• BIST 1.391
  • Altın 495,421
  • Dolar 8,7180
  • Euro 10,3510
  • Ankara 18 °C
  • İstanbul 19 °C
  • İzmir 24 °C
  • Konya 19 °C

Stato-Devlet

Yusuf Akoğul

Modern anlamda ilk merhalesi 16. yüzyılda şekillenmeye başlayan devlet teşekkülünün başlangıcını insanlık tarihine kadar uzatabiliriz. Bu şekilde belirtmemizin sebebi 16. yüzyılda modern devletin doğmaya başlaması, “lo stato”, “state” gibi devlete tekabül eden mefhumların kullanılmaya başlanmış olmasıdır. Bizler tarih kitaplarından biliriz Türk tarihinde “devlet”e karşılık gelen “il” kelimesi çok daha eskiden kullanılmaktaydı. Eskiden beri devletlerin mevcut olduğunu açıktır. Siyaset bilimciler devlet için “bugüne kadar devleti ne gören ne de yakalayan olmamıştır.” derler. Görünmeyen devletin ne olduğu hususunda tek bir tanım olduğunu söyleyemeyiz. Çeşitli teoriler, çeşitli izahlar mevcuttur. 

Batı Avrupa’da “stato-devlet” terimini, ilk kez Machiavelli’nin modern anlamda devlet karşılığında Hükümdar(1513) adlı eserinde kullandığı kabul edilmektedir. Bu kavram daha önceki dönemde kralların topraklara hükmetmesi veya yönetmesi anlamından yahut da “res publica” olarak kullanılan ve herhangi bir siyasal topluluğu deyimleyen anlamdan farklıdır. Machiavelli’ nin tanımı ile devlet; kendi üzerinde bir ölçü veya referans tanımayan, varlığını kendisiyle gerekçelendiren kamu otoritesi ve bu kamu otoritesinin belli bir toprak parçasının her yerinde aynı şekilde yoğunlaştırılmış tarzda uygulanmasıdır. Stato, kısaca kendi üzerinde hiçbir gücü kabul etmeyen devlet anlamındadır. 
Orta Çağ devletlerinden ayrılarak dünya düzeyinde yaygınlığa ulaşan modern devletin, aynı anda aynı gelişme koşulları ile dünyanın her tarafında ortaya çıktığını söyleyemeyiz. Ülkelere göre farklı faktörlerle ortaya çıktığı açıktır. Ancak ideal örneğin Weber tarzı olduğunu söylemek gerekir. Modernleşmenin kendine özgü temel vasfı ise “merkezileşme” dir. Bu merkezileşme coğrafi, siyasal ve hukuki alanda kendisini göstermektedir. Yani coğrafi açıdan bir toprak üzerinde, hukuki açıdan bir anayasa ile, siyasi açıdan ise mutlak, bölünemez, devredilemez, sonsuz ve bir olan egemenlik ile… 

Türk Dil Kurumu’nun tanımına göre modern devlet, “toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır.” Yani modern anlamda devlet “egemenlik”, “millet” ve sınırlar üzerine oturur. Modern devletin genel tanımı için karşımıza çıkan ilk kıstaslar şunlardır:

1) Modern devletin “sınırlı”bir coğrafyanın egemeni olarak konumlanması,
2) Modern devletin tüzel bir kişilik olması ve yönetiminin feodal ya da kan bağına dayanan geleneksel hiyerarşi biçimlerine dayanmaması,
3) Devletin gücünü eşit yurttaşlar topluluğundan aldığı meşruiyete ve egemenliğe dayandırması.

Modernleşme, ortaya çıktığı dönem içerisinde Avrupa’dan başlayarak tüm dünyaya yayılan, her alanda etkisi görülen, keskin değişimlere yol açmıştır.  Bu süreçte modern dünya önceki geleneksel haliyle çatışarak bütün kurumlarını dönüştürmüştür. Siyasal sistemdeki etnik, dini ve diğer güç odaklarının yerine iktidarı merkezileştirerek hiçbir şeyi geleneksel haliyle muhafaza edilmeyecek bir form haline getirmiştir. Birbirinden bağımsız rasyonellik zeminleri oluşmuş, üretim etkinlik ve toplumsal organizasyon dini inançlardan bağımsızlaşmıştır. Bir bakıma öte dünyaya atfedilen (aşkınlık) değerlerin yerine içkin değerler gelmiştir.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73