Bakıp görmeyen gözler

Bakıp görmeyen gözler

Görmek, sadece gözle yapılan bir eylem değildir. Asıl görmek, fark etmektir. Dikkat etmektir. Anlamaya niyet etmektir. Bugün ise en büyük sorunumuz tam da bu: Bakıyoruz ama görmüyoruz.

Yanımızdan geçen acıyı, karşımızda duran yorgunluğu, gözümüzün içine bakan çaresizliği görmezden geliyoruz.

Sokakta bir yüz ifadesi, bir çocuğun sessizliği, bir kadının korkusu, bir yaşlının yalnızlığı… Hepsi gözümüzün önünde. Ama biz çoğu zaman bakıp geçiyoruz. Çünkü görmek sorumluluk getirir. Görürsek durmamız gerekir. Görürsek bir şey yapmamız gerekir. Oysa durmak zaman alır, müdahale etmek risk ister. Bakıp görmeyen gözler, zamanla alışır. İlk başta rahatsız eden görüntüler bir süre sonra sıradanlaşır. Şiddet haberleri, haksızlıklar, adaletsizlikler… “Yine mi?” diyerek geçilir. Oysa “yine” demek, alıştığımızı gösterir. Alıştıkça duyarlılık azalır. Duyarlılık azaldıkça insan biraz daha içe kapanır. Bu sadece toplumsal olaylarda değil, günlük hayatımızda da böyledir.

Aynı evin içinde birbirini görmeyen insanlar var. Aynı masada oturup birbirinin yorgunluğunu fark etmeyenler. Çocuk konuşur ama kimse gerçekten dinlemez. Bir eş susar ama kimse neden sustuğunu sormaz. Çünkü bakmak kolay, görmek zahmetlidir. Bakıp görmemek bir savunma biçimi de olabilir. İnsan kendini korumak ister. Sürekli acıya maruz kalmak yorucudur. Ama kendimizi korumaya çalışırken kalbimizi kapattığımızı fark etmeyiz.

O kapı kapandığında sadece acı değil, merhamet de dışarıda kalır. Bir toplumda gözler görmez hâle gelirse, sorunlar büyür. Çünkü görülmeyen her şey, konuşulmadan derinleşir. Fark edilmeyen her kırgınlık, birikir. Duyulmayan her çığlık, içten içe çoğalır. Sonra bir gün, kimse beklemezken patlar. Bakıp görmeyen gözler, aslında vicdanın geri çekildiği anın işaretidir. İnsan görmemeyi seçtiğinde, sorumluluktan da kaçmış olur. Ama kaçılan her sorumluluk, bir başkasının omzuna yük olur. Belki de yeniden görmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Yavaşlayarak. Acele hüküm vermeden. Karşımızdakinin gözünün içine bakarak. “Ben olsaydım?” diye sorarak. Çünkü görmek, değişimin ilk adımıdır.

Bakmak herkesin yapabildiği bir şeydir. Ama görmek cesaret ister. Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, o cesarettir.

 Muhabir
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.