Şiddet olayları tırmanıyor: İnsan hayatına dokunan meslekler tehlikede

Şiddet olayları tırmanıyor: İnsan hayatına dokunan meslekler tehlikede

Son yıllarda avukat, öğretmen ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet vakaları büyük bir sorun haline geldi. Uzm. Psk. Tuğana Akyürek, bu meslek gruplarının insanların kırılgan anlarına temas ettiği için daha fazla hedef haline geldiğini belirtti.

Son yıllarda farklı meslek gruplarına yönelik şiddet vakalarında gözlenen artış, bireysel öfke ile açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir sorun haline geldi. Özellikle sağlık çalışanları, öğretmenler, avukatlar ve kamu görevlileri gibi meslek gruplarının daha sık hedef haline gelmesi endişeye neden oluyor. Ulus’a konuşan Uzman Psikolog Tuğana Akyürek, şiddetin temelinde bastırılmış duygular ve toplumsal baskıların bulunduğunu belirterek, “Şiddet, bastırılan duyguların kontrolsüz dönüşüdür” dedi. Ekonomik belirsizlik, adalet algısındaki zedelenme ve gelecek kaygısının bireylerde ciddi bir baskı oluşturduğunu ifade eden Akyürek, bu durumun zamanla öfke patlamalarına yol açtığını kaydetti. Sağlık çalışanları ve avukatların, insanların en kırılgan anlarına temas ettikleri için daha fazla hedef haline geldiğini söyleyen Akyürek, bu süreçte yansıtma gibi savunma mekanizmalarının devreye girdiğini vurguladı. Sosyal medya ve medyada kullanılan dilin şiddeti normalleştirdiğini de ifade eden Akyürek, şiddetin sadece bireysel değil, öğrenilmiş bir davranış olduğunu söyledi.

uzman-psikolog-tugana-akyurek.jpg

“ŞİDDET, BASTIRILAN DUYGULARIN KONTROLSÜZ DÖNÜŞÜDÜR”

Son yıllarda farklı meslek gruplarına yönelik şiddet vakalarında gözlenen artış, sadece bireysel öfke ile açıklanamayacak kadar çok yönlü soruna dönüştü. Yaşanan artışın arkasında daha derinde işleyen bir toplumsal psikoloji bulunduğunu söyleyen Uzman Psikolog Tuğana Akyürek, “Ekonomik belirsizlik, gelecek kaygısı, adalet sistemine dair güvenin zedelenmesi… Tüm bunların hepsi bireyin iç dünyasında ciddi bir baskı oluşturuyor” dedi. İnsan psikolojisinin baskıyı uzun süre taşıyamayacağını vurgulayan Akyürek, “Bir yerden sonra ya içe çöker ya da dışa taşar. Sigmund Freud’un söylediği gibi; ‘Bastırılan her duygu, daha güçlü bir şekilde geri döner’. Bugün gördüğümüz şiddet davranışları da aslında bastırılmış öfkenin kontrolsüz geri dönüşüdür. Yani bu olaylar sadece bir anlık sinir değil. Toplumda biriken, ifade edilemeyen, sağlıklı şekilde boşaltılamayan duyguların birey üzerinden patlaması” diye ekledi.

avukata-siddet.jpg

KIRILGAN ANLARDA ÖFKE SİSTEME YÖNELİYOR

Akyürek, sağlık çalışanları ve avukatların neden daha sık hedef haline geldiğini konusuna değindi. Bu meslek gruplarının insanların en kırılgan anlarına doğrudan temas ettiğini belirten Akyürek, “Sağlık çalışanı hayatla ölüm arasındaki çizgide, avukat ise adalet arayışının tam merkezinde. Bu noktada kişi zaten yüksek kaygı, korku ve belirsizlik içinde oluyor” dedi. İnsan psikolojisinin belirsizliğe tahammül edemediği durumlarda bir “sorumlu” aradığını söyleyen Akyürek, bu noktada devreye savunma mekanizmalarının girdiğini kaydetti. Melanie Klein’ın tarif ettiği savunma mekanizması yansıtmaya dikkat çeken Akyürek, “Kişi içindeki çaresizliği, öfkeyi dışarıya yansıtır. Bu yüzden hedef çoğu zaman karşıdaki kişi değil; onun temsil ettiği sistemdir. Ama ne yazık ki bu öfkenin bedelini birey ödüyor” diye konuştu.

ogretmene-siddet.jpg

EKONOMİK VE SOSYAL STRES ÖFKEYİ ARTIRIYOR

Akyürek, bireysel öfke ile toplumsal düzeyde yaşanan ekonomik ve sosyal stres arasındaki ilişkiye değindi. Bireyin içinde bulunduğu yaşam koşullarının duygusal tepkilerini doğrudan etkilediğini sözlerine ekleyen Akyürek, “Birey, içinde yaşadığı koşullardan bağımsız değil. Ekonomik sıkıntı arttıkça insan kendini daha güvensiz hisseder. Adalet algısı zedelendiğinde ise ‘ne yaparsam yapayım bir şey değişmez’ düşüncesi oluşur. Bu da zamanla birikmiş bir gerilim yaratır. Bu gerilim ya içe döner ya da dışa taşar. Şiddet uygulayan kişiler genellikle bu duyguyu dışa vuran grupta yer alır. Yani öfke çoğu zaman görünen kısım. Altında ise ciddi bir güçsüzlük ve kontrol kaybı hissi vardır” ifadelerini kullandı.

saglikta-siddett.jpg

“ŞİDDET SADECE TEPKİ DEĞİL, ÖĞRENİLMİŞ BİR DAVRANIŞTIR”

Şiddet uygulayan bireylerde bazı ortak psikolojik eğilimlerin görülebildiğini dile getiren Akyürek, her ne kadar genellemenin riskli olduğunu vurgulasa da, bu kişilerde sıkça rastlanan bazı temel özelliklere dikkat çekti. Şiddet eğilimi gösteren bireylerde genellikle dürtü kontrolünde zorluk, düşük stres toleransı, yoğun bir “haksızlığa uğradım” algısı ve empati eksikliği göründüğünü söyleyen Akyürek, “Albert Bandura’nın sosyal öğrenme kuramı burada önemli; ‘Davranışlar gözlem yoluyla öğrenilir.’ Yani şiddet sadece bireysel bir tepki değil; aynı zamanda öğrenilmiş bir davranıştır. Eğer bir toplumda şiddet sık görülüyorsa, birey bunu bir çözüm yöntemi olarak kodlamaya başlar. En kritik nokta şu: bu kişiler çoğu zaman duygularını sağlıklı ifade etmeyi öğrenmemiştir. Öfke, onların tek dili haline gelmiştir” şeklinde konuştu.

MEDYA DİLİ BELİRLEYİCİ ROL OYNUYOR

Sosyal medya ve medyada kullanılan dilin şiddeti normalleştirme üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Akyürek, “Sürekli şiddet içeriklerine maruz kalmak, zamanla duyarsızlaşmaya yol açıyor. İlk başta bizi sarsan bir olay, bir süre sonra sıradan bir akışın parçası haline gelebiliyor” diye ekledi. Medya dilinin bu süreçte belirleyici rol oynadığının altını çizen Akyürek, sözlerini şu cümlelerle noktaladı:

“Olaylar sadece dikkat çekici, hızlı tüketilen bir içerik gibi sunulursa, şiddet hem görünür oluyor hem de farkında olmadan normalleşiyor. Sosyal medyada ise anlık öfke çok hızlı yayılıyor. İnsanlar düşünmeden tepki veriyor, bu da duyguların daha kontrolsüz yaşanmasına neden oluyor. Ben bu soruya biraz da kişisel bir yerden cevap vermek istiyorum. Hatice Kocaefe benim lise arkadaşımdı. Sessiz sakin değil; hayat dolu, gülen, çevresine iyi gelen biriydi. Çalışkandı, kendi yolunu kurmak isteyen biriydi. O yüzden bugün konuştuğumuz şey aslında sadece ‘şiddet’ değil. Yarım kalan bir hayat. Yarım kalan hayaller. Hatice’nin anısına şunu söylemek isterim; Şiddeti sadece konuşarak değil, onu normalleştiren dili fark ederek de durdurabiliriz. Çünkü bir toplum neyi nasıl konuşuyorsa, onu o şekilde yaşamaya başlar.”

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.