Hüseyin Taklacı

Hüseyin Taklacı

Türklerde ticaret ahlakı

Türklerde ticaret ahlakı

Osmanlılar Yaşantılarında ve Ticarette doğruluk, ahlâk ve namus prensiplerine çok bağlıdırlar. Aralarındaki bütün sosyal münasebet ve düzen, iyi niyet ve şefkate dayanır. Başka ülkelerde olduğu gibi, aralarında yazılı anlaşma yapmaya lüzum görmezler. İyi niyet ve söz, her şeyi halleder. Osmanlılar, verdikleri sözün esiridirler. Bu tutumları, yalnız dindaşlarına karşı değildir. Hangi dinden olursa olsun, yabancılara karşı da böyle hareket ederler. Sözlerini tutma hususunda, onlara göre İslâm ya da İslâm olmamanın hiç bir farkı yoktur. Gayri meşru olan her kazancı, ahlâksızlık ve dîne aykırı görürler. Gayri meşru edinilmiş servetin, bu dünyada da, öteki dünyada da insanı bedbaht edeceğine samimi şekilde inanırlar.”
Malı kusurlu oldu mu vermezlerdi! Türklerin doğruluk ve adalet üzerine cihana ışık saçtığı günlerde, Hollanda Ticaret Odası’nda bir karar alınırken oyların eşit çıkması halinde, oda reisinin : “Içinizde Türklerle alış veriş eden var mı?” diye sorduğunu ve birinden “evet” cevabını alınca da onun oyunu, imtiyazlı olarak iki oy olarak kabul edip karara varır.Türklerle alışverişte bulunan kişiye bu alış veriş Avrupa’da ayrı bir itabar ve güven kazandırmaktadır. Bundan dolayı da gittiği yerde imtiyazlı konuma gelmektedir. Çünkü Osmanlı’da ticaretin her alanında dürüstlük ve ahlak en önemli değerdi.
Türklerin dürüstlüğüne misal teşkil edecek en güzel kıssalardan biri de şudur: Yabancı bir kumaş taciri Osmanlı ülkesine gelerek bir kumaş imalathanesinin mallarını beğenip hepsini almak istedi. Ancak mal sahibinin kumaş toplarını denklerken bir top kumaşı ayırdığını görüp bu hareketinin sebebini sordu. Osmanlı esnafı “Onu sana veremem, kusurludur” cevabını verdi. Yabancı tacirin “ziyanı yok, önemli değil” demesine rağmen Osmanlı esnafı o kumaş topunu vermemekte direterek: “Ben malımın kusurlu olduğunu söyledim, biliyorsunuz. Fakat siz onu kendi memleketinizde satarken, alıcılarınız orada benim bunları size söylemiş olduğumu bilmeyeceklerdir. Böylece de müşterilerinize kusurlu mal satmış olacağım. Neticede Osmanlı’nın gururu, şeref ve haysiyeti rencide olacak, bizi de hilekâr sanacaklardır. Onun için bu kusurlu kumaş topunu asla size veremem” diyerek kumaşı vermeyişinin sebebini açıklamış oldu.
 İşte gözlerini hırs bürümemiş, kalplerine en ufak katılık gelmemiş, Türklerin İslam anlayışı da ticaretlerine böyle yansıyor.
Osmanlılar Ticarete yalan karıştırmaz. Hele yalan yere yemin hiç etmezler. Eğer doğru olan bir şeye yemin etmeye alışırsak, daha sonra, farkına varmadan yalan yere de yemin edebiliriz düşüncesi, temiz ve helal olan kazancın lekelenir, gelecek nesillerin haramzade olur korkusuyla asırlardır ayakta durmayı . Güçlü bir Devlet, güçlü bir Millet olarak saltanat sürmeyi bilmişlerdir

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
SON YAZILAR