Yusuf Akoğul

Yusuf Akoğul

AB Düşüncesinde Somut Adımlar 

AB Düşüncesinde Somut Adımlar 

Pan Avrupa Hareketi’nin yanı sıra, 1926’da Cenevre’de kurulan Avrupa İşbirliği Derneği adlı bir başka örgüt de “Birleşik Avrupa” düşüncesinin yayılmasını sağladı. Ardından 1929’da Fransa Dışişleri Bakanı Aristide Briand, Milletler Cemiyeti içinde “Avrupa Federal Birliği” adıyla bir birim kurulmasını önerdi. İngiliz devlet adamı Winston

Churchill ise 1930 ve 1938’de yazdığı iki makaleyle, Avrupa Birleşik Devletlerinin oluşturulmasını savundu.
İkinci Dünya Savaşı’nın Avrupa’ya verdiği büyük zarar ve neden olduğu ekonomik çöküşün ardından, Avrupa bütünleşme süreci artık kurumsallaşma dönemine girecektir. Savaşın ardından Antiero Spinelli’nin girişimleriyle, çeşitli örgütler tarafından düzenlenen toplantılarda Birleşik Avrupa hedefine nasıl ulaşılabileceği tartışılacaktır.

Avrupa Birliği’ni oluşturma fikri ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ciddi bir fikir olarak gündeme geldi. Bu düşünce kısmen Fransa ve Almanya arasında uzun zamandır süregelen mücadeleyi ortadan kaldırmaya, kısmen gelecekte Almanya’yı kontrol altında tutmaya, kısmen de Komünizm ve Sovyetler Birliği tehdidine karşı mücadele etmeye yönelik bir çabaydı. Öncelikle, Avrupa’da iç ve dış tehditlere karşılık verebilecek bir ittifak arayışı başladı. İttifak arayışı sırasında tekrar öne çıkan Avrupa’da birlik oluşturulması fikri, büyük ölçüde ABD tarafından 1947’de Marshall Planı aracılığıyla gerçekleştirilmek istenen hatta dayatılan bir fikirdi.

Amerikalılara göre İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği büyük yıkım Avrupa’da kargaşa yaratmış, bu nedenle komünistler ve dolayısıyla Sovyetler Birliği yükselişe geçmişti. Sovyet yayılması karşısında, Avrupa maddi ve manevi olarak güçlendirilmeliydi. Avrupa ekonomik olarak kendi ayakları üstünde durabilirse siyasal olarak da bağımsızlığını koruyabilirdi. ABD bu noktada İngiltere, Almanya ve Fransa’yı ve sonra tüm Avrupa’yı artan bir biçimde siyasal ve ekonomik olarak işbirliği içine sokmak, böylece bütünleşmiş bir Avrupa yaratarak Sovyet ilerlemesini durdurmak istiyordu. Alım gücü yok olan Avrupa, ABD üretimini ve ekonomisini de etkilemekteydi.

ABD’nin Avrupa bütünleşmesine ivme kazandırmasıyla birlikte, bu yolda ilk somut ve büyük adım, 1951’de uluslarüstü bir kurum olan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun (AKÇT) kurulmasıyla atıldı. Bunu 1957’de, yine Avrupa ülkeleri arasında ekonomik bütünleşmeyi hedefleyen AET’nin (Ortak Pazar) kuruluşu izledi. Ancak Avrupa’da askeri bütünleşmeyi hedefleyen Avrupa Savunma Topluluğu kurma çabası, bu tasarı 1954’te Fransa Ulusal Meclisi’nde reddedilince hüsranla sonuçlandı. Böylece, Fransızların hazırladığı Avrupa Savunma Topluluğu projesi yine Fransızların olumsuz yaklaşımı nedeniyle reddedilmiş ve Avrupa Savunma Topluluğu’yla birlikte Avrupa Siyasi Topluluğu kurma tasarısı da eşzamanlı olarak ortadan kalkmış oluyordu.

Özetle ekonomik bütünleşme yolunda atılan başarılı adımların aksine Avrupa’da uzun yıllar dış politika, güvenlik ve savunma politikası konusunda atılan adımlar başarısız girişimler olarak kaldı. Ekonomik, sosyal ve kültürel bütünleşme adım adım derinleşirken Avrupa ortak dış politikası oluşturma çabaları her dönemde ulusal hükümetlerin direnciyle karşılaşmıştır. Buna karşın, Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve Soğuk Savaş’ın sona ermesi güvenlik, savunma ve dış politika alanında bütünleşme için Avrupa açısından yeni fırsatları da beraberinde getirmiştir. Nihayet AB’yi kuran Maastricht Antlaşması ise Avrupa tarihinde başlı başına bir dönüm noktası olmuştur.

Ekonomik Bütünleşme - Siyasal Bütünleşme
Avrupa Birliği, yüzyılları kapsayan bir rüyanın gerçeğe dönüşmesi demektir. Bu rüya ancak 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’yı tehdit eden ortak bir düşmanın (SSCB) var olduğu iki kutuplu bir uluslararası ortamda, ABD’nin büyük maddi desteği ve zorlamasıyla aralarındaki düşmanlığa son veren Fransa ve Batı Almanya’nın önderliğinde Avrupa’ya barış tohumları ekilmesiyle ancak mümkün olabilmiştir.

AB kurulduğundan beri, geçmiş yıllardakine benzer Avrupa’yı derinden sarsan geniş ölçekli savaşlar yaşanmamıştır. Bu yönüyle AB başarılı bir projedir. AB’nin kurulabilmesi için çok öneri yapılmıştır ama sonuç için zaman, deneyim, savaşlar ve sonunda yaşananlardan ders alınması gerekli olmuştur. Bugünkü AB, Avrupa’da gümrük duvarlarının kaldırılmasını isteyen Emeric Cruce’un önerdiği AB’nin aynısıdır. Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun kurulmasından sonra, 1968’de sanayi ürünlerinde gümrük birliği sağlanmıştır. Jean Jacques Rousseau’nun “üst otorite” önerisi de gerçekleşmiştir. Bir Avrupa Parlamentosu isteyen Saint Simon’un da isteği gerçekleşmiştir. Bütün bunlar Avrupa’da bir kuramdan uygulamaya geçiş ve olgunlaşma sürecinin yaşandığını, Avrupa mayasının tuttuğunu gösterir.

AB’nin küresel oyuncu olma amacı aslında Maastricht Antlaşması’nın çok öncesine dayanır ama bu görünür değildir. Başka bir deyişle, AB’nin temeli olan AET’nin arka planında “siyasi topluluk” hedefi de vardı ama bu üstü örtülü bir hedefti. Örneğin AET bir ekonomik topluluk olmasına rağmen, AET’yi kuran Roma Antlaşması’nda uzak coğrafyalara dönük dış ilişkilere de yer verilmiştir. Dolayısıyla, AET’yi kuran 6 ülke (Fransa, Almanya, İtalya ve Benelüks ülkeleri) görünürde ekonomik, gerçekte ise “siyasi” ve “stratejik” hedefler doğrultusunda bu oluşumu meydana getirmiştir. Burada ekonomik boyut, AKÇT ve AET ile somut bir kimliğe bürünürken siyaset soyut kalmıştır. Yani aslında ekonomik bütünleşme bir araçtır. Asıl amaç en başından beri Avrupa’da siyasal bütünleşme olmuştur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR