• BIST 1.431
  • Altın 501,600
  • Dolar 8,5400
  • Euro 10,3502
  • Ankara 14 °C
  • İstanbul 18 °C
  • İzmir 22 °C
  • Konya 13 °C

Irkçılık-Turancılık Davası

Göknur Çekinmez

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı arasındaki dönemde dış politikadaki ana eğilimi Lozan Barış Antlaşması ile kurulan düzenin devam ettirilmesi yönünde olan Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’nda da dış politikasını savaş dışı kalmak ve toprak bütünlüğünü korumak üzerine kurmuştur. Dolayısıyla Türk Hükümeti, kendi toprak bütünlüğüne herhangi bir saldırı gerçekleşmedikçe savaşa girmeme kararı almış ve bu yönde bir denge politikası geliştirmiştir. Bu politika çerçevesinde 19 Ekim 1939 tarihinde İngiltere ve Fransa ile üçlü ittifak anlaşması, 24 Mart 
1941’de Sovyetler Birliği ile saldırmazlık anlaşması ve 18 Haziran 1941’de de Almanya ile bir dostluk ve saldırmazlık anlaşması imzalayan Türkiye bu sayede savaşan tarafların tamamıyla dostane ilişkiler kurmuş ve savaş dışı kalma planını garanti altına almaya çalışmıştır.  Bununla birlikte söz konusu tarafların savaştaki konumu ve askeri gücü, Türk dış politikasında kısmi değişikliklere yol açmıştır. Özellikle Almanya’nın 2 Mart 1941’de Balkanlar’a girerek Türk sınırına dayanması ve birbiri ardına aldığı zaferlerle savaşta üstün konuma gelmesi üzerine Türk dış politikasında değişiklikler olmuştur. Olası bir Alman saldırısını önlemek üzere 18 Haziran’da Almanya ile imzalanan dostluk anlaşmasından sonra hem siyasi çevrelerde hem de yazılı basın dâhil olmak üzere Türk kamuoyunda belirgin bir şekilde Alman hayranlığı görünür hale gelmiştir. Aslında genel olarak bakıldığında Türkiye’nin savaş boyu izlediği dış politika ve dönemin uluslararası politik koşulları, pek çok noktada iç politikaya ilişkin kararların ve uygulamaların da temel belirleyicisi olmuştur.  Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Von Papen’in etkin olarak yönettiği propaganda faaliyetlerinde pek çok farklı yöntem ve teknik kullanılmıştır. En etkin biçimde kullanılan yöntem kuşkusuz basını etkileyip kontrol altına almaktır. Bunun içinse para yardımı, araç-gereç yardımı (özellikle matbaa malzemesi ve telsiz), haber yardımı, gazete yöneticilerine Almanya seyahati temin etmek gibi yollara başvurulmuştur. 

Almanlar, Türk basınını etkilemek üzere gazete sahiplerine, yazı işleri görevlilerine ve bazı gazetecilere çeşitli biçimlerde rüşvet vermişlerdir. Örneğin, Mart 1941’de Balkanlar’a yapılacak Alman baskını için Türkiye’nin tarafsızlığını güvenceye almak söz konusu olduğu zaman, Alman Dışişleri Bakanı Ribbentrop, 9 Mart’ta Almanya’nın Türkiye büyükelçisi Von Papen’e yolladığı bir telgrafta basının ve radyoda çalışanların parayla kandırılması için birkaç milyonun döviz olarak dağıtılmasını önermiştir. Von Papen ise buna verdiği karşılıkta, istenilen işin başarıyla yerine getirildiğini bildirmiştir.

Ne var ki 1943 yılı sonlarından itibaren Almanya’nın farklı cephelerde birbiri ardına aldığı yenilgilerden ve Almanya’yla ilişkileri kesme konusunda Müttefik ülkelerin Türkiye üzerindeki baskılarından sonra, Türk Hükümeti’nin Almanya politikasında ciddi bir dönüşüm yaşanmıştır. 1944 yılının nisan ayında Türkiye’nin Almanya’ya krom sevkiyatını durdurma kararı alması ve ağustosta da 

Almanya ile bütün siyasi ve ticari ilişkilerin kesilmesine paralel olarak hükümetin Alman yanlısı ve Turancı yayınlara gösterdiği hoşgörü sona ermiş ve Turancı çevrelere yönelik bir tasfiye hareketi başlatılmıştır. Önce Alman yanlısı ve Turancı yayınların teker teker kapatılmasıyla başlayan süreç, Sabahattin Ali-Nihal Atsız davası sonrasında gelişen olaylar ve literatüre ‘ırkçılık-Turancılık davası’ olarak geçen siyasi davayla devam etmiştir. 

Bu çalışmada, Mayıs 1944’te başlayıp Mart 1947’de sona eren ve ülkenin dış politikadaki manevralarına göre seyreden ‘ırkçılık-Turancılık davası’nın dönemin yazılı basınında ele alınış biçimi incelenmiştir. Çalışmanın amacı, Türk siyasi tarihinin önemli gelişmelerinden biri olan ırkçılık-Turancılık davası ve bu dava etrafında gelişen olayların dönemin iç ve dış siyasetiyle olan bağını ortaya koymak; ulusal gazetelerin bu davaya yaklaşımı çerçevesinde dönemin basın-iktidar ilişkilerine ışık tutmaktır. Tarihsel betimleyici analiz yöntemi ile hazırlanan çalışmada ilgili dönemde yayımlanan ulusal gazetelerden Akşam, Cumhuriyet, Tan, Tanin, Ulus, Vakit gazeteleri taranmış, konu ile ilgili haber ve köşe yazıları analiz edilmiştir.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73