• BIST 106.805
  • Altın 269,202
  • Dolar 5,6889
  • Euro 6,3007
  • Ankara 9 °C
  • İstanbul 17 °C
  • İzmir 21 °C
  • Konya 7 °C

Tatilde Anne Baba Ve Çocuklar 

Ahmet Aydınsoy

MEB yeni Bakanla birlikte, nerdeyse ilk kez, yaz tatilinde öğrenci ve velilere yapması gereken bir çok faaliyet önerisinde bulundu. Yıllardır mücadelesini verdiğimiz, sadece eleme aracı olarak eğitim sistemimizin kalbine çöreklenen sınav kaygısından uzak bir tatil hem çocuklarımızın, hem velilerimizin hem de öğretmenlerimizin hakkıdır. 

Çocuklarımızın sosyal hayatını neredeyse sıfırlayan sınav, ilkokul birinci sınıftan başlayarak, üniversite kapısına kadar 12 yıl boyunca kesintisiz olarak, çocuklarla birlikte ailelerin tüm hayatını etkisi altına aldı. Hiç değilse tatilde olsun, aileleri ve çocukları bu kasvetli havadan kurtarmak çok iyi olacak. Tatil için düşünülen bu güzel plan için Millî Eğitim Bakanı sayın Selçuk’a teşekkür ederiz. 

Bir teşekkürü de, son yıllarda her sene bir tema ile çocuklarımızı cami ve yaz kurslarına teşvik eden Diyanet İşleri Başkanlığı hak ediyor. Bu yılda yine güzel bir tema seçilmiş. “Camiler çocukla dolsun, ahlakı Kur'an olsun.”
Unutulan değerlerimizden olan, gündelik hayatın en önemli merkezlerinden biri olması gereken, ama maalesef beş vakit yolunu unuttuğumuz cami ve cemaat. Bize unutturulan cami yolunu tekrar çocuklarımıza hatırlatmak için takdire şayan çabalar artarak devam etmelidir.

Bir kaç yıl önce Akyurt'a giderken hemen yol kenarında bulunan küçük bir caminin giriş kapısına, hoca efendi özenle hazırlanmış bir tabela yazdırmıştı. “BU CAMİDE ÇOCUKLARA KIZILMAZ.”

Bu tabelayı ilk gördüğümde merhum Münir Özkul'un çocukluk ve gençlik yıllarında camide yaşadığı acı tecrübe geldi aklıma. Şöyle ki:

“Bakırköy'de Kartaltepe İlköğretim Okulu ve hemen bitişiğinde aynı adı taşıyan Kartaltepe Camii. Münir okul ve camiyi bir birinden ayıran  duvarın üzerinden cami avlusunda açan rengarenk çiçekleri görür. Hiç düşünmeden duvardan atlayıp öğretmenine vermek üzere çiçeklerden koparırken birden sırtında patlayan bastonla arkasına bile bakmadan tekrar duvardan okul bahçesine kendini zor atar. O günden sonra bir daha cami ile okulun ortak duvarına hiç yaklaşamaz. Bu acı tecrübeden yıllar sonra lise yıllarında arkadaşı Uğur, Sümbül Efendi Camii imamı Nurullah Efendiyle tanıştırır. 

Nurullah hocanın sohbetinden çok etkilenen genç Münir, arkadaşıyla sözleşip ilk Cuma namazında Sümbül Efendi Camiine Nurullah hocayı dinlemeye gitmek için sözleşirler. Heyecanla Cuma gününü bekleyen Münir erkenden camiye gider. Bir süre bekledikten sonra cemaat tek tek gelmeye başlar. Cuma için bir saat önceden okunan salâlar okunur. Ama hala arkadaşı Uğur ortalarda yoktur. Camiinin içinden sesler gelmeye başlar. Nurullah hoca vaaza başlamıştır. Yanından geçen herkes, uzun saçlı kot pantolonlu bu gence tuhaf bakış atarak geçiyor, yıllarca cami avlusuna dahi yaklaşmaya çekinen Münir arkadaşı gelmeden içeri girmeye cesaret edemiyordu. 

Cesaretini toplayıp içeri girer ve arkalara yakın bir yere oturur. Can kulağı ile hocayı dinlerken, kapının her açılışında gelen arkadaşımı diye dönüp bakar. Bu durum etrafındaki insanların meraklı bakışlarına neden olur. Caminin loş ortamını aydınlatan kapıdan bu sefer Uğur'un geldiğini gören Münir birden yüksek sesle, “UĞUR ! BURDAYIM !” der demez yanı başındaki hacı amcanın tokadı Münir’in ensesine iner. Yıllar sonra ikinci kez yediği darbeyle neye uğradığını şaşıran Münir camiden kaçarak çıkar gider. On yıllar boyunca bir daha caminin yakınından bile geçmez. 

Bu acı hatırayı 60 yaşına geldiğinde, bizzat kendisi acı tebessüm ve nemli gözlerle tarihe not düşerek anlatıyor. Bizler de zaman zaman çocukluk yıllarımızda camide tatsız hatıralara şahit olmuşuzdur. Hem de namaz esnasında, torunları Hasan ve Hüseyin’in Peygamber efendimizin sırtına çıktığı hikayelerini dinlediğimiz halde. 

Unutmayalım, asıl felaket üzerine ölü toprağı saçılmış gibi bir hal alan cansız, ruhsuz, sessiz kalan camilerimizdir. Onlara can veren, ruh katan, cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle dolup taşan camii manzaralarıdır.

Pazar günü oğlunu kiliseye götürmeden önce, gizlice çocuğunun en çok sevdiği oyuncağı rahibe götürüp, “ Biz yarın oğlumla geleceğiz.  Sizi ve kiliseyi sevebilmesi için bu hediyeyi siz almış gibi, oğluma vermenizi istiyorum.” Diyen hıristiyan baba bize örnek, ortaya koyduğu tavır kulağımıza küpe olsun.
 

  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (312) 311 53 73