• BIST 1.471
  • Altın 414,451
  • Dolar 7,4160
  • Euro 8,9680
  • Ankara 8 °C
  • İstanbul 8 °C
  • İzmir 16 °C
  • Konya 11 °C

Dilin Bitmeyen Yarası

Göknur Çekinmez

Türkçemizin Ural-Altay dil ailesine mensup olduğunu ilkokuldan beri akıllarımıza kazımış bulunmaktayız. Alfabelerin çeşitlerini de tanıdık. Tanımamız da oluyor ki sınavlarda çıkan konu olmasından. Yoksa ne araştıran ne de soran bir milletiz ne yazık ki. Öğrenmemiz için ya sınavda çıkacak olması ya da öğretmenlerin sayesinde ezberlemiş olmamızdır. Yoksa kimse bu Türkçe hangi dil ailesine mensup, bu zamana kadar nasıl değişiklikler yaşamış, dilimiz nerden gelmiş deyip de bir kitap karıştırmayacağımızı az çok herkes bilir. Zaten cahillik buradan gelmiyor mu?

Sorgulamadan, sormadan kabullenişimiz bizi cahil bireyler haline getirmedi mi? Üniversite okuyup da hala geçmişini bir kere dahi açıp okumayan insan cahil değil de nedir? Onu üniversite ya da bir okul bitirip diploma sahibi olması cahil sıfatından men edecek değil. Ellerinizde olan imkanların hangisini geçmişini öğrenmeye harcadınız?

Konuştuğumuz dilin özüne inmek çok mu uzak bir tabir? Okullarda öğrenilen bilgiden bir gram bile uzağına gidemedik. Ne yazık ki...

Geçmişin izlerini taşıyoruz ama bu ne denli yaşanıyor? Diline sahip çıkan millet olmak onur duyulması gereken en güzel duygu olur sanırım. Diline sahip çıkan geçmişine, geleceğine sahip çıkmış demektir. Ama şöyle bir bakılacak olursa ne kadar sahip çıktık. Dilimiz eski özgünlüğünü koruyor mu bu nesille? Sahip çıkmak tam anlamıyla anlam buldu mu? Bu sorular cevabını kolayca verebileceğimiz sualler oldu artık. Çünkü dil eski özgünlüğünü yitirmiş vaziyette. Bunu nasıl mı başardık? Dilimize Batı'nın kelimelerini katarak, başka devletlerin dillerini kendi ana dilimiz yerine koyarak. Artık Türkçe konuşmak ayırt edilir hal aldı. İngilizce bilmeyen Türk kalmadı maşallah. Dil bilmek ayrıcalıktır. Ama bu ayrıcalığın verdiği duygu kendi benliğini yitirmene sebep oluyorsa bu seni başkalarından öne değil aksine geriye iter. Yozlaşmaya doğru koşarak gidersin. İnsan kendi dilinin değerini bilmez, ona sahip çıkmaz ise başka milletlerin dillerinde kendine yer bulması an meselesi olur. Başkalarının dilinde yer edinen ise kendi milletinin içinde yabancı bir bireyden farksızdır.

Yeni nesil kelimelerden anlatmaya çalışacak olursam. Anlamlarının ne olduğu konusunda kimsenin bir fikri yok. Ne Türkçe sözlükte ne de bir bilenin kelime haznesinde bulamayacağınız kelimeler. O kadar orijinal bir o kadar da tuhaf. "Adamın dibi" diye bir tabir duyduk mu bundan belki de on yıl önce. Yâda karşim, bro, ezik, sen mükemmel bir detaysın, minnoş, fenaa, olaay, ben şok, ateşlesene vb. Kim bu kelimelerle bir fikir sahibi ki? Ta ki ergen gençlik değilseniz. Onların dilinden anlamak, onlarla anlaşmak bir labirentin içinde dolanmaktan daha zor. Sosyal medya tutkunluğu geldi geleli ne gençlerle iletişim kaldı ne de anlaşmak. Ailelerin dert yandığı belki de en önemli konu bu olsa gerek. Kafalarını gömüyorlar telefona dünyadan bir haberler. Sonra böyle kelimeler de çıkar tabi. Sosyal medya insanlık için büyük bir devrim oldu gerçekten. Telefonla haşır neşir olan kim varsa bu kelimeleri ondan duyabilirsiniz. Ama telefon değil de gerçek dünyayla iç içe olan bir insan bu kelimelerden bi haberdir. İnsanlığın yozlaşmasını sağlayan en büyük etken sosyal medya. Sosyal medyada ne varsa onu örnek almak şimdiki nesil için bir anne-baba nasihatinden daha önde. Aile içi sohbetler artık hayal oldu. Çünkü telefon varken yüz yüze neden konuşsunlar?

Onların dilinden anlamayan aile fertleri ile konuşmak cazip gelmiyor. Kendi kafalarından arkadaşlar ile konuşmak onların yeni nesil dünyası. Başımıza pek çok belayı açan da bu sosyal medya değil mi? Onun yüzünden evden kaçmalar, cinayetler, ihanetler, ahlaksızlıklar gibi nerede kötü sıfat varsa hepsini yaşadı insanlık. İyiliğini örnek almak yerine kötü yönü cazip geldi. 

Ama bilmemiz gereken insanlık sosyal medya sayesinde hayatını sürdüremez. Kültürüne, diline, ailesine, geçmişine sahip çıkmayan insandan bu dünyada yer edinmek çok zor. Hele bizim gibi kültürüne, geleneklerine, diline, dinine düşkün bir millet için daha da zor. Kırmızı çizgimiz bizim örf, adet, gelenek, göreneklerimiz. Onlar sayesinde var ve de var olmaya devam edeceğiz. Başka ülkeler gibi yozlaşmayacak her daim sahip çıkacağız. Bununla gurur duyacak, yeni nesillere aşılayacağız. Dilimize sahip çıkmak benliğimize sahip çıkmaktır. Ona yeni kelimeler ekleyip değiştirmek yozlaşmaya yönelmektir. Bu yollara girmeden her zaman sahip çıkan bireyler olmak ümidiyle. Sevgiyle kalın...

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73