• BIST 108.031
  • Altın 269,694
  • Dolar 5,6923
  • Euro 6,2934
  • Ankara 11 °C
  • İstanbul 19 °C
  • İzmir 21 °C
  • Konya 5 °C

Halk ekmek

Ali İlkbahar

Ekmeğimiz beyaz değil diye kötüleniyor, kalitesiz olduğu iddia ediliyordu. Ayrıca da ekmek tam içime sinmediği için anlatırken de zorlanıyorduk. Sağlıklı iyi bir ekmek nasıl olur diye Üretim Müdürü ve ustaları topladım görüşlerini aldım. Bana uzaktan mis gibi kokusu gelen bir ekmek istiyorum dedim. Katkı maddesini artıralım dediler, yine de istediğim ekmek olmadı. Bir yandan da beyaz değil diye tenkitler devam ediyordu.
Bu arada ekmek üzerine sayısız tebliğler sunan, ödüller alan Prof. Dr. Hamit KÖKSEL hocamızın haberini gördüm. Hemen kendisi ile tanıştım. Görevimi ve çıkan ekmeği anlattım. İstediğim gibi olmadığını, bize yardımcı olabilir misiniz diye rica da bulundum. Kendisi çok memnun oldu ve;
    1- Öğrencilerimize staj ve pratik yapma imkanı istiyorum dedi.
    2-  AR-GE bölümünü hemen açalım dedi.
    3- Randevu verdiği günde ilk kaliteli ekmek yapmak üzere anlaştık.
    Bize geldiğinde iyi buğdaydan hazırlanmış saf un hazırlamamızı istediler. Hocamız asistanları ile geldiğinde;
İyi un istiyorum. Su, tuz, katkı maddeleri gibi şeyleri hazırladık.
Üretimde sadece un, tuz, su, maya istedi ve onlarla üretim yapmak üzere başladık.
- Hocam 20’ye yakın katkı maddesi kullanıyoruz. İstediğimiz gibi olmuyor. Tamamını kaldırırsak nasıl olacak dedim.
- Yapalım nasıl olduğunu hep birlikte görürüz dedi.
Katkı maddesi olmayan iyi undan su, mayadan oluşan hamur yoğrulmak üzere kazanları çalıştırdık. Endişelerim bu kadar katkı maddesi ile olmayan katkı maddeleri kaldırılıp katkısız nasıl olacak merak ettim. Hamurlar yoğruldu, kestartlardan, mayalanma (fermantasyon) geçti fırınlara girişten sonra heyecanla ekmeği beklemeye başladık.
Ekmekler dökülmeye başladı. Yoğun güzel bir ekmek kokusu yayıldı. Müthiş bir ekmek kokusu katkısız olması çok şaşırttı. Sıcak sıcak koparıyor tadına bakıyoruz. Tat araması değişti. Aradığımı bulduğum belliydi. Üretimde bulunanlara yemelerini istedim. Hepsi çok beğendi.
O gün anladım ki her şeyi doğal şekli ile tüketmek kullanmak esasmış.
Fakat bizi tenkit ettikleri ekmeğiniz beyaz değil diyorlardı. Hatta beyaz olmadığı içinde kalitesiz olduğunu söylüyorlardı. Hocama bunu anlattığımda; hocam böyle bembeyaz ne buğday var, dolayısı ile ne de un var. Bu renk doğal rengidir.  Esas olan doğal ve sağlıklı olmasıdır dedi.
Ondan sonra ekmeğimizde talep artmaya başladı. Her gün talep artıyordu, yoldan geçen dostlarım mis gibi ekmek kokusu geldiğini söylüyorlardı. Anladım ki işin aslı doğal katkısız olması.
Talep her geçen gün artıyor, büfelerde kuyruklar uzamaya başlıyordu. O gün anladım ki hem en sağlıklı ekmeği üretirken hem de en ucuz ekmeği üretiyorduk. Kuyruklar uzadıkça satışlar hızla artıyordu. Birkaç ayda yüz kırk binden adetten, üç yüz bin adede yükseldi. 140 büfe sayısını artırmaya başladık. Biz ekmek sayısını büfe sayını artırdıkça talep artıyor, büfeler çoğalıyordu. Büfe sayımız 300 ü geçti. Ekmek sayımız 600 bini buldu. Talep daha da artıyordu. Türkiye’nin en ucuz ve sağlıklı ekmeğini üretip tüketicilere yetiştirmeye bütün gücümüzle çalışıyorduk.
Vardiya ya birden üç (3) vardiya ya çıkardık. Satışımız 1.000.000 (bir milyon) adede ulaştı. Bu arada büfelerdeki kuyruklar da sohbetleri yayılıyor. Kulağımıza kadar geliyordu.
Kalitesi ve doğal olmasından dolayı fakir fukaranın ekmeği yerine hem fakirin hem zenginin daha doğrusu sağlığına önem verenlerin ekmeği olmuştu.
Halkın memnuniyeti en ucuz ekmeği satıp para kazanmamız bizi bütün çalışanları da memnun ediyordu.
Bir milyonuncu (1.000.000) ekmeğin heykelini yaprık. 6 metre boyunca. Çünkü bir milyon hedefimizdi. Hedefimize ulaştığımızın belgesi olsun istedik.
Ama satışlar yine de artıyordu. 480 büfeye (1.200.000) bir milyon iki yüz bin ekmeğe ulaştık. Halk ekmek zenginle fakire aynı ekmeği yedirmeyi başarmıştı. Artık araştıran sağlığına önem veren bir tüketici oluşmuştu. İşte bilinçli tüketici büyüdü.
Nasıl marketlerde içindekilere, son kullanma tarihine bakıyorsa katkısız doğal ekmeğine de sahip çıkmıştı. Artık Ankara’da tüketicilerle birlikte büyüyorduk. Benim ekmeğim diye sahiplendiler. Bu bizim sağlıklı doğal yeni ürünlere yönelterek AR-GE çalışmalarımızı hızlandırdı.
Artık ne aldığını ne yediğini araştıran bir tüketici oluşmuştu. Bu doğru sağlıklı, doğal ürünler için en büyük destek oluyordu. Bütün çalışmalarımızda esas olarak ne kadar çok kazanırız yerine, tüketicimizin sağlığının devamlılığında nasıl katkıda bulunuruz diye çalışmamızın esasını oluşturduk.
Artık halk ekmek gerçekten halkın olmuştu. Halka hizmette bize heyecan veriyor, yeni çalışmalara yönlendiriyordu.
Üniversite-Sanayi işbirliği ile AR-GE çalışmalarımızla yeni ürünleri ortaya koymak üzere kolları biraz daha fazla sıvayarak yeni ürünlere başladık.
Gelecek yazımızda tam buğday ekmeği nasıl ortaya çıktı? Nasıl gelişti?  Onu anlatacağım.
Sağlıklı, gayretli günler dileğiyle.
 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73