• BIST 1.524
  • Altın 438,496
  • Dolar 7,4448
  • Euro 9,0064
  • Ankara 0 °C
  • İstanbul 3 °C
  • İzmir 1 °C
  • Konya 2 °C

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne Hazırlık

Yusuf Sağlam

Yapılan yeni bir araştırmaya göre Küresel alemde artık bir "ev hanımının" evde uğraştığı tüm işler parasal değere aktarılıp ölçülebiliyormuş. "Bakım Emeği" olarak adlandırılan bu günlük işler,"Küresel Bakım Emeği Hesaplama Uygulaması" ile hesaplanabiliyormuş. Yaklaşan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebeti ile hassasiyet kazanan bu tür konular üzerine birkaç satır düşünelim istedim.

KADININ DUYGU DURUMUNU HEP BİRLİKTE BOZUYORUZ!
Öncelikle ortada şöyle bir gerçek var ki bunu kimse yadsıyacak vaziyette değil. Çünkü işe ilk olarak "ev hanımı" ibaresini kullanarak başlıyoruz. "Ev hanımı", resmi bir kurumda çalışmayan hanımlara ithaf edilirken bu, zamanla "çalışmayan kadın" olarak yerini almış. Peki bu durumda resmi bir kurumda çalışan kadın, nerenin hanımı oluyor? Buna da çözüm bulmuşuz. O da "çalışan kadın" olmuş.

En başta hitap şeklimizle ne kadar halden anlamayan ve acımasız olduğumuzu her iki kesime de göstermiş oluyoruz. Resmi ya da değil, her kadının bir birey olduğunu, kolayca unutuyoruz. Resmi kurumda çalışmayı tercih etmeyen veya buna ara vermiş kadına "evinin hanımı" muamelesi yapıp her türlü bulaşık, çamaşır, temizlik, toparlama işlerini mecbur tutup üstüne bir de teşekkürü çok görürken ve acımasızca eleştirirken; dışarıda çalışan kadına da iş yerlerinde mobing uygulamayı ihmal etmiyoruz. Onun yapacağı işlerde daha eleştirel yaklaşabiliyoruz.

Daha kolay laf sarf edebiliyoruz. Aslında her iki durumdaki kadına da bir şekilde ve bir yerlerde aynı psikolojik baskıyı uyguluyoruz. Ardından bu tarz manipule haberler geldiğinde, etkilenmemenin mümkün olmayacağı duygu durumlarına neden oluyoruz. Çünkü zaten eziyet ve baskı gördüğünü düşünen veya düşündürülen kadın, ufak kıvılcımlar arayışına girmiş oluyor. Ama biz baskımıza devam ediyoruz ve bu tarz söylemlerin ardından etkilenen kadının yine  ahmaklığından ve romantikliğinden dolayı bu duruma düştüğünü savunup üzerine gidiyoruz.

AİLE KAVRAMI MADDİ DEĞERLERLE ÖLÇÜLEBİLİR Mİ?
İkinci bir etken ise toplum yargılarından bağımsız olmayan fakat başka iklimleri besleyen bir konu. Kadın, anne, eş, evlat, koca tüm bu kimlikler, aile içindeki görevini sebepsiz yerine getirir. Onu tutan şey sevgisidir. Herhangi bir karşılık beklememektedir. Sevgi ve saygının olduğu bir aile ortamında tek beklenti, aile üyelerinin mutluluğu olabilir. Erkek akşama kadar yorulur, çalışır ve ailesinin iaşesini seve seve karşılar. Kadın, ister aynı koşullarda çalışır ve bir yardımcı ile evinin tüm işlerini yerine getirir, isterse dışarıda çalışmadan o enerjisini kullanarak bizzat kendisi evin içindeki görevlerini yerine getirir. Ama burada tüm bu işleyişi ayakta tutacak tek bir güç vardır: o da sevgi ve saygıdır. 

BİLİNÇ VE EĞİTİM ŞART!
Son olarak şu gerçeğe değinmeden edemeyeceğim: Tüm bunları ayırt edebilecek sağlam bir bilinç akışına ihtiyaç vardır. Ve bana kalırsa bu bilinç akışına sahip olmayan veya evliliğin, eşin, kadın ve erkeğin kim olduklarını, nasıl bir duygu ve bilinç taşıdıklarını ve nelere ihtiyaç duyduklarını bilmeyen kimselerin evlenmeleri de toplumda evliliği sağlıklı sürdürme yetilerini kısırlaştırmaktadır. "Bilinç ve eğitimin" de altını çizdikten sonra aile değerlerimizin korunduğu, maddi değerlerle ölçülemeyecek kadar kutsal bir yapı olduğu ve ailenin son kale olduğunu hatırlatarak yazımı sonlandırıyorum.
 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73