıyı biliyor olabilir. Biz bir insanın hayatımızda kalmasını isterken Rabbimiz onun bizim için doğru kişi olmadığını biliyor olabilir. Biz geleceği bilmiyoruz. Bugünü bile bütün yönleriyle göremiyoruz. Rabbimiz ise bizim bilmediğimizi bilir. Bu nedenle dua ederken yalnızca Allah’ım, istediğimi ver demek yerine, Allah’ım, benim için hayırlı olanı nasip et diyebilmek büyük bir teslimiyettir. Çünkü bazen istediğimiz şeyin gerçekleşmemesi, duamızın kabul edilmediği anlamına gelmez. Allah işitir. Allah bilir. Allah görür. Ve Allah, kulunun hâlinden haberdardır. Rabbimiz bizlere yalnızca isteyen değil, şükreden, yalnızca bekleyen değil, gayret eden, yalnızca kendi istediğini değil, Rabbimizin rızasını arayan kullarından olmayı nasip eylesin. Dualarımız kabul, gönüllerimiz teslimiyetle huzurlu olsun.

DÜNYA GEÇİCİ HESAP GERÇEK

İnsan dünyaya geldiğinde önünde uzun bir hayat varmış gibi düşünür. Çocukluk geçer, gençlik gelir. Gençlik geçer, yaşlılık kapıyı çalar. Günler birbirini, yıllar birbirini takip eder. Biz ise çoğu zaman hayatın ne kadar hızlı geçtiğinin farkına varmadan yaşamaya devam ederiz. Oysa ömür, bize verilmiş en büyük emanettir. Ve her emanet gibi onun da bir gün hesabı sorulacaktır. Dünya bize kalıcıymış gibi görünür. Evler yaparız, mallar biriktiririz, makamların peşinden koşarız, geleceğimizi planlarız. Elbette insan çalışmalı, helalinden kazanmalı ve dünyadaki sorumluluklarını yerine getirmelidir. Fakat bütün bunları yaparken önemli bir gerçeği unutmamalıdır, Dünya geçicidir, hesap gerçektir. Bugün sahip olduğumuz şeylerin hiçbiri sonsuza kadar bizimle kalmayacak. Bir gün evimizin kapısını başkaları açacak. Bir gün kullandığımız makam koltuğunda başka biri oturacak. Bir gün biriktirdiğimiz malın tasarrufu başkalarının eline geçecek. Ve bir gün, geride bıraktığımız bütün dünya meşguliyetlerinden ayrılıp Rabbimizin huzuruna çıkacağız. İşte o gün insanın yanında malı, makamı, şöhreti değil, yaptığı işler olacaktır. Kuran’ı Kerim bizlere dünya hayatının geçici olduğunu, asıl kalıcı hayatın ahiret olduğunu hatırlatır. Bu hatırlatma dünyayı terk etmemiz için değil, dünyanın bizi kendisine esir etmemesi içindir. Dünya için hazırlık yapıyoruz. Çocuklarımızın geleceği için birikim yapıyoruz. Evimiz için, işimiz için, emekliliğimiz için plan yapıyoruz. Kimimiz gençken, kimimiz yaşlıyken, kimimiz sağlıklıyken, kimimiz hastayken bu dünyadan ayrılacağız. Ne zaman olacağını bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, bunun kaçınılmaz olduğudur. Rabbimiz bizlere dünyayı ahiret’in önüne geçirmeden yaşamayı, ömrümüzü hayırla değerlendirmeyi, kul hakkından sakınmayı ve huzuruna temiz bir kalple çıkmayı nasip eylesin.

 Muhabir
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.