• BIST 1.191
  • Altın 487,026
  • Dolar 7,9427
  • Euro 9,4068
  • Ankara 23 °C
  • İstanbul 24 °C
  • İzmir 24 °C
  • Konya 23 °C

Suriye’nin Derin Analizi

Muhammed Gömük

1 Mart 2020 itibarıyla Türk Ordusu’nun İdlib Operasyonu başladı. Bahar Kalkanı Harekâtı adı verilen son operasyon, daha önceki Barış Pınarı, Fırat Kalkanı ve Zeytindalı operasyonlardan oldukça farklı bir öneme sahip.
Bahar Kalkanı Harekâtı, Türk Ordusu ile Esed’in rejim ordusunun doğrudan karşı karşıya geldiği gerçek bir meydan muhaberesidir. 
Bahar Kalkanı Harekâtı, Türkiye’nin gerçek ve dost ve müttefikleri ile düşmanlarını tanıma ve bunların savaş kabiliyetini, kapasitesini, gücünü tartma fırsatıdır.
Bahar Kalkanı Harekâtı, Türkiye’nin son yıllarda atağa kalkarak geliştirdiği yeni silahlarını en gerçek tatbikat sahasında test etme ve geri bildirim alma fırsatıdır. Türkiye İdlib ve civarında denediği yeni nesil silahlarının yeterliliğini ya da eksikliklerini görecek ve savunma sanayii politikasına buna göre yön verecektir. Her ne kadar birçok ülke İHA ve SİHA teknolojimizi hayranlıkla izliyor olsa da bunları daha da fazla geliştirmemiz gerektiği görülmüştür. İleriki dönemde bütün uçakların hatta tankların insansız olacağı öngörülmektedir.  Bu, Amerika’nın F35’lerini bile atıl hâle getirecektir. Türkiye hiç şüphesiz bu yönde de çalışmalar yapmaktadır ve eminim ki yakında sonuçlar alınacaktır.
Yine aynı bağlamda günümüz tanklarının artık modasının geçtiği görülmektedir. Dünyanın en büyük kara ordularından biri olan Türkiye’nin elinde binlerce savaş tankı bulunmaktadır. Suriye, Mısır gibi ülkelerde de ciddi sayıda tank bulunmaktadır. Ordusu bir canavara benzeyen Rusya’nın elindeki tankların sayısı ise on binlerle ifade edilmektedir. Oysaki tanklar büyük ve hantal cüsseleri nedeniyle harp meydanlarında vurulması ve imhası oldukça kolay savaş araçlarına dönüşmüş bulunmaktadır. Tankların yerine hangi araçların ikame edileceğini şimdiden düşünmek ve projelendirmek gerektiği görülmüştür. 
İdlib’deki harbin ortaya çıkardığı bir diğer tespit de hava savunmamızın yetersiz olduğudur. 15 Temmuz gecesi de işgalci teröristlerin ele geçirdiği F16 ve helikopterlere karşı hiçbir etkili girişimde bulunamamıştık. Gerçekten çok acınası ve sinir bozucu bir tablo yaşadık. Hatta dönemim Başbakanı Binali Yıldırım “havada uçan ne varsa indirilsin emrini verdim” dediği hâlde işgalcilerin kullandığı bir tane bile hava aracına müdahale edilememişti (ya da kasten edilmemişti bilemiyoruz). Hisar füze sistemi ile bu eksikliğimizi kapatma konusunda ciddi bir adım atacağız ama devamını getirmeliyiz. Çünkü savaş teknolojisi gerçekten çok hızlı ilerliyor ve Türkiye de kıyısından köşesinden bu kervana katılmış bulunuyor.
Bir diğer önemli nokta ise uzay hâkimiyeti diye düşünüyorum. Rusya’nın elinde atmosferi geçip uzayda yol alabilen ve sonra tekrar dünyaya dönebilen, bir başka deyişle uyduları vurma kabiliyetine sahip füzeler bulunuyor. Üstelik bunlar bizim SOM füzeleri gibi dışarıdan yönlendirilebiliyorlar. Uydularımızı koruyamazsak İHA’larımız, SİHA’larımız savaş dışı kalır, hiçbir füzemizi ateşleyemeyiz, radarlarımız bile işlevsiz kalır. Bu konuda Rusya, ABD ve Çin’in geliştirdiği teknolojiyi acilen yakalamamız ve bizim de onların uydularını vurup düşürebilecek potansiyele erişmemiz gerekiyor.
Deniz savaşları için de bir öneride bulunmak isterim. Hava SİHA’ları gibi deniz SİHA’ları da olmalı. Yapay zekayla, görünmezlik teknolojisiyle ve güdümlü füzelerle donatılmış hafif ve hızlı deniz SİHA’ları düşmanlarımızın devasa deniz filolarını hallaç pamuğuna çevirebilir.
Savaş, elbette istediğimiz, arzuladığımız, hoşlandığımız bir şey değil. Ancak görüyoruz ki başta ABD olmak üzere NATO ülkeleri bizi çepeçevre kuşatmış durumda. Rusya’nın ise yarın Boğazlar’da veya başka yerlerde aynen Sovyetler’in zamanında yaptığı gibi hak talep edip edemeyeceğini bilemiyoruz. En güçsüz komşumuz Ermenistan’ın bile Ağrı Dağı’nı sınırlarına katma planları olduğunu biliyoruz. İran deseniz zaten her zaman fitne fesad peşinde mezhepçi bir düşmanımız olagelmiştir. Bu tabloda güçlü bir orduya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Güney sınırlarımızda oluşturulan yetmiş bin kişilik PYD terörist gücüne karşı bile her an teyakkuzda olmalıyız. ABD bunları laf olsun diye bir araya getirip, en modern şekilde silahlandırıp, ellerine bayrak vermedi. 
Öte yandan ümidi sadece Türk Ordusu olan birçok da dostumuz var. Pakistan’dan Bosna Hersek’e, Somali’den Kırgızistan’a kadar çok geniş bir coğrafyada heybet ve gururla at koşturmamız gerekiyor. Türk Ordusu, tüm İslam âleminin sancaktarlığını yapmaktadır, sözde değil gerçekten Peygamber ocağıdır. Mehmetçik, sadece Türk sancağını değil İslam sancağını da taşır. Üniversal düzeyde caydırıcı güce sahip bir Türk Ordusu olsaydı Hristiyan âlemi Sudan’dan Güney Sudan’ı, Endonezya’dan Doğu Timor’u “Hristiyanlar çoğunlukta” diye ayırıp bağımsız hâle getiremezlerdi. 
Bu anlattıklarım taktik ya da strateji değil; açık seçik gerçeklerdir.
Lâkin dönüp de iç kamuoyuna baktığımız zaman şirazesi kaymış, ciddiyetsiz, kimin yanında yer aldığı belli olmayan, hezeyan dolu bir muhalefet görüyoruz. Beyaz kürklerini, topuklu ayakkabılarını giyip cemaatin en ön safına geçerek milletin namazını bozduran, şehidin cenaze namazını murdar hâle getiren muhalefet milletvekillerinden “Suriye’de ne işimiz var” diyen gafillere değin müthiş bir gayri-millilik problemi ile karşı karşıyayız. Allah muhafaza topyekün bir savaşa girecek olduğumuzda düşmanla işbirliği yapacak tipleri de görüp tanımış olduk; ancak bunlara karşı rasyonel önlemleri almak da en az savaşa hazırlanmak kadar önemlidir, ihmal edilmemesi gerekir.
Terörist demişken baharın gelmesiyle birlikte aynen PKK unsurları gibi FETÖ militanlarının da hareketlenmeye başladığını gözlemlemekteyiz. Twitter’da dolaşan “Tapeler gerçek polisler mahkum” başlıklı ve ilk olarak hy_06_ rumuzlu Hakan Yavuz adlı bir kullanıcı tarafından paylaşılan ve çok pervasızca FETÖ propagandası yapan videoyu on iki saat içinde 945 kullanıcı beğenmiş, 919 kullanıcı retweet ederek paylaşmış ve altına 43 yorum yapılmış. Yorumların hemen hepsi de videonun yani FETÖ’nün lehine. Kısa sürede 18.200 defa görüntülenen videoyu paylaşan, videoyu retweetleyen, beğenen ve altına FETÖ’yü destekleyen yorumlar yazanlar hakkında acaba kim, nasıl bir işlem yaptı? Bence henüz bir işlem yapılmadı ve işin kötü tarafı FETÖ’nün bu tür cüretleri gün geçtikçe artıyor. Üstelik birileri de yine yeniden “her an darbe olabilir” demeye başladı.  Bunlar asla rastlantı değildir!
Rastlantı diye bir şey de yoktur. Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in Mü’minun Suresinin 115. ayetinde Cenabı Mevla “hiçbir şeyi abes üzere yaratmadık” diyor. Bir başka tabirle gördüğünüz, duyduğunuz, bildiğiniz ya da bilmediğiniz hiçbir şeyi laf olsun diye yaratmadık; bir toz zerresinin dâhi bir işlevi, bir hikmeti vardır diyor. O hâlde ne İdlib’deki küçük çaplı meydan harbi, ne Fettoşcuların iyiden iyiye azgınlaşması, ne de muhalefetin yarım ağızla Türkiye’nin düşmanlarının yanında saf tutması boşuna değildir. 
Tabii ki bu arada biz vatan sevdalıların yerli yerinde sapasağlam durması da boşuna değildir. Meydanı hainlere ve kalleşlere asla bırakmayacağız. Suriye’den çıkmayacağız, Libya’dan çıkmayacağız, Irak’tan çıkmayacağız, Afganistan’dan çıkmayacağız, Kıbrıs’tan çıkmayacağız, Kosova’dan çıkmayacağız, Bosna’dan çıkmayacağız. Bakarsınız belki Kırım’a gireceğiz, Jammu-Keşmir’e gireceğiz, Girit’e gireceğiz, Batı Trakya’ya gireceğiz, Halep’e gireceğiz…
Uzun lafın kısası Halep oradaysa arşın burada…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73