• BIST 95.522
  • Altın 276,469
  • Dolar 5,7158
  • Euro 6,3462
  • Ankara 20 °C
  • İstanbul 25 °C
  • İzmir 30 °C
  • Konya 24 °C

Sadece sadakat yeterli mi?

Yusuf Akoğul

Günümüzde birey/vatandaş olarak bürokrasiyle işlerimizi halletmek için sürekli içli dışlı oluruz. 

Ana fonksiyonu yasaları ve siyasaları uygulamak veya yürürlüğe koymak olan bürokrasi, yönetim işini çekip çevirmekle görevlidir.

İşlerimizi kolaylaştırmak adına kamu yararına da hizmet eden bürokrasi vatandaşın derdini dinlemek ve sorunlarını çözmek ile mükelleftir.

Lakin bir vatandaş aksi bir durumla, rahatsızlık duyacağı bir tavırla da karşı karşıya kalabiliyor.

Örneğin adres değişikliği yapmak için gittiğimiz nüfus müdürlüğünde çalışan bir memurun bizimle ilgilenmeyerek mesai saati içerisinde şahsi işleriyle meşgul olması, görevinin gerektirdiği sorumlulukla alakasının olmaması gibi durumları zaman zaman yaşıyoruz… 

Bunun nedeni olarak; donanımsızlık, liyakatsizlik, adam kayırmacılık, sırtını devlete yaslama anlayışını sebep gösterebiliriz.

Aynı şekilde göreve getirme makamında olan zatların sadakati esas almasını, gerisini düşünmemesini de sebep sayabiliriz. 

Peki devlet yönetiminde sadakat yeterli midir? Yoksa o kişinin ehliyetine, liyakatine mi bakmak gerekir?

Bu durumda asıl önem arz eden liyakattir.

Liyakat bilindiği üzere layık olma, yaraşma, bir işe ehil olma anlamlarına geliyor. Uhdemize aldığımız işleri gerektiği gibi yapmamızın sorumluluğunu doğuruyor.

Bir amir veya güç sahibi birisinin, işinin ehli olan, ilkeli ve kararlı birisine dediklerini yaptırması zordur.

Siyaset erbapları da bu konuda zorluklarla karşılaşmak istemeyecekleri için kendileri gibi düşünen onlara sadık olan kişilere öncelik tanıyarak onlarla yol yürümeyi tercih ederler. 

Liyakatli birisi yanlış gördü mü direnir, yapmaz. İşte bu yüzden çoğunluk, hangi alanda olursa olsun, aslında liyakati değil, sadakati önceliyor.

Aslında sadakati önceleyenler ilke olarak liyakati savunsalar da iltimasla, adam kayırmacılıkla “bizden olan yerleşsin” tabiriyle liyakati hep geri plana atmaktadır.

Sadakat elbette anlamı itibariyle yok sayılacak vazgeçilecek bir şey değildir lakin tek başına yeterli değildir.

Özellikle yetki mercisinde olan içi boş birisinin sadakat göstermesi anlamsızdır. 

Amacın dışına çıkarak alacağımız yol bize ve etrafımıza zarar verir. Liyakat değindiğimiz üzere işe hakkını vermek becerisidir. Bu beceri bir güzel ahlâk prensibi olan emanete riayet etme temeline oturur, eğitimle ve tecrübeyle kazanılır. Devlet işlerini yürütenlerin gayesi de bu doğrultuda daha iyi bir düzen, müreffeh bir toplum olmalıdır. 

“Tarihimizde, resmi otoritenin güdümüne girip ilahî ahkâmı arzu edilen istikamette tağyir ve tebdil etmemek düşüncesiyle devlet memurluğuna, yöneticiliğe ve makama getirilmemek için korkularından dolayı birçok âlim zevat kendilerini deliliğe vurmuşlardır.”

Devletimizi idare edenlere düşen görev bürokrasiyi tepeden tırnağa gözden geçirmeleridir. Bugüne kadar esas alınan sadakat anlayışını bir kenara bırakarak liyakate ehemmiyet verilmelidir. 

Her şeyin başı mademki eğitimdir, eğitime artık iyi bir neşter vurulmalıdır. Değerler dersi eklenmeli, ilkeli insanlar yetiştirilmelidir. 

Eğitimle tarihimize, kültürümüze, inancımıza ve geleneklerimize uygun bir şekilde insanlar yetiştirilmelidir. 
Kalıcı, yerleşik ve bize has bir sistem oluşturulmalıdır. 

İktidara göre değişen yapılar, yönetimler yerine istikamet üzere vatan, millet ve geleceğimiz için üstüne sürekli bir şeyler koyarak ehil ellerde kurumlarımız görev yapmalıdır…

Birisine bir görev tevdi edilirken bizden olup olmadığından ziyade, o işi layığıyla yerine getireceği kıstası göz önünde bulundurulmalıdır. 

Efendimiz (s.a.v) memuriyetteki ölçüyü şu şekilde belirlemişlerdir:

“Bir memur kendisinin ve zevcesinin maişetini temin edecek kadar ücret alabilir. Hizmetçisi yoksa onu da tutabilir. Evi yoksa o da hesaba girebilir. Bundan ötesi haddi tecavüzdür...”

Liyakatli Kadroların görevde olmaması Allahummehfazna toplumumuzu helaka ve adaletsizliğe sürükleyebilir. Bu konuda yine Allah Resûlü (s.a.v) yüksek bir aileye mensup bir kadının hırsızlık etmesi üzerine iltimasa gelenlere:

“Başka toplulukların mahvolmalarına sebep, ölçüleri zayıflara tatbik ve kuvvetlileri müstesna tutmak olmuştur. Yemin ederim ki, kızım Fâtıma hırsızlık edecek olsa elini keserim.” diyerek bu liyakat tablosunu ümmetine bırakmıştır.
İnancımızın da gereği olarak işi kesinlikle bilene, yani emaneti ehline vermek elzemdir.

Cenâb-ı Hak buyurur ki: “Muhakkak ki Allah size emânetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder.” (Nisâ Sûresi: 58. ayet) 

Selam ve dua ile… 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73