• BIST 98.415
  • Altın 277,449
  • Dolar 5,7824
  • Euro 6,4409
  • Ankara 22 °C
  • İstanbul 23 °C
  • İzmir 23 °C
  • Konya 22 °C

NATO vazgeçilmez midir?

İsmet TAŞ

NATO, (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), 1949 da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin  yayılmacı politikasına karşı Batılı 12 ülke tarafından kurulmuştur.
Uluslararası Askeri İttifak olarak da bilinen NATO, örgüt dışında kalan ülkelerden gelebilecek saldırılara karşı ortak savunma yapmak amacı ile varlığını devam ettirmektedir. 
Türkiye ise bu örgüte, 1952’de Kore’ye asker gönderdikten sonra NATO’ya alındı.
Görüldüğü gibi NATO,  Sovyet tehdidine  karşı kurulmuş bir birliktir. 1991 yılında Sovyetlerin dağılması ile aslında NATO’nun görevi de bitmiş olmalıydı. Ancak öyle olmadı. Tam tersi bünyesine başka ülkeleri de alarak daha da güçlendi. Hatta Sovyetlerin güdümünde olan, daha sonra dağılan Varşova Paktı’na mensup birçok ülke bu örgüte üye oldu.
NATO’ya üye ülkeler arasında hiçbir zaman istenildiği gibi bir birlik olmadı. NATO ise üye ülkelerin isteklerini değil, ABD nin isteklerinin her zaman ön planda olduğu bir görüntü verdi. Zaman içinde de bunu kabul ettirdi. Örneği, 11 Eylül saldırısı sonrasında Irak’ın El Kaideyi desteklediği ve nükleer silah bulundurduğu gerekçesi ile işgale kalkınca bir çok NATO üyesi ülke karşı çıkmış ancak bu hiçbir şey ifade etmemiştir. Üstelik “Eski Avrupa Ülkeleri “ diye aşağlanmışlardır. 
Öyle ki, Fransa, ittifakın amacından saptığını, ABD’nin oyuncağı haline geldiğini savunur duruma gelmiş,  Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle, 1966'da   Kuzey Atlantik İttifakı’nın askerî kanadından çekilmeye karar vermiştir. Ve en nihayetinde Nicolas Sarkozy döneminde Fransa, 2009 yılında askerî kanada yeniden dahil oldu. Kurucu üye ülkeler bile zaman zaman ABD ye isyan etmişlerdir.
Son yıllarda NATO içerisinde üyelerin,  demokrasi, hukuk devleti, insan hakları gibi temel değerlerine vurgu yapılıyor. Özellikle Türkiye'ye yönelik eleştiriler bu yönde şekilleniyor. Oysa NATO'nun tarihinde üyelerinin askeri cuntalarla yönetildiği dönemler de oldu. Askeri darbelerle geçmişte demokrasiden sapan ülke sadece Türkiye değildi.
NATO ile ilgili olarak elbette ilk akla gelen; “Sovyet tehdidi kalktığına göre, NATO hala neden varlığını devam ettiriyor?”  NATO için, “Komünizm” tehlikesi bitmişti. Bunun içindir ki NATO varlığını devam ettirebilmek için başka bir tehdit bulmalıydı! Buldu da!  Bu tehdit, “İSLAM” dı. Bunun için de, İslam ile hiç alakası olmayan adına, “İslami Terör Örgütü” dedikleri birçok örgüt türettiler. Kurdular, büyüttüler, beslediler sahaya sürdüler. Sonrada yok etmek için diğer ülkeleri kullandılar. El Kaide, Deaş, Boka Haram, PKK, YPG vs.  NOTA  için İSLAM artık dünya da en önde gelen tehlikelerden biriydi! Sürekli bu algı işlendi.
NATO’nun kuruluş felsefesinde üye ülkeleri her türlü saldırıya karşı korumak varken, bu ilkesini, sürekli büyütülen,  beslenen terör örgütlerinin  tehdidi  altında bulunan Türkiye için kullanmamıştır.  Şurası her kes tarafından bilinen bir gerçek ki ABD demek NATO demek, NATO demek ABD demektir.  ABD kendi çizgisinde olmayan ülkeleri, “Nato Kılıcı” ile yola getirmektedir. Özellikle Türkiye bunu net olarak görerek kendine daha güvenilir limanlar arasa da, sürekli NATO duvarına çarpmıştır. Örneğin, S-400 füzelerini satın alırken NATO karşı çıkmıştır. Oysa ki bazı NATO üyesi ülkelerde bu füzelerden bulunmaktadır.  
Dünya beşten büyüktür denmiş, karşılığında Türkiye’ye birçok operasyonlar düzenlenmiştir. Türkiye kendi yağ ile kavrulmaya başlamış, (Uzaya uydu fırlatma, kısa ve uzun menzilli füze yapma, nükleer santrallere geçme, kendi silahını üretme vs. ) 15 Temmuz İşgal Hareketi planlanmıştır. Bu yetmemiş örtülü zaman zaman örtüsüz,  her türlü siyasi, askeri, ekonomik ambargo uygulanmıştır.  Türkiye tehdit altında olmuş, verilen patriot füzeleri kısa bir müddet kaldıktan sonra tehdit kalktı bahanesi ile geri çekilmiştir. 
Türkiye, Kuzey Irak ve Suriye sınırını güvenlik altına almak istemiş bu anlamda Suriye’ye girmiş, karşısına olmadık badireler çıkarmışlardır. İlginçtir, PKK ve YPG, PYD Türkiye için en büyük tehlike durumunda iken, ABD hiçbir şekilde saklamaya bile gerek duymadan, NATO üyesi ve ABD müttefiki olan Türkiye’yi sıkıntıya sokacak binlerce Tır silah sevkiyatı yapmıştır. 
Bu örnekler çoğaltılabilir. Ancak son olay hepsine tuz biber olmuş, Kurucu Cumhurbaşkanı Gazi  Mustafa Kemal Atatürk’ü ve mevcut Cumhurbaşkanını, “Düşman Güçler ”göstermişlerdir. . Özür beyanları, bir daha olmayacak sözleri, görmedik, bilmedik, duymadık üç maymunu oynamaları, yapılanlar göz önüne alınınca çok fazla bir şey ifade etmemektedir. 
Peki, bütün bu olanlara rağmen, NATO vazgeçilmez mi? 
Şahsımı takip eden siz değerli okuyucularım hatırlayacaklardır. Sürekli olarak, Türkiye’nin, mutlaka, “GÜÇ MERKEZİ” olması gerektiğini, bunun içinde elindeki her türlü imkânı kullanmasının doğru olacağını vurguladık. Çünkü Türkiye,  halen silahlarının çok büyük bir kısmını başta ABD olmak üzere NATO üyesi ülkelerden almaktadır.  Maalesef Savunma Sanayi buna göre dizayn edilmiştir. Savunma Sistemi NATO kriterlerine göre oluşmuştur.  Yeni yeni ayaklarımız üzerine durmaya başladığımız andan itibaren de, Türkiye sürekli olarak sorunlarla uğraşmak zorunda kalmıştır. 
Bedeli ne olursa olsun, Türkiye, “Güç Merkezi” olmak zorunda.  Aksi halde istediğiniz kadar bağırın, feryadı figan edin, bir şekilde bir bahane bularak düşmanlarınızı en modern şekilde silahlandırarak, başınızın üstünde, “Demoklasin Kılıcı” gibi sallayacaklar, her türlü tehdidi savuracaklardır. 
 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73