• BIST 97.917
  • Altın 278,969
  • Dolar 5,8318
  • Euro 6,4975
  • Ankara 17 °C
  • İstanbul 21 °C
  • İzmir 23 °C
  • Konya 15 °C

Vefa

Ali İlkbahar

Yetmişli yıllar kuyrukların, yoklukların uzayıp gittiği insanların çaresiz kaldığı çileli yıllar Margarinin bakkala geldiği günler belli. O gün en az üç kişi yağ kuyruğuna girer saatlerden sonra alırdık. Paramızla aldığımız halde bulduk diye sevinirdik. Yağ satış arabası geldiğinde eğer bakkal peşin parasını hazırlamamışsa yağı vermeden giderdi. O hafta ne bulursak alıyorduk. Sanayi yağı, haşhaş yağı, endüstri yağı vs yeter ki yağ olsun. 

Bir gün sohbet ederken o kuyruklu yıllarda başından geçeni biri anlatmaya başladı. Atandığı Anadolu şehirlerden birine gittiğinde lojmanda tüp boş imiş, tüpü alıp tüpçüye gitmiş, uzun bir kuyruk. Beş altı kişi kala tüp bitmiş.

Kuyruktakiler dağıldıktan sonra dükkanın sahibi :

-    Beyim herhalde şehrimize Bugün geldiniz. Hoş geldiniz. Akşam çaya beklerim tanışırız. Akşam gittiğimde tüpçüden başka kimse yoktu. Selam verdim çay hazırdı. Çayları içerken dükkan sahibi :

-    Beyim şu tüpü sana getirdim, dedi.

-    Bu kullanılmış…

-    Evet kullanılmış doğru, yeni tüp bir hafta sonra gelir.

-    Dolusu yok mu?

-    Olsa gündüz verirdim. Sen bu tüpü al, yenisi gelinceye kadar idare edersin. Bu evde kullanmadığım tüp. 

-    Sen ne yapacaksın?

-    Benim evde ocak var, soba var yakarım. Sen yapamazsın al götür. 

-    Çok teşekkür ederim.

Anadolu insanı Malazgirt’ten bu tarafa o ruhu, değerleri hiç kaybetmemiş çok etkilendim. 

Tarlalar bölüne bölüne köylünün karnını doyuramaz hale gelmiş. Şehirlere göçler hızlanmış. Şehirde bir tanıdığı veya hemşehrisi varsa kapıcılık odacılık buldu mu dünyalar onun. Kömürlükten bozma merdiven altlarında mücadele ediyor. Yine de isyan yerine şükrediyor. İlkokula giden çocuğunun getirdiği okulda dağıtılan yoğurt, peynir evde ziyafet oluyor. Bazen de apartmanda oturanlardan gelen yemekler ziyafet oluyor. Şehre gelmek, yerleşmek, iş bulmak adamın veya hemşehrin yoksa çok zor.

Eğer memur değilsen paran da yoksa SSK Hastanelerinde sürünürsün. İyi olmak için gittiğin hastanede daha fazla hasta olursun. Sabah güneş aydınlatmadan karanlıkta sıraya yazılırsın. Saat 9’dan sonra doktorlar gelir. Gece yazılan sıraya göre içeri muayene olmak için girersin. Bir üst seviye tanıdığın yoksa da bir odacı tanıdığın varsa çilen azalır. Saat 11’e doğru sıra gelir. Doktor sorar. Anlattığına göre hemen bir reçete yazar. Muayene filan yapılmaz. Reçeteyi alır, ilaç fiyatlandırma sırasına girersin. Mesai biter, sıra gelmez. İki gün iki gece yine gelinir. Numarayı alır. O numara ile içeri girersin. Öğleye doğru ilaç sırası gelir, ilacı alırsın. Bazıları yoksa emsalini verir. İlaç yoksa dışarıdan almak şartı ile üzerine yazar. Eğer dışarıdan ilaç alacaksan yandın. Onun işi de iki gün sürer. Normal ilaçlarını aldıysan doktora götürürsün. Doktor üzerine nasıl kullanılacağını yazar. Doktor sırasına girersin o gün sıra gelmez üçüncü gün doktora ulaşırsın. Sabah akşam harcayıp üçüncü gün hastanede işin ancak biter.

Eğer röntgen, tahlil gibi işlerin varsa işin daha da zor. Bu sürelerde gece evden gelmek bitkin halde eve dönmek bir çiledir. Paran yoksa yürürsün. Sürtüne sürtüne kalabalıklar arasından kan ter içinde kalırsın. Az hasta isen hastalığın artar.

Aynı Türkiye rahmetli Özal’la başlayan halkın yanında, halka hizmet etmek istediği halde öldürüldüğü söyleniyor.

Erdoğan’la başlayan dönem halk iktidarının dönemi başlıyor. Her hizmet bir devrim niteliğinde. Hasta olmak çile olmaktan çıkmış. İstediğin hastaneye gidiyorsun. İstediğin eczaneden ilacını alıyorsun. Aile hekimi doktorun var. Üç gün doktoru görmek, ilaç almak için çile çekmiyorsun. Paran olmadığı için hastan rehin kalmıyor. Ambulans var. Helikopter ambulans var. Cenazeleri memlekete götürmek çile olmaktan çıkmış. Hatta uçakla gönderiliyor.

Bir paket yağ almak için yağın bakkala geldiği günü beklemiyorsun. Sıra yok her yerde her şey var.

Bir apartmanda ya bir ya da enderde olsa iki araba olurdu. Şimdi her dairede bir iki araba var.

İstanbul’a giderken tek yol vardı, araçların birbirini geçmesi çok zordu. Şimdi her yer bölünmüş yol.

Hava alanlarında yabancılar, devlet adamları, zenginler ve şampiyonaya giden sporcular olurdu. Şimdi terminaller gibi halk var.

Bir şey oldu mu Amerika ne der, Avrupa’ya ne deriz derken. Şimdi sadece ne yapacağımızı söylüyoruz. Masayı bırak ayağının birini bile görmüyorduk. Şimdi biz de masada belirleyiciyiz.

Cumhuriyet bayramlarında yabancı silahları seyreder içimizi çeker acaba bizim de olur mu derdik. Şimdi hem yapıyor hem kullanıyor hem de ihraç ediyoruz.

Yeni yeni köprüler, viyadükler, tüneller vs. ülkemde bir baştan bir başa ağ gibi örülüyor. İstanbul Boğazına köprülere ilaveten tünelle birbirine denizin altından bağlanıyor. Avrupa’nın en büyük hava alanına kavuştuk.

Yapılanları sayfalarca yazabilirim. Çileli dönemden bugüne gelişimize şükretmeliyiz. Mimarlarına teşekkür ederim.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Gazete İlk Sayfa | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (312) 311 53 73