Kalabalıklar arasında kaybolan gönlümüze huzur arayışı

Kalabalıklar arasında kaybolan gönlümüze huzur arayışı

Modern hayatın yoğun temposu, insanları iletişim araçlarıyla birbirine yaklaştırırken gönüllerdeki yalnızlık ve huzursuzluk duygusunu da artırabiliyor. Manevi hayatın güçlendirilmesi için şükür, dua, Kur’an ve iyilik gibi değerler büyük önem taşıyor.

Günümüzde insanlar sosyal çevreleri, telefonları ve dijital platformlar aracılığıyla sürekli iletişim hâlinde bulunuyor. Gün boyunca çok sayıda kişiyle görüşülmesine, mesajlaşılmasına ve farklı içeriklerle karşılaşılmasına rağmen birçok insan, günün sonunda kendisini yalnız ve huzursuz hissedebiliyor. Manevi ihtiyaçların geri planda kalması, söz konusu boşluğun nedenleri arasında gösteriliyor.

Kur’an-ı Kerim’de yer alan “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” ifadesi, insanın iç dünyasında aradığı sükûnetin yalnızca maddi imkânlarla sağlanamayacağına işaret ediyor. Namaz, dua ve Kur’an okumak, kişinin manevi hayatını canlı tutan ibadetler arasında yer alıyor.

KALABALIKLAR İÇİNDE KAYBOLAN RUHUMUZ

Günümüz insanı hiç olmadığı kadar kalabalıkların içinde yaşıyor. Sokaklar insanlarla, telefonlarımız mesajlarla, sosyal medya hesaplarımız paylaşımlarla dolu. Her an birileriyle iletişim hâlindeyiz. Fakat bütün bu kalabalığın ortasında insanın kendisini hiç olmadığı kadar yalnız hissetmesi ne büyük bir tezat. Belki de asıl yalnızlığımız, çevremizde kimsenin olmaması değil, ruhumuzun ihtiyaç duyduğu yakınlığı bulamamasıdır. Gün boyunca yüzlerce insan görüyor, onlarca konuşma yapıyor, sayısız görüntü ve haberle karşılaşıyoruz. Fakat akşam olduğunda içimizde tarif edemediğimiz bir boşluk beliriyor. Çünkü insan yalnızca bedeniyle yaşayan bir varlık değildir. Onun bir de ruhu vardır ve ruhun da kendine has ihtiyaçları Kuran’ı Kerim'de, Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur. Buyrulur. Ra’d, 13/28 Bu ayet, modern insanın yaşadığı huzursuzluğa karşı çok önemli bir hatırlatmadır. Çünkü insan bazen dünyadaki her şeyi çoğaltırken gönlündeki huzuru azaltabilir. Ruhumuzun kaybolduğu yer çoğu zaman dışarıdaki kalabalıklar değil, kendi içimizden uzaklaştığımız anlardır. Namazı sadece yerine getirilmesi gereken bir görev olarak gördüğümüzde, onun ruhumuza sunduğu huzuru kaçırabiliriz. Duayı yalnızca bir şeyler istemenin aracı hâline getirdiğimizde, Allah ile kurduğumuz o samimi bağı zayıflatabiliriz. Kuran’ı sadece okunan bir kitap olarak gördüğümüzde ise onun hayatımıza rehberlik eden yönünü gözden kaçırabiliriz. Oysa ibadet, insanın kendisini yeniden bulabilmesi için bir fırsattır. Secde, insanın dünyadaki bütün unvanlarını geride bırakıp Rabbinin huzurunda kul olduğunu hatırladığı andır. Dua, insanın çaresizliğini kabul ederek sonsuz kudret sahibine yönelmesidir. Tevbe ise insanın hatalarının içinde kaybolmak yerine yeniden ayağa kalkabilmesidir. Belki de bu yüzden zaman zaman kalabalıklardan uzaklaşıp kendimizle baş başa kalmaya ihtiyacımız var. Ve unutmamalıyız ki insanın gerçek huzuru, dünyanın gürültüsünün sustuğu yerde değil, kalbin Allah’a yöneldiği yerde başlar.

KALBİMİZİ NE İLE DOLDURMALIYIZ

İnsan, hayatı boyunca bir şeylerin peşinden koşar. Kimi zaman para, kimi zaman makam, kimi zaman başarı, kimi zaman da insanların takdirini kazanmak için çaba gösterir. Daha güzel bir ev, daha iyi bir araba, daha çok imkân ve daha fazla beğeni Fakat bütün bunlara sahip olduğumuz hâlde içimizde hâlâ bir eksiklik hissediyorsak, belki de asıl soruyu sormamızın zamanı gelmiştir, Kalbimizi ne ile dolduruyoruz Çünkü insanın kalbi boş kalmaz. Bir şeylerle mutlaka dolar. Sevgiyle dolar, umutla dolar, öfkeyle dolar, dünya tutkusu ile dolar veya Allah sevgisiyle dolar. Mesele, kalbimizin boş olup olmaması değil, onu neyin doldurduğudur. Kuran’ı Kerim’de, Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur. Buyrulur. Ra’d, 13/28 Bu ilahi mesaj, insanın gerçek huzurunun maddi imkânların çokluğunda değil, Rabbine olan bağının kuvvetinde olduğunu hatırlatır. Bugün modern insanın en büyük problemlerinden biri belki de budur. Hayatımızı birçok şeyle dolduruyoruz ama gönlümüzü ihmal ediyoruz. Günümüzün büyük bölümünü ekranlara ayırıyoruz. Başkalarının hayatlarını izliyor, onların sahip olduklarıyla kendi hayatımızı kıyaslıyor, daha fazlasını istemeye başlıyoruz. Bir süre sonra elimizde olan nimetleri görmekte zorlanıyoruz. Oysa kalbin huzuru, sahip olduklarımızın sayısıyla değil, sahip olduklarımızın kıymetini bilmekle ilgilidir. Kalbimizi şükürle doldurmalıyız. Şükür, sadece dilimizle Elhamdülillah demekten ibaret değildir. Sahip olduğumuz nimetleri fark etmek, onları doğru yerde kullanmak ve nimetlerin gerçek sahibini unutmamaktır. Sağlığımız, ailemiz, sevdiklerimiz, nefesimiz, güven içinde geçirdiğimiz bir gün bile başlı başına şükür sebebidir. Kalbimizi Kuran’la doldurmalıyız. Kuran sadece okunmak için değil, anlaşılmak ve yaşanmak için gönderilmiştir. Onun mesajlarına kulak verdiğimizde hayatımıza yön verecek bir rehber buluruz. Kalbin karanlığını aydınlatan en güzel ışıklardan biri vahyin ışığıdır. Kalbimizi dua ile diri tutmalıyız. Dua, insanın Rabbine yönelmesidir. Bazen kelimelerimiz yetmez, ne isteyeceğimizi bilemeyiz. Fakat Allah, kalbimizden geçeni bilir. Dua ettiğimizde yalnız olmadığımızı hatırlarız. Sıkıntımızı, korkumuzu, umudumuzu ve beklentimizi Allah’a emanet ederiz.

İYİLİĞİ ERTELEMEYELİM

Hayatın en büyük yanılgılarından biri, iyilik yapmak için her zaman vaktimiz olduğunu düşünmektir. Daha sonra yaparım, Şimdi uygun değil, Biraz daha imkânım olsun, o zaman yardım ederim, Nasıl olsa yarın gider, gönlünü alırım, Bazen bir iyiliği birkaç dakika erteleriz, bazen bir günü, bazen de haftalarca bekleriz. Fakat hayat bize her zaman yarın sözü vermez. Oysa iyilik, zamanı geldiğinde yapılacak bir iş değil, fırsat bulunduğu anda değerlendirilmesi gereken bir güzelliktir. Kuran’ı Kerim’de Rabbimiz, Hayır işlerinde birbirinizle yarışın. buyurur. Bakara, 2/148 Bu ifade, iyiliğin ertelenmemesi gerektiğini bize hatırlatır. Çünkü insanın önüne çıkan her iyilik fırsatı, aslında Allah’ın kendisine sunduğu bir imkândır. Bazen bir iyilik için büyük servetlere ihtiyaç yoktur. Bir yaşlının poşetini taşımak, yolda gördüğümüz bir çöpü yerden almak, ihtiyacı olan birine yardım etmek, bir yetimin başını okşamak, gönlü kırılmış bir insanı arayıp hâlini sormak, anne babamızın elini öpmek, eşimize güzel bir söz söylemek, çocuğumuzu sevgiyle dinlemek, Bunların hepsi iyiliktir. Hatta bazen bir tebessüm bile iyilik olabilir. Peygamber Efendimiz (S.A.V), Kardeşinin yüzüne tebessüm etmen senin için sadakadır. Buyurarak iyiliğin sadece maddi imkânlarla sınırlı olmadığını öğretmiştir. Demek ki iyilik yapmak için zengin olmayı beklememize gerek yoktur. Yeter ki kalbimizde iyilik yapma niyeti olsun.

MERHAMETİN AZALDIĞI BU DÜNYADA MÜSLÜMAN OLMAK

Dünyamız her geçen gün biraz daha kalabalıklaşıyor. İnsanlar birbirine daha kolay ulaşabiliyor, iletişim imkânları artıyor, teknoloji hayatımızın her alanına giriyor. Fakat bütün bu gelişmelere rağmen insanın insana olan merhametinin aynı ölçüde arttığını söylemek ne yazık ki mümkün değil. Acının sıradanlaştığı, başkasının derdinin çoğu zaman bize uzak kaldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bir insanın yaşadığı sıkıntıyı birkaç saniye izleyip ekranı kaydırabiliyoruz. Bir mazlumun gözyaşını görüp birkaç dakika sonra günlük hayatımıza devam edebiliyoruz. Yoksulluk, yalnızlık, savaş, açlık ve çaresizlik görüntüleri hayatımızın bir parçası hâline geliyor. Belki de çağımızın en büyük imtihanlarından biri şudur, Başkalarının acılarına karşı kalbimizi kaybetmemek. Çünkü Müslüman olmak sadece ibadetlerini yerine getirmekten ibaret değildir. Müslüman, aynı zamanda merhametiyle, güzel ahlakıyla, adaletiyle ve insanlara karşı taşıdığı sorumluluk duygusuyla da kendisini göstermelidir. Kuran’ı Kerim’de Rabbimiz, insanlara iyilik yapmayı ve güzel davranmayı emreder. İslam’ın temelinde insanı küçümsememek, muhtacı gözetmek, yetime sahip çıkmak, yoksulu korumak ve gönül kırmamak vardır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) ise merhameti hayatının merkezine koymuştur. Onun hayatına baktığımızda sadece insanlara değil; çocuklara, yaşlılara, yoksullara, yetimlere ve hayvanlara karşı dahi şefkat ve merhamet gösterdiğini görürüz. Bu nedenle merhamet, Müslüman’ın hayatında bir tercih değil, ahlaki bir sorumluluktur.

 Muhabir
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.