• BIST 121.475
  • Altın 294,762
  • Dolar 5,8926
  • Euro 6,5369
  • Ankara 0 °C
  • İstanbul 7 °C
  • İzmir 10 °C
  • Konya 0 °C

2020 Kehanetlerimiz

Muhammed Gömük

2018 ve 2019 yılları için dünyanın yaşayan birkaç siyasal fütüristinden biri olan İbrahim Çetin’le röportajlar yapmış ve siz değerli okurlarımla paylaşmıştım. 2020 yılına günler kala kapısını yine çaldım. 
Gelecekbilim demek olan fütürizmden ve platformumuzun fütürist üyesi İbrahim Çetin’den çok defalar bahsettiğim için bu sefer doğrudan konuya giriyorum.
2019 kehanetleriniz tuttu mu?
2019 için hatırlarsan biri askeri diğeri iktisadi iki önemli uyarıda bulunmuştum (okurlarımız geçmiş röportajları kontrol edebilir). Askeri olan uyarım; Fırat’ın doğusuna mutlaka girilmesi gerektiği, aksi takdirde bunun bedelinin daha büyük ve zorlu bir savaşla ödeneceği yönündeydi. Gerçekten de Fırat’ın doğusuna girilerek çok zaruri bir hamle yapılmış oldu. Bu hamle şimdilik daha büyük savaş ihtimallerini azaltmış görünüyor ama sadece şimdilik. Çünkü yarım bırakılan bir iş var. Operasyonun tüm dış tehditlere rağmen sürdürülmesi gerektiği, yarım bırakılarak büyük yanlış yapıldığı kanaatindeyim. Suriye’nin kuzeyinde oluşan tablo, yeni bir Kıbrıs, yeni bir Ege Adaları gibi on yıllarca sürecek bir uluslararası hukuk ve politika problemine dönüşmüştür.
İktisadi uyarım ise spekülasyonlara aldanıp kimsenin dövize hücum etmemesi yönündeydi. Maalesef bu hususta da haklılığım ortaya çıktı. Sene başındaki Dolar seviyesi ile şimdiki Dolar seviyesi arasında ciddi bir fark göremezsiniz. Doların 8, 9 hatta 10, 11 olacağını iddia eden birtakım ekonomist kılıklı tetikçiler sosyal paylaşım sitelerinden sene boyunca yoğun şekilde spekülatif açıklamalar yaparak halkı kışkırtmaya çalıştı ama hepsinin büyük birer balon olduğu, dahası ekonomik tetikçi olduğu anlaşıldı.
Durgun görünse de güçlüklerle dolu bir 2019 atlattığımızı düşünüyorum. 2020 yılında ekonomi politikamız nasıl olacak, kıtlık mı bolluk mu olacak, tedbir almayı gerektiren durumlar var mı?
2020’nin iktisadi tedbirleri zaten 2019 yılından alınmaya çalışıldı. Yeterli olacak mı, hep birlikte göreceğiz. Ancak ben 2020’nin 2019’a nazaran daha bıçak sırtı geçeceğini düşünüyorum. Küresel ekonomideki gelişmeleri göz önünde tuttuğumuzda döviz ve parite hareketlerinin artık çok da dikkate şayan olmadığı; dikkatlerin altın, gümüş gibi reel karşılığı olan değerlere kaydığı görülmektedir. Piyasa değerinin çok altında işlem gören bir altın realitesi var. Bu yüzden en değerli yatırım ancak ve ancak altındır. Öte yandan blockchain teknoloji ile kripto para kullanımının hızla yaygınlaştığı, sisteme entegre olmaya başladığı görülüyor. Türkiye’nin bu noktada mutlaka atak yapıp kendi kripto para politikasını belirlemesi ve somut adımları atmasında fayda var. Türkiye siber ekonomi teknolojisine ayak uydurursa şimdiki ekonomik handikaplarını bertaraf edebilecek avantajlar dünyasına merhaba diyebilir. Yalnız gerçekten çok akıllı adımlar atmak gerekiyor. Mesela Türkiye’de bol bulunan borun, toryumun, wolframın, bir nebze de uranyum gibi madenlerin karşılık gösterildiği ulusal ama uluslararası olmaya aday kripto para projeleri geliştirilmelidir. Bu yönde çalışma yapanlar desteklenmeli, önleri açılmalıdır. Unutmayalım, Türkiye’nin 6 trilyon Dolar değerinde atıl madeni var. Bunca zenginlik göz önünde tutulduğunda vatandaşların tedirgin olmaması gerekir. Öte yandan kronikleşmiş konjonktürel ekonomik sıkıntılar 80 milyon vatandaşın kaderi olmamalıdır. Ama kaderde varsa böyle bir darlık ki olacak gibi görünüyor, çok da umutsuzluğa düşmemeliyiz.
Doğru anlamışsam konjonktürel ekonomik sıkıntılara maruz kalacağımızı söylüyorsunuz. Orta ve uzun vadeli projeleri bir tarafa koyarsak, 2020 için iktisadi bir Türk vatandaşı nasıl tedbirler almalı?
Yaradılmışların yaşamının özü, karnı acıkınca yemek yemek, vakti gelince ölmektir. Allah hepimize hayırlı ömürler nasip etsin. Ancak hayırlı, sağlıklı, afiyet dolu bir ömür için yediğimize, içtiğimize azami dikkat etmemiz; ama ondan da önce ihtiyacımız olan sağlıklı besinlere erişebilmemiz gerekiyor. Bunun yolu, her vatandaşın ya da ailenin kendine göre iyi kötü bir tarımsal arazisinin olması ve orada elden geldiğince ekip biçmesidir. Meyvemizi sebzemizi bizatihi yetiştirmemiz gereken bir döneme giriyoruz. Aslında çok önceden girdik de bunun zaruret olduğunun anlaşıldığı bir döneme giriyoruz. Köylülerin köyüne küstüğü bir zamanda ironik şekilde şehirlilerin köy merakı doğdu. Bu, çok güzel, çok hayırlı bir merak. Tüm engellere göğüs gererek, az çok demeden dikelim, ekelim, yetiştirelim ve en önemlisi de paylaşalım. Hormonlu, zehirli, ilaçlı pazar ürünlerine, süslü ambalajlara, beş para etmez ilaçlara muhtaç olmayalım. Sağlıklı besinlere erişebilmek, artık bir milli güvenlik meselesine dönüşmüştür. Aile ekonomilerimizi bu gerçek üzerine şekillendirirsek ülke ekonomisindeki sıkıntılar sokaktaki vatandaşı pek de enterese etmeyecektir.
Konuyu biraz değiştireyim, Doğu Akdeniz’de bir deniz savaşı çıkar mı?
Akıl feraset sahibi hiçbir ülke Doğu Akdeniz’de savaş istemez. Bu bölgedeki çok taraflı bir savaş, uzun yıllar sürecek derin yaralara yol açar. İlginçtir ki Doğu Akdeniz’de savaş çıkmaması için caydırıcı bir Türkiye gerekiyor. Yoksa zayıf bir Türkiye’ye savaş açıp topraklarını ve uluslararası haklarını gasbetme konusunda kararlı olan Mısır, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, ABD ve İsrail pusuda bekleyip durmakta. Bu bölgede muhtemel savaşı ancak güçlü bir Türkiye’nin önleyebilecek olması gerçekten çok ilginç ama gerçek tam olarak bu. Güçlü Türkiye’den kastım, şu anki deniz gücünün en az iki katı güce sahip, savunma sanayinde dışa bağımlı olmayan, enerjide dışa bağımlı olmayan, tarımda dışa bağımlı olmayan Türkiye’dir. Türkiye, bu derece güçlü olamadığı ve etkili adımları atmadığı sürece Doğu Akdeniz’de savaş kaçınılmazdır. Tarihi 2020 mi olur bilemem ama hiç beklenmedik bir anda usulca başlayıp çok korkunç boyutlara erişecek şiddetli bir savaş tahmin ediyorum. Türkiye’nin atması gereken adımlar; Kuzey Kıbrıs’la acilen birleşmek, Girit üzerindeki toprak hakkımızı dillendirmeye başlamak, Yunanistan’la aramızdaki vize ve seyahat anlaşmalarını sonlandırmak, Meis Adası gibi yakın adalar başta olmak üzere Ege Adaları ile Türkiye arasındaki her türlü turizm, kültür ve ticaret köprülerini atarak Ege Adalarına dolaylı ambargo uygulamak, ülkedeki göçmenleri mümkün mertebe Ege Adalarına sevk etmek ve karadan denize ve denizaltından denizüstüne füze sistemleri gibi etkili ve milli silahları geliştirmektir. 
2020 yılı penceresinden baktığımızda Türkiye’nin mutlaka alması gereken askeri ve politik önlemler bunlar mıdır?
Türkiye’nin askeri ve hatta politik alanda alması gereken mutlak bir önlem bulunuyor. Bu da haçlı ordusu NATO’dan ayrılmaktır. NATO’ya girdiğinden beri başı beladan kurtulmayan Türkiye bu işi artık daha fazla uzatmamalı. Aksini iddia edenlere, Batı Klübü içinde kalmamız gerektiğini savunanlara dikkat edin, hepsi de süzme Amerikancıdır ve onların politikadan anladığı Amerikan çıkarlarına hizmet etmektir.
Hizmet demişken Türkiye’nin cemaat görünümlü terör odaklarıyla ve diğer tüm terör örgütleriyle mücadelesi 2020’de kararlılıkla sürecek mi yoksa bir gevşeme yaşar mıyız?
İktidar zaten FETÖ ile mücadele konusunda ciddi bir gevşeme göstermektedir. Bu gevşeme devam ederse -ki edecek gibi görünüyor- iç politikada nereden geldiği anlaşılmayan asimetrik taarruzlara maruz kalacağız. Şöyle bir örnek vereyim; FETÖ ile etkin mücadele edilseydi, mesela FETÖ’nün siyasi ayağına neşter vurulsaydı iktidarın bugün Davutoğlucular, Babacancılar, Gülcüler gibi sorunu olmazdı. Vaktiyle gösterilen aşırı müsamahanın ceremesini iktidar mutlaka çekecek ve 2020 yılı da bu çekişmelere fazlasıyla sahne olacak. FETÖ dışı terör örgütleriyle etkin mücadele içinse yine her zaman söylediğimiz üzere teröristi yıldırıp bezdiren, askeri-polisi kamçılayan, hâkimin-savcının işini kolaylaştıran yasal düzenlemeler yapılmalıdır. 
Yeni yılda seçim var mı, genel olarak partilerin durumunu nasıl görüyorsunuz?
Yeni yılda seçim tüm muhalif partilerin özlemini duyduğu, planını yaptığı bir konu ama 2020’de seçim olmayacak. Mevcut süreç, Ak Parti aleyhine ilerliyor görünse de bir müddet sonra inandırıcı bir muhalefet göremeyen seçmen tekrar Ak Partiye kayacak ve Ak Parti’de toparlanma olacaktır. Söz konusu toparlanma süreci iki üç yılı bulur ancak bu süreçte iktidar yönetiminin mutlaka rasyonel önlemler alması, devlet kadrolarını liyakatsiz kimselerden arındırması, arınmak demişken de Bülent Arınç gibi varlığıyla bile oy kaybettiren simaları halkın gözünün önünden çekip enerjik ve vizyon sahibi kadroları ön plana çıkarması elzemdir. İktidar mevcut tabloyu iyi analiz edemeyip aynı hatalarda ısrar ederse önümüzdeki ilk genel seçimin sonu hüsran olur. Umarım benden başka birileri daha Ak Parti yönetimini uyarıyordur.
Fütürist İbrahim Çetin’le röportajımızı burada sonlandırıyorum; zira gazetede bana ayrılan köşeyi fazlasıyla doldurmuş olmalıyım. Ancak ben şanslı bir kimse olarak kendisiyle sohbetime off the record devam edeceğim. Şimdilik bu kadar değerli okurlar. Cümleten hayırlı, uğurlu, sağlıklı, neşeli bir 2020 diliyorum. Yeni yılda görüşmek üzere…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73