• BIST 106.781
  • Altın 268,882
  • Dolar 5,6926
  • Euro 6,3085
  • Ankara 8 °C
  • İstanbul 17 °C
  • İzmir 19 °C
  • Konya 1 °C

Çiftçiye Borçluyuz

Emrah ÖZCAN

Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2020 Yılı Bütçe Kanunu Teklifi görüşmeleri tartışmalı başladı. Her yıl olduğu gibi bu yılda bütçede tarıma ayrılan kaynak yine milli gelirin yüzde 1’inden aşağı seviyelerde yer aldı.  CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise geçtiğimiz haftaki grup toplantısında bu konuyu da dile getirerek hükümete yüklendi. Yurt dışından ithal edilen et, canlı hayvanlar ve tarım ürünlerini örnek göstererek bunlara rağmen ayrılan bütçenin yasaya uygun olmamasını eleştirdi. Hükümet tarafında ise bu yıl tarıma ayrılan kaynağın oransal bazda artışının hiç olmadığı kadar yüksek olduğu vurgulandı.
Peki, tüm bu tartışmalara rağmen yasa ne diyor? Ne zaman çıktı? Çıktığı günden itibaren doğru uygulanabildi mi? Gelin beraber inceleyelim. 
2006 yılında yürürlüğe giren Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesine göre, her yıl tarımsal destekleme için bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi milli hasılanın en az yüzde 1'i düzeyinde olmak zorunda. Buna göre 2006 yılından günümüze kadar ayrılması gereken bütçe miktarı ve ayrılan miktar şöyle:
2007 yılında kanuna göre bu rakam 8,8 milyar lira olması gerekirken bütçenin ayırdığı kaynak; 5,5 milyar lira ile sınırlı kaldı.
2008 yılında ayrılması gereken kaynak 9,9 milyar lira, bütçenin ayırdığı kaynak; 5,8 milyar lira. 
2009’da ise ayrılması gereken kaynak; 10 milyar lira iken bütçede ayrılan kaynak; 4,5 milyar lira.
2010 yılında ayrılması gereken kaynak;  11,6 milyar lira iken bütçede ayrılan kaynak; 5,8 milyar lira.
2011’de ayrılması gereken kaynak; 13,9 milyar lira, ayrılan kaynak; 6,9 milyar lira.
2012 yılında ayrılması gereken kaynak; 15,7 milyar lira, bütçeden ayrılan kaynak; 7,5 milyar lira.
2013’e göre ayrılması gereken kaynak;  18 milyar lira, bütçede ayrılan kaynak; 8,6 milyar lira.
2014’e göre ayrılması gereken kaynak; 20,4 milyar lira, bütçede ayrılan kaynak; 9,1 milyar lira.
2015’e göre ayrılması gereken kaynak;  23,4 milyar lira, bütçede ayırılan kaynak; 9,9 milyar lira.
2016’ya göre ayrılması gereken kaynak: 26 milyar lira, bütçenin ayırdığı kaynak; 11,5 milyar lira.
2017’de  ayrılması gereken kaynak; 31,1 milyar lira bütçede ayırdığı kaynak; 12,7 milyar lira
2018’de ayrılması gereken kaynak: 37,4 milyar lira bütçenin ayırdığı kaynak;14,5 milyar lira.
2019’da bütçenin ayırdığı miktar ise 16,1 milyar lira olarak belirlenmiş durumda.
 Bu rakamlar göz önüne alındığında çiftçiye 100 milyar liranın üzerinde yapılması gereken ödemenin yapılmadığı gözüküyor.
Tarımsal destekler için gelecek yılın (2020) bütçesinde ayrılan tutar ise bu yıla göre yüzde 37'lik artışla 22 milyar liraya çıkıyor. Tarımsal destekleme bütçesinde 2018’e göre sadece yüzde 10,7 oranında artış yapılmıştı. 2019 yılı bütçesi için tarım desteklerine ayrılan kaynak 16,1 milyar liraydı. Teklifte bütçe giderleri için 1 trilyon 95,5 milyar lira yer alıyor. Bütçede tarıma ayrılan kaynaklarda önemli artışa gidilse de bu artış dahi milli gelirin yüzde 1’ini karşılamıyor. Geçen yıl yaşanan döviz krizi ve enflasyondaki artışları düşünürsek böyle bir artış yapılması da hükümet kanadında normal karşılanıyor.  Muhalefet ise bunu bir koz olarak kullanıyor ve 2020 yılında faizlere ayrılan kaynağın tarımsal desteğe ayrılandan 7 kat fazla olmasını eleştiriyor.  
Tüm bu istatistikler karşısında vatandaş ne yapıyor, ne düşünüyor, nasıl yorumluyor? Vatandaş; “Pazardan aldığım ıspanağı bilirim ben” diyor. Kasaba gittiğimde kaç kilo et alabiliyorum hatta et alabiliyormuyum ona bakarım diyor? Peki çiftçi ne diyor? Çiftçi stokçu olmakla suçlandığını düşünüyor, maliyeti kurtaramadığından ektiği ürünü toplamaktan vazgeçiyor. Maliyeti kurtaramayan çiftçi zor tabiat koşullarına rağmen, yağmur çamur demeden  gecesini gündüzüne katarak üretim yapıyor. Yaşamsal en temel ihtiyacımız olan gıdanın sofralarımıza ulaşabilmesi için binbir emek harcıyor. Peki biz ne yapıyoruz? Yasa ile garanti aldığımız teşvikleri onlardan mahrum bırakıyoruz. Bir nevi verdiğimiz sözü tutmuyoruz. Sonra da karşılarına çıkıp bunu “şu” fiyattan satamazsın diyerek parmak sallıyoruz. 
Dönüp bir kere sıkıntılarını sormuyoruz. En ufak sorunda da çiftçiyi günah keçisi ilan ediyoruz. Sonra ekranlara çıkıp neredeyse Konya kadar yüz ölçümü olan Hollanda’nın tarımda ne kadar ileri gittiğini anlatıyoruz. Onları örnek gösterip onlara özendiriyoruz. İş icraata gelincede sözlerimizi unutup, arkamıza bile bakmadan çekip gidiyoruz. Sonrada suçlu yine çiftçi oluyor. Her devrin bir günah keçisi olduğu gibi her dönemin ve sorunlu günlerin bir günah keçisi oluyor. Sanırım bizim son yıllarda günah keçimizde çiftçilerimiz… Lakin kime göre, neye göre ? Varın siz karar verin!
 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73