Allah sevgisi ve güzel ahlak
Allah’a duyulan sevgi, dua, tövbe ve sabırla güçlenirken doğruluk, merhamet ve temiz bir kalp insanın manevi hayatının temelini oluşturuyor.
İnsanın manevi hayatını anlamlı kılan en büyük değerlerin başında Allah sevgisi, samimi iman ve güzel ahlak geliyor. Rabbine gönülden bağlı olan mümin, hayatını Allah’ın rızasını kazanma gayesiyle şekillendirirken dua, ibadet, tövbe ve sabırla manevi bağını güçlendiriyor. Dünya hayatının geçici nimetleri karşısında asıl huzurun Allah’ı anmakta olduğunu bilen insan, yaşadığı sıkıntılarda umudunu koruyarak Rabbine sığınıyor. Bununla birlikte temiz bir kalbe ve doğru bir dile sahip olmak, insanlara merhametle yaklaşmak, yalandan, gıybetten ve kırıcı sözlerden uzak durmak da iman ve güzel ahlakın önemli gerekleri arasında yer alıyor.
ALLAH SEVGİSİ VE ALLAH’A YAKIN OLMANIN YOLLARI
İnsan, hayatı boyunca pek çok şeyi sever. Kimi zaman ailesini, kimi zaman evladını, kimi zaman malını, makamını ve dünyalık nimetleri Ancak bütün sevgilerin üzerinde, insanın kalbine huzur veren, ruhunu aydınlatan ve hayatına anlam katan bir sevgi vardır, Allah sevgisi. Allah sevgisi, yalnızca dil ile ifade edilen bir söz değil, insanın bütün hayatına yön veren derin bir bağlılıktır. Rabbini seven insan, O'nun emirlerine uymaya, yasaklarından uzak durmaya, yarattıklarına merhametle yaklaşmaya ve her işinde Allah'ın rızasını gözetmeye gayret eder. Yüce Rabbimiz Kuran’ı Kerim'de şöyle buyurur, İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise çok daha güçlüdür. (Bakara, 2/165) Bu ayet bizlere gerçek sevginin merkezinde Allah'ın bulunması gerektiğini hatırlatır. Çünkü dünya sevgisi geçicidir, makamlar, servetler ve güzellikler bir gün geride kalır. Fakat Allah'a duyulan samimi sevgi, müminin hayatına yön veren en kıymetli manevi hazinedir. Allah'a yakın olmak, mesafelerle ölçülen bir yakınlık değildir. Bu yakınlık, imanla, ihlâsla, ibadetle, güzel ahlakla ve samimiyetle gerçekleşir. İnsan bazen kalabalıkların içerisinde yalnız hisseder. Bazen kimseye anlatamadığı dertleri, içinde taşıdığı acıları ve sessizce döktüğü gözyaşları olur. İşte böyle zamanlarda kul, Rabbine yöneldiğinde gerçek huzurun kapısını aralar. Çünkü Allah, kullarına şah damarından daha yakındır. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurur, Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm. (Bakara, 2/186) Öyleyse Allah'a yakınlaşmak isteyen insan, önce kalbini kin, nefret, kibir, haset ve kötü niyetlerden arındırmalıdır. Kalbini güzelleştiren insanın davranışları da güzelleşir. Rabbine sevgiyle bağlanan bir gönül, insanlara merhametle yaklaşır. Bazen bir insanın hayatını değiştiren şey, samimiyetle yaptığı bir dua, gözyaşları içerisinde gerçekleştirdiği bir tövbe olabilir. Yüce Allah şöyle buyurur, Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Zümer, 39/53) Bu ayet, Allah'ın rahmetinin ne kadar geniş olduğunu göstermektedir. Hiç kimse günahları sebebiyle Allah'ın merhametinden ümidini kesmemelidir. Samimi bir tövbe ile Rabbine dönen kul için rahmet kapısı açıktır. Dua ise insanın acizliğini kabul ederek her şeyin sahibi olan Rabbine sığınmasıdır. Dua ederken yalnızca isteklerimizi değil, şükürlerimizi, pişmanlıklarımızı ve umutlarımızı da Rabbimize arz etmeliyiz.
ALLAH’I SEVEN GÖNÜL ASLA YALNIZ DEĞİLDİR
İnsan bazen kalabalıkların ortasında kendisini yapayalnız hisseder. Etrafında onlarca insan olsa da gönlündeki sıkıntıları anlatacak birini bulamayabilir. Bazen en yakın bildikleri anlamaz onu, bazen dost dedikleri uzaklaşır, bazen de hayatın ağır imtihanları karşısında kendisini çaresiz hisseder. İşte tam da böyle zamanlarda insanın sığınabileceği en güvenli liman, Yüce Allah'ın sonsuz rahmetidir. Çünkü Allah'ı seven bir gönül hiçbir zaman sahipsiz değildir. O gönül bilir ki kendisini yaratan, yaşatan, rızıklandıran ve her hâlini bilen bir Rabbi vardır. İnsanlar görmese de Allah görür, insanlar duymasa da Allah işitir, insanlar anlamasa da Allah kulunun kalbinden geçenleri bilir. Yüce Rabbimiz Kuran’ı Kerim'de şöyle buyurur, Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur. (Ra'd, 13/28) Bu ayet, insanın gerçek huzurunun nerede olduğunu bizlere açıkça göstermektedir. Dünya nimetleri insana geçici mutluluklar verebilir. Mal, mülk, makam ve şöhret bir süreliğine insanı sevindirebilir. Ancak kalbin derinliklerindeki boşluğu dolduracak olan, Allah'a iman etmek, O'na güvenmek ve O'nu gönülden sevmektir. İnsan hayatında öyle zamanlar yaşar ki anlatacak kelime bulamaz. Geceleri sessizce ağlar, kimseye belli etmeden dertlerini içine atar. Bazen bir kapının açılmasını bekler, bazen bir müjdenin gelmesini, bazen de yalnızca birinin kendisini anlamasını ister. Oysa mümin bilir ki Allah, kulunun en gizli düşüncelerinden bile haberdardır. Rabbimiz şöyle buyurur, Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görmektedir. (Hadîd, 57/4) Bu ilahi mesaj, insana büyük bir güven ve huzur verir. Çünkü Allah'a inanan insan bilir ki hiçbir gözyaşı karşılıksız değildir, hiçbir samimi dua unutulmaz ve hiçbir iyilik Allah katında kaybolmaz. Belki insanlar bizi terk eder, belki dostlarımız bizi yarı yolda bırakır, belki beklediğimiz destek hiç gelmez. Fakat Allah'ın rahmetinden ümit kesilmez. Kul, Rabbine yöneldiği müddetçe hiçbir zaman ümitsizliğe düşmemelidir.
UMUTSUZLUK MÜMİNİN KALBİNE YAKIŞMAZ
İnsan hayatı boyunca nice imtihanlardan geçer. Kimi zaman hastalıkla, kimi zaman yoklukla, kimi zaman ayrılıkla, kimi zaman da hiç beklemediği acılarla karşılaşır. Bazen kapılar birer birer kapanır, hayaller yarım kalır, dualarının karşılığını hemen göremeyen insanın yüreğine bir hüzün çöker. İşte böyle zamanlarda insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, umudunu kaybetmemek ve Rabbine olan güvenini korumaktır. Çünkü mümin bilir ki hayat yalnızca sevinçlerden ibaret değildir. Dünya bir imtihan yeridir. Her insanın imtihanı farklı, yükü farklı, sabrı farklıdır. Ancak bütün bu imtihanların üzerinde, Allah'ın sonsuz rahmeti ve merhameti vardır. Unutulmamalıdır ki umutsuzluk müminin kalbine yakışmaz. Çünkü mümin, kendisini yaratan, yaşatan ve her hâlini bilen Yüce Allah'a inanır. O'nun rahmetinin genişliğine, yardımının büyüklüğüne ve her şeye gücünün yettiğine iman eder. Yüce Rabbimiz Kuran’ı Kerim'de şöyle buyurur, De ki; Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Zümer, 39/53) Bu ayet, insanlık için büyük bir umut ve rahmet kapısıdır. Rabbimiz, günahları ne kadar çok olursa olsun kullarını kendisine dönmeye davet etmektedir. Öyleyse hiçbir insan, yaptığı hatalar sebebiyle Allah'ın rahmetinden uzak olduğunu düşünmemelidir. İnsan hata yapabilir, yanlış yollara sapabilir, zaman zaman nefsine yenilebilir. Fakat önemli olan hatasında ısrar etmek değil, pişmanlık duyarak Rabbine yönelmektir. Allah'ın rahmeti, kulunun günahlarından büyüktür. Yeter ki insan samimiyetle tövbe etsin, hatalarından dönsün ve Allah'ın merhametinden ümidini kesmesin. Hayatın her döneminde insanın karşısına zorluklar çıkabilir. Bazen geçim sıkıntısı, bazen ailevi problemler, bazen hastalıklar, bazen de gönül yaraları insanı yıpratabilir. Ancak Yüce Allah, Kuran’ı Kerim'de bizlere şöyle müjde verir, Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır. (İnşirah, 94/5-6) Bu ayet, müminin gönlüne umut aşılayan ilahi bir müjdedir. Demek ki hiçbir sıkıntı sonsuza kadar sürmez. Her gecenin ardından bir sabah, her kışın ardından bir bahar vardır. Bazen bugün yaşadığımız bir sıkıntının hikmetini yarın anlarız. Bazen gerçekleşmesini çok istediğimiz bir şeyin bizim için hayırlı olmadığını sonradan fark ederiz. Çünkü insan sınırlı bilgisiyle düşünür, Allah ise her şeyi hakkıyla bilir. Bu nedenle mümin, zorluklar karşısında mücadele etmeli, sabretmeli, gerekli tedbirleri almalı ve Allah'a güvenmelidir.
MÜMİNİN DİLİ DOĞRU KALBİ TEMİZ OLMALI
İnsan, konuştuğu sözlerle kendisini tanıtır, davranışlarıyla karakterini ortaya koyar, kalbindeki güzellikleri veya eksiklikleri çevresine yansıtır. Bazen bir güzel söz, kırılmış bir gönlü yeniden ayağa kaldırır, bazen de düşünmeden söylenen bir kelime, yıllarca unutulmayacak yaralar açar. İşte bu yüzden dinimizde dilin korunması, kalbin temiz tutulması ve güzel ahlakla yaşamak büyük önem taşımaktadır. Mümin, yalnızca ibadetleriyle değil, diliyle, kalbiyle, ahlakıyla ve insanlara karşı davranışlarıyla da örnek olmalıdır. Çünkü gerçek iman, insanın hayatının her alanında kendisini göstermelidir. Dili doğru olmayanın, kalbi temiz olduğunu söylemesi, kalbi kin, haset ve kibirle dolu olanın güzel ahlaktan bahsetmesi elbette yeterli değildir. Yüce Allah, Kuran’ı Kerim'de şöyle buyurur, Ey iman edenler Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin. (Ahzâb, 33/70) Bu ayet bizlere müminin en önemli özelliklerinden birinin doğruluk olduğunu hatırlatmaktadır. Doğru sözlü olmak, yalnızca yalan söylememek değildir. Aynı zamanda insanları aldatmamak, iftira atmamak, dedikodu yapmamak, başkalarının arkasından konuşmamak ve sözlerimizle kimseyi incitmemektir. İnsanın kalbinde ne varsa çoğu zaman diline de o yansır. Kalbi merhametle dolu olanın sözleri de merhamet taşır. Kalbinde sevgi olan insan, insanlara güzel sözlerle yaklaşır. Fakat kalbinde kin, nefret, kıskançlık ve haset taşıyan kişinin sözleri de çoğu zaman bu olumsuz duyguların izlerini taşır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur, Dikkat edin Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o iyi olursa bütün vücut iyi olur, o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir. (Buhârî, Îmân, 39, Müslim, Müsâkât, 107) Bu hadis, kalbin insan hayatındaki önemini açıkça ortaya koymaktadır. Kalbimizi kötülüklerden arındırmalı, gönlümüzü sevgi, merhamet, tevazu ve samimiyetle güzelleştirmeliyiz. Unutmayalım ki temiz bir kalp, güzel davranışların kaynağıdır. Kalbini güzelleştiren insanın dili de güzelleşir, insanlara bakışı da değişir. Günümüzde insanların en çok dikkat etmesi gereken konulardan biri de dilin afetleridir. Gıybet, dedikodu, iftira, yalan, alay etmek, hakaret ve kırıcı konuşmak toplumun huzurunu bozan davranışlardır. Bazen insanlar bir başkasının arkasından konuşmayı sıradan bir sohbet zanneder. Bazen bir insanın kusurunu anlatmayı eğlence hâline getirir. Bazen de doğruluğunu araştırmadan duyduğu bir haberi başkalarına aktarır. Oysa dinimiz, insanın şerefini, onurunu ve haysiyetini korumayı emreder.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.