• BIST 1.314
  • Altın 463,129
  • Dolar 7,8775
  • Euro 9,3140
  • Ankara -4 °C
  • İstanbul 6 °C
  • İzmir 6 °C
  • Konya -4 °C

Herkese, Her Yerde, Dünya Standartlarında, Bedelsiz Eğitim

Ahmet Aydınsoy

Salman Khan, ABD de doğup büyüdü. Anne-babası Hindistan ve Bangladeş’ten gelmiş göçmenlerdi. Khan Academy’yi kurmadan önce serbest yatırım fonu analisti olarak çalışıyordu. Ayrıca Oracle'da ve Silikon Vadisindeki çeşitli yeni girişimlerde yatırım sermayesi ve Mühendislik alanlarında çalıştı. Khan, Harvard Üniversitesi’nden sınıfının başkanı olarak mezun oldu. MBA derecesi ve MIT'den üç derecesi var.

Kitabın hemen giriş bölümünde Salman Khan şöyle diyor: “Herkese, her yerde, bedelsiz eğitim sağlamak konusunu ciddiye alan bir kurum Khan Akademy. Benim bu kitabı yazma nedenim öğretme ve öğrenme biçimlerimizin Bin yılda bir karşımıza çıkacak bir dönüm noktasına gelmiş olduğuna inanmam. Eski sınıf modeli, değişen ihtiyaçlarımıza artık uyumuyor. Temelde edilgen bir öğrenme biçimi bu, oysa dünya, bilginin giderek daha da etkin bir biçimde işlenmesini gerektiriyor. Eski model, öğrencileri yaş guruplarına göre bir araya toplamaya, herkes için aynı hızla ilerleyen ders programları oluşturmaya ve çocukların süreç içinde bir şeyler öğreneceğini ummaya dayanıyor. Yüz yıl önce bunun en iyi model olduğu tartışmasız değil, en iyisi olmadığıysa artık kesin.

Tüm dünyayı kuşatan Pandemi nedeniyle uzaktan eğitim, yoğun bir şekilde, dünya gündeminin ilk sıralarına yerleşti.
Kendisi mühendis olan Khan, 2004 yılında 12 yaşındaki kuzeni Nadia'ya matematik dersi verirken başlayan bu eğitim macerası, Youtube’a yüklediği kısa dersler ve sonradan geliştirdiği yazılımlar sonrasında tüm dünyada, her yaştan ve bir çok dilden milyonlara ulaşan uzaktan eğitime dönüştü. Sadece uzaktan eğitim video ve programıyla sınırlı kalmayan Khan, bin yıllık eğitimde sınıf sistemini eleştirerek alternatif bir sistemin temellerini atmış oldu.
Salman Khan, bu görüşlerini Dünya Okulu adlı kitabında, eğitimi yeniden düşündüren görüşlerini kaleme aldı. Her eğitimcinin ve tüm eğitim paydaşlarının üzerinde ciddi bir şekilde kafa yorması gereken ufuk açıcı bir kitap olduğunu belirtmek isterim. Bu kitabın kısa bir özeti olan sonuç bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum.

SONUÇ

Yaratıcılık İçin Zaman Yaratmak.
Eğitim tarihinin en eski sorularından biri: Yaratıcılık öğretilebilir mi?
Bu sorunun kesin bir yanıtını bulan henüz çıkmadı. Ben de burada öyle bir yanıt sunacağımı iddia etmeyeceğim ama şu kadarını söyleyebilirim, yaratıcılık ve hatta deha, belki öğretilebilir belki öğretilemez ama kesinlikle bastırılabilir. Bugünkü eğitim fabrikası modelimizde, tuhaftır ama tam olarak bunu yapmak için tasarlanmış sanki.
 Bugünkü sistemimizin neredeyse her şeyi pasifliği, çoğunluğa uyumayı ödüllendiriyor. Farklılığı, yeni düşünceyi engelliyor. Geleneksel okul gününün büyük kısmında öğretmenler konuşurken çocuklar öylece oturuyor, kendi yaşıtları diğer öğrencilerle yalıtılmış bir halde kendilerinden daha ileride ve geride çocukların değişik ve çoğu zaman zihin açıcı bakış açılarından mahrum kalıyorlar. Uygun adım, bu katı ve parçalara ayrılmış müfredatın içinde ilerliyorlar. Amaç derinlemesine öğrenme değil, devletin koyduğu şartların yerine getirilmesi ve standartlaştırılmış testlerde iyi performans gösterilmesi.

Bu uygun adım eğitim, geride kalma konusunda büyük bir korku salıyor çocukların içine. Ama daha da beteri, ilerleme fikrini de tamamen öldürüyor. Test edilmeyeceğiniz bir şeyi neden öğrenesiniz? İş yükü altında ezilmiş ve strese kapılmış öğretmenlerin sizi izlemek için zamanı ya da enerjisi olmayacak yerlere neden gidesiniz? Dolayısıyla inisiyatif almaya iyi gözle bakılmıyor, geleneksel eğitimin asıl meselesinin -siyasal sloganlar o dönemde ne derse desin- mükemmellik olmadığı net olarak ortaya konuyor. Buradaki mesele, riski en aza indirmek, olumsuz sürprizleri ortadan kaldırmak. Ancak kaçınılmaz olarak olumlu şeyler de azalıyor. Bu deli gömleğine benzer sistemde, başarılı öğrenci -hep A alan öğrenci- bekleneni yapan, en az direnç ile karşılaştığı yolda görev bilinci ile ilerleyen öğrenci oluyor. Bu dar yolda başarılı olmak için bir miktar zeka ve disiplin gerekiyor mu? Evet elbette gerekiyor. Özgürlük ya da özel olmak gerekiyor mu? Muhtemelen hayır.

Çocukların çok yönlü bir eğitim almasını -yani üniversite kabul memurlarını çekici gelmelerini- sağlamak için, onlara aslında pek seçenek içermeyen bir menü sunuyoruz. Bu biraz 500 kanallı televizyon hikayesine benziyor. Ne kadarı gerçek seçenek, ne kadarı dolgu? Standart görüşe göre herkes sporla ilgilenmeli, herkesin karnesinde Satranç Kulübü ya da münazara takımı gibi kafa çalıştırıcı bir şey olmalı, yaşamın sanatsal kısmını da unutmayalım tiyatro kulübü, bando.

Bu meşgalelerin değerini küçümsemeye çalışmıyorum. Bir çocuk gerçekten satrançla, Trompet çalmakla ya da sahne tasarımı ile ilgileniyorsa, bence gayet iyi, burada eleştirdiğim şey, kendi yapısındaki verimsizlikler ve kontrol konusundaki saplantısı nedeniyle çocukları genellikle kendi yetenekleri ya da ilgi alanları ile ilgisiz etkinliklerle fazlasıyla meşgul eden ve onlara düşünmek için zaman bırakmayan bir eğitim yaklaşımı. Burada acımasız bir İroni var. Sözüm ona zenginleştirici etkinliklerle tabaklarını doldurmaları için baskı gören çocuklar, sonunda bir de bakıyorlar ki iç dünyaları, benzersizlikleri, merakları, yaratıcılıkları yoksullaşmış.
Devam edecek...

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73