• BIST 97.985
  • Altın 278,630
  • Dolar 5,8279
  • Euro 6,4870
  • Ankara 20 °C
  • İstanbul 21 °C
  • İzmir 25 °C
  • Konya 16 °C

Kur'an şairi Akif ve mealinin hazin sonu 2

Ahmet Aydınsoy

Vatan aşkıyla yanıp tutuşan Akif'e vatan haini muamelesini reva gören Halk Partisi, istiklal mücadelesine, kurtuluş savaşına öncülük ederek, gözü dönmüş dünyaya haddini bildiren kurucu meclisteki, Akif gibi hassasiyetlere sahip olan milletvekillerini, 29 Haziran 1923’te Partiden aday göstermeyerek onların milletvekilliklerini engelledi. Bu kadarıyla da yetinmeyen Halk Partisi, halka rağmen, halk için halkının değerlerine çoktan  savaş açmıştı. Kurtuluş savaşında, uğrunda savaşarak korumaya çalıştığımız değerlere karşı, girişilen bu mücadele, o değerlere sahip çıkan Akif gibi değerleri saf dışı etmişti. Kendi elimizle tahrip ederek yok etmeye çalıştığımız değerlerimize en çarpıcı örneklerden Türkçe ezan, Türkçe ibadet ve savaştan yeni çıkmış, yoksullukla pençeleşen, bir lokma kuru ekmeğe muhtaç Anadolu insanına dayatılan şapka kanunu saçmalığı sadece bir kaç örnek.

İstiklal ve Kur'an Şairinin büyük bir titizlikle ve emek harcayarak yıllarını verdiği meal bir daha dönmemek üzere Mısır’da kalmıştı.

Akif'in deyimiyle, ‘demir kasa’ gibi sağlam olan genç dost Yozgatlı İhsan Efendiye emanet edilmişti. Akif Türkiye'ye dönünce mealle ilgili tüm baskı(resmi makamlar) ve ısrarlara (dostlar) rağmen hiç kimseye bilgi vermeden, gözü arkada kalarak, garip bir şeklide göçüp gitti bu dünyadan. Cenaze töreniyle ilgili yasaklar, bu kadarda olmaz dedirten cinstendi. Geçtiğimiz hafta Mahkemede şehit olan Mursî'nin cenazesine getirilen yasakları hatırlattı bize. Zaman ve mekan değişse de zihniyet maalesef hep aynı.

1936’dan 1961’e kadar, yani Yozgatlı İhsan Efendinin son nefesine kadar İki kişi arasındaki bu sır 3. bir kişiye söylenmemiştir. Mealin kimde olduğunu az çok tahmin eden dost düşman tüm ısrarlara rağmen herkesten saklanmıştır. Oğlu Ekmeleddin İhsanoğlu anlatıyor: “ Ölüm döşeğine düşüp son nefesini Yaradanına teslim etmek üzereyken Temmuz 1961’de bana emanet ettiğinde ülke askerî bir darbenin idaresi altındaydı. Demokrasi cebren tatil edilmiş ve Demokrat Partinin getirdiği dinî hürriyetler, yeniden tartışılır hale gelmişti. Türk milletinin Adnan Menderesle birlikte 10 senedir huşû ve iştiyakla dinlediği Ezan-ı Muhammedî yeniden kaldırılsın, Kur’an namaz da Türkçe okunsun nidalarının yükseldiği bu hazin zamanda hasta yatağında: ‘Allah bana Adnan Menderes’in asıldığını göstermesin!’ diyerek Allah'ına yakaran ve samimi arzu ile Yaradanına kavuşan İhsan Efendiden ne beklenirdi?[1]
İhsanoğlu babasının vasiyetini şöyle naklediyor: “ Oğlum sana, ben öldükten sonra yerine getirmeni istediğim bir vasiyetim var. Şu dolapta iki tomar defter var. Ben ölünce onları yakacaksın.”[2]

İhsan Efendi vasiyeti iletip emaneti oğluna bıraktıktan kısa bir süre sonra VEFAT etti. Bir kaç gün sonra taziye için gelenler arasında İhsanoğlu’nun amca dediği İbrahim Sabri Bey, merhum İhsan Efendinin en sevdiği öğrencilerinden ve Akif'in mealinin akibetini en çok merak edip peşine düşen İsmail Hakkı Şengüler, Ali İhsan Okur ve Osman Saraç beylerde vardı. O gün orda yaşananları rahmetli Şengüler anlatıyor:

“Bir ara Ekmeleddin İbrahim Sabri beyin yanına yaklaşarak alçak sesle bir şeyler anlattığını, onun da heyecanlandığını gördük. Evet herkesin peşinde olduğu Mehmet Akif Ersoy’un meali 2 Tomar halinde urganla bağlanmış dolabın gözünde duruyordu. Akif’in el yazısını tanıyan İbrahim Sabri bey gözyaşlarını tutamadı, hep birlikte ağlıyorduk. Bu arada masanın orta gözünde  kalınca ciltli iki defter daha vardı. Ekmeleddin sayfalarını karıştırmaya başladığında bir sürprizle daha karşılaştık. Merhum Mehmet İhsan Efendi Akif’in tercümesini baştan sona o inci gibi Rik’a yazısıyla bu deftere geçirmiş ve onları Akif’in defterinin yanına değil de masanın başka bir gözüne bırakmış, adeta bu defterlere kimse dokunmasın der gibiydi. Ama anlayan kim? Ekmeleddin derseniz henüz çocuk denecek yaşta, o acılı günde uzun boylu düşünüp taşınmaya ne yaşı, ne de durumu müsait. O babasının vasiyetini yerine getirirlerse rahata kavuşacaktır, o kadar. Bize gelince, hepimizin büyüğü üstadı sayılan ve o gün için gözümüzde çok büyüttüğümüz İbrahim Sabri Bey olaya el koyduğuna göre ağzımızı açmak haddimize mi? İbrahim Sabri Bey’e gelince o kadar heyecanlanmış, o kadar galeyana gelmişti ki, estirdiği havaya bakarsanız eğer o defterler derhal yakılmazsa hemen Türkiye’de Türkçe Kur’an diye ilan edilip ibadetlerde okutulacak ve Mehmet Akif’in ruhu da korktuğuna uğrayıp muazzep olacak. Öyleyse bu vasiyet derhal yerine getirilmeli idi. Tabi bu karar, İbrahim Sabri Beyin kararıydı. Bizler de ona tâbi oluyorduk. Ben bir ara bu işi aceleye getiriyoruz, kendimize biraz düşünme hakkı tanısak gibi bir laf edecek oldumsa da, Üstad kesin kararından hiçbir şey kaybetmedi. Defterler hemen yakılacaktı, ancak Mısır’ın evlerinde ne soba var ne de ocak, böyle bir evrak sokakta da yakılamazdı. Aklımıza benim ev geldi. Geniş balkonunda yakma işini rahatlıkla yapabilecektik. Defterleri tomar halinde tekrar bağladık Mehmet İhsan Efendi’nin göz nuru döküp el yazısıyla naklettiği o ciltli kalın nüshayı da birlikte alarak 5 kişi bir taksiye binip Abbasîye’ye gittik. Evde bizden başka kimse yoktu. Balkona çıkardığımız büyük alüminyum  çamaşır leğeninin içinde defterleri birer birer parçalayarak yaktık. Sanki görev eksiksiz yerine getiriliyor mu diye birbirimizi kontrol ediyor gibiydik. O ciltli iki nüsha da dahil elde en küçük bir parça kağıt kalmamacasına hepsini yakıp kül ettik.[3]

Ekmeleddin İhsanoğlu Meal’in yakılmasında ki rolünü ve pişmanlığını şöyle anlatıyor: “Tarihin cilvesi bu ağır emanet yükünü henüz 17 yaşındaki üniversite 1. sınıf öğrencisinin omuzlarına yüklemiştir. Babasının radyolardan Yassıada mahkemesinin seyrini takip ederken duyduğu elem ve üzüntünün kendisini kalp krizinden daha fazla üzdüğünü gören 17 yaşındaki genç aniden omuzlarına düşen bu yükün altına girdiğinde, bu gurbet diyarında amca ve ağabey dediği en yakınındaki insanlardan medet talebinde bulunmaktan başka ne yapabilirdi ki?[4]

Bu acı gerçeği satırlarda yaşarken insan, “bari İhsan Efendinin temize çektiği defterlere dokunmasaydınız” demekten kendini alamıyor.
____
[1] E. İhsanoğlu, Yozgatlı İhsan Efendi,7 s. 454,
[2] İsmail Hakkı Şengüler, Açıklamalı Lügatçeli M. Akif Külliyatı, c.10, istanbul Hikmet Neşriyat,1992, s.231,
[3] Şengüler, age, s.231-233
[4] E. İhsanoğlu, age, s. 468,

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (312) 311 53 73