Aileden topluma uzanan huzur yolunun dört temel unsuru

Aileden topluma uzanan huzur yolunun dört temel unsuru

Aile huzurunun korunması, merhametin hayatın her alanında yaşatılması, tedbir ile tevekkül arasında denge kurulması ve salih nesiller yetiştirilmesi, İslami hayat anlayışının temel başlıkları arasında yer alıyor.

Aile kurumunun güçlü tutulması, merhamet duygusunun canlı tutulması, karşılaşılan zorluklar karşısında gerekli tedbirlerin alınarak Allah’a teslimiyet gösterilmesi ve çocukların güzel ahlakla yetiştirilmesi, İslam’ın insan ve toplum hayatına ilişkin temel öğretileri arasında gösteriliyor. Aile içinde sevgi, saygı, sabır ve anlayışın hâkim olması gerektiği belirtilirken, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatından merhamet ve güzel ahlak konusunda örnekler aktarılıyor. Tevekkülün çalışmadan ve sorumluluk almadan sonucu kadere bırakmak anlamına gelmediği, insanın üzerine düşen görevleri yerine getirdikten sonra Allah’a güvenmesi gerektiği ifade ediliyor. Çocukların ise yalnızca maddi ihtiyaçlarının karşılanmasının yeterli olmadığı, iman, ilim, dürüstlük, adalet, paylaşma, sabır ve merhamet gibi değerlerle yetiştirilmesinin ailelerin temel sorumlulukları arasında bulunduğu aktarılıyor.

AİLE HUZURUNUN TEMELİ

Toplumun en sağlam yapı taşı ailedir. Sağlıklı bireyler, huzurlu ailelerde yetişir, huzurlu aileler ise güçlü toplumların temelini oluşturur. Bu sebeple İslam dini, aile kurumuna büyük önem vermiş, eşler arasındaki sevgi, saygı, sadakat ve merhameti aile hayatının vazgeçilmez esasları olarak belirlemiştir. Yüce Allah, Kuran’ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır, Kendileri ile huzur bulmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ile merhamet koyması O'nun varlığının delillerindendir. (Rum, 30/21) Bu ayet, aile hayatının temelinin sadece birlikte yaşamak değil, sevgi, huzur ve merhamet iklimini oluşturmak olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Evlilik, bir üstünlük yarışı değil, birbirini tamamlayan iki insanın Allah'ın rızasını gözeterek omuz omuza yürüdüğü kutlu bir yolculuktur. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) de aile hayatında güzel ahlâkın önemine dikkat çekmiş ve şöyle buyurmuştur, Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım. Tirmizi, Menakıb, 63 Bu hadis, aile içerisinde sergilenen güzel davranışların gerçek olgunluğun ve takvanın göstergesi olduğunu bizlere hatırlatmaktadır. Dışarıda nazik, evde kırıcı olmak İslam ahlâkıyla bağdaşmaz. Asıl fazilet, en yakınlarımızla ilişkilerimizde sabırlı, anlayışlı ve adaletli olabilmektir. Aile huzurunu bozan en önemli sebeplerden biri iletişim eksikliğidir. Kırıcı sözler, öfke, ilgisizlik ve bencillik zamanla kalpleri birbirinden uzaklaştırabilir. Oysa tatlı dil, güler yüz, karşılıklı istişare ve affedicilik aile bağlarını güçlendirir. Bazen samimi bir özür, içten bir teşekkür ya da sevgi dolu birkaç cümle büyük kırgınlıkların önüne geçebilir. Anne ve babalar, çocuklarına yalnızca maddi imkânlar sunmakla değil; güzel ahlâklarıyla da örnek olmakla yükümlüdür. Çocuklar en etkili eğitimi anne ve babalarının davranışlarından alırlar. Evde doğruluk, dürüstlük, ibadet bilinci, paylaşma ve saygı hâkim olduğunda bu değerler nesilden nesile aktarılır. Rabbimiz, bütün ailelerimize huzur, bereket, muhabbet ve hayırlı nesiller nasip eylesin. Kalplerimizi sevgiyle birleştirsin, yuvalarımızı rahmet ve sükûnetle doldursun. Âmin.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN MERHAMET ANLAYIŞI VE GÜNÜMÜZE MESAJLARI

Merhamet, insanı insan yapan en yüce duygulardan biridir. Kalpte yeşeren merhamet, sözlere nezaket, davranışlara incelik, topluma ise huzur olarak yansır. İslam dini, merhameti hayatın merkezine yerleştirmiş, bu yüce değerin en güzel örneğini ise Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) yaşamı boyunca sergilemiştir. Yüce Allah, Kuran’ı Kerim'de Peygamber Efendimiz hakkında şöyle buyurmaktadır, Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. Enbiyâ, 21/107 Bu ilahi hitap, Resulullah'ın yalnızca Müslümanlara değil, bütün insanlığa ve hatta tüm canlılara rahmet vesilesi olarak gönderildiğini göstermektedir. Onun hayatına baktığımızda merhametin sadece bir duygu değil, yaşanan bir ahlâk olduğunu görürüz. Peygamber Efendimiz, kendisine kötülük edenlere bile kinle değil, hikmet ve şefkatle yaklaşmıştır. Taif'te taşlanıp yaralandığında, kendisine zulmedenlerin helâk edilmesini istememiş, aksine Allah'ım Kavmime hidayet ver. Çünkü onlar bilmiyorlar. diyerek onlar için dua etmiştir. Bu tavır, affetmenin ve merhametin ulaştığı en yüksek ahlâkî seviyelerden biridir. Resûlullah (s.a.v), çocuklara karşı son derece şefkatliydi. Onları sever, kucağına alır, hâllerini sorar ve gönüllerini hoş tutardı. Bir gün torunlarını öperken bunu yadırgayan bir sahabeye şu anlamlı sözü söylemiştir, Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Buhârî, Edeb, 18 Müslim, Fezâil, 65 Bu hadis, merhametin yalnızca güzel bir davranış değil, Allah'ın rahmetine erişmenin de önemli yollarından biri olduğunu göstermektedir. Peygamber Efendimizin merhameti sadece insanlarla sınırlı değildi. Hayvanlara eziyet edilmesini yasaklamış, aç bırakılan bir kedinin sahibinin sorumlu tutulacağını haber vermiş, susuzluktan kıvranan bir köpeğe su veren kişinin Allah'ın affına mazhar olduğunu müjdelemiştir. Bu örnekler, İslam'ın bütün canlıların hakkını gözeten evrensel bir merhamet anlayışına sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Rabbimiz, bizleri Peygamber Efendimizin ahlâkını örnek alan, merhameti hayatının her alanına taşıyan kullarından eylesin. Kalplerimizi kin ve nefretten arındırsın; yerine sevgi, şefkat ve kardeşlik duygularını yerleştirsin.

TEDBİR İLE TESLİMİYET ARASINDAKİ DENGE

İnsan hayatı, sebepler ile sonuçlar arasında kurulmuş ilahi bir düzen içerisinde devam eder. Yüce Allah, kâinatta her şeyi belli bir ölçüye göre yaratmış, insana da akıl, irade ve sorumluluk vermiştir. Bu nedenle Müslüman, karşılaştığı her durumda hem gerekli tedbirleri almakla hem de sonucu Allah'a teslim etmekle yükümlüdür. İşte bu denge, İslam'ın tevekkül anlayışının özünü oluşturur. Ne yazık ki zaman zaman tevekkül kavramı yanlış anlaşılabilmektedir. Bazıları hiçbir gayret göstermeden her şeyi kadere bağlamayı tevekkül zannederken, bazıları da sadece kendi gücüne güvenerek Allah'ın yardımını göz ardı edebilmektedir. Oysa İslam, bu iki anlayışı da doğru kabul etmez. Mümin, çalışır, araştırır, plan yapar, üzerine düşeni yerine getirir ve ardından sonucu Rabbine bırakır. Kuran’ı Kerim'de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır, Bir işe karar verdiğin zaman artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. Âl-i İmrân, 3/159 Dikkat edilirse ayette önce karar vermek, istişare etmek ve gereken adımları atmak, ardından Allah'a güvenmek emredilmektedir. Demek ki tevekkül, çalışmanın alternatifi değil, çalışmanın tamamlayıcısıdır. Peygamber Efendimizin hayatı bu dengenin en güzel örnekleriyle doludur. Hicret yolculuğunda gerekli hazırlıkları yapmış, güvenilir rehber tutmuş, izleri kaybettirecek tedbirler almış ve ardından Rabbine güvenmiştir. Bedir, Uhud ve Hendek gibi savaşlarda strateji geliştirmiş, istişare etmiş, savunma tedbirleri almış, ancak zaferin yalnızca Allah'ın yardımıyla geleceğini hiçbir zaman unutmamıştır. Tevekkül, tembelliğin değil, gayretin, sorumluluğun ve sağlam imanın adıdır. Tedbir almak ise Allah'a güvenmemek değil, O'nun koyduğu sünnetullaha uygun hareket etmektir. Gerçek mümin, hem çalışır hem dua eder, hem plan yapar hem de kalbini Rabbine bağlar. Rabbimiz bizlere doğru kararlar almayı, üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeyi ve her hâlükârda yalnızca O'na güvenen kullarından olmayı nasip eylesin. Gayretimizi bereketlendirsin, kalplerimize huzur ve teslimiyet ihsan eylesin. Âmin.

SALİH NESİLLER YETİŞTİREBİLMEK

Her anne ve babanın en büyük arzularından biri, evlatlarının hayırlı, ahlâklı ve topluma faydalı bireyler olarak yetişmesidir. İslam dini de neslin korunmasını, güzel ahlakın yaşatılmasını ve çocukların iman, ibadet ve erdem bilinciyle yetiştirilmesini büyük bir sorumluluk olarak görmektedir. Çünkü çocuklar sadece ailelerin değil, aynı zamanda toplumun ve geleceğin emanetidir. Yüce Allah Kuran’ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır, Ey iman edenler Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Tahrim, 66/6 Bu ayet, anne ve babalara yalnızca çocuklarının maddi ihtiyaçlarını karşılamalarını değil, onların manevi gelişimlerini de gözetmelerini emretmektedir. Gerçek koruma, evlatlara iman, güzel ahlâk, ibadet sevgisi ve doğruyu yanlıştan ayırabilecek bir vicdan kazandırabilmektir. Salih nesiller yetiştirmenin ilk şartı, Salih bir aile ortamı oluşturmaktır. Çocuklar en güçlü eğitimi anne ve babalarının sözlerinden çok davranışlarından alırlar. Evde doğruluk yaşanıyorsa çocuk doğru olmayı öğrenir. Merhamet hâkimse şefkati benimser. Saygı varsa saygıyı içselleştirir. İbadetler samimiyetle yerine getiriliyorsa Allah sevgisi gönüllerine daha kolay yerleşir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v), çocuklara karşı son derece şefkatli davranmış, onları sevmiş, dinlemiş ve değer vermiştir. Bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur, Salih nesiller yetiştirmek, çocuklara sürekli nasihat etmekten ibaret değildir. Onlarla kaliteli zaman geçirmek, sorularını sabırla dinlemek, sevgiyi hissettirmek ve güven ortamı oluşturmak da eğitimin ayrılmaz parçalarıdır. Sevgiyle kurulan bağ, verilen öğütlerin kalpte karşılık bulmasını kolaylaştırır. Evlatlarımıza bırakabileceğimiz en değerli miras, mal, mülk veya makam değil, sağlam bir iman, güzel bir karakter ve helal lokmayla yoğrulmuş bir hayat anlayışıdır. Dürüstlük, emanete riayet, adalet, paylaşma, sabır ve merhamet gibi değerler çocukluk yıllarında kazanıldığında, bu erdemler ömür boyu insanın yolunu aydınlatır. Rabbimiz, ailelerimizi huzur ve bereketle kuşatsın. Çocuklarımızı imanla, ilimle ve güzel ahlâkla yetiştirebilmeyi bizlere nasip eylesin. Onları hem dünyada faydalı bireyler hem de ahirette yüz akımız olacak Salih kullar eylesin.

 Muhabir
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.