Saldırılar güveni sarstı: Öğrenciler okula gitmek istemiyor
Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarının ardından bazı öğrencilerde okula gitmek istememe ve yoğun korku gibi tepkiler görülmeye başlandı. Ulus’a konuşan Uzm. Psk. Tuğana Akyürek, “Çocuk okula değil, tehlikeye gitmek istemiyor” dedi.
14 Nisan’da Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde, 15 Nisan’da ise Kahramanmaraş’taki Ayser Çalık Ortaokulu’nda silahlı saldırı meydana geldi. Peş peşe yaşanan bu iki olay, okullarda güvenlik önlemleri, bireysel silahlanma ve gençlerde artan öfke sorunlarını yeniden gündeme taşırken, bazı öğrencilerde okula gitmek istememe ve yoğun korku gibi tepkiler görülmeye başlandı. Peki, okulda yaşanan şiddet olayları sonrası çocuklarda gelişen korku ve okula gitmek istememe durumu nasıl aşılabilir? Travma yaşayan çocukların yeniden güven duygusu kazanması için aileler nelere dikkat etmeli? Tüm bu soruları Uzman Psikolog Tuğana Akyürek Ulus yanıtladı. İşte detaylar…

“ÇOCUK OKULA DEĞİL, TEHLİKEYE GİTMEK İSTEMİYOR”
Okullarda yaşanan silahlı saldırı olaylarının ardından bazı çocuklarda okula gitmek istememe, yoğun kaygı ve korku gibi tepkiler ortaya çıkabiliyor. Uzman Psikolog Tuğana Akyürek, bu durumun yanlış yorumlanmaması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Şunu çok net söylemek gerekir; çocukların okula gitmek istememesi bir şımarıklık ya da kaçınma davranışı değil, doğrudan bir güven kaybının sonucudur. Çocuk için okul yalnızca eğitim alınan bir yer değil, aynı zamanda güvende hissettiği alandır. Bu alan tehdit altına girdiğinde, çocuk zihni kendini korumak için geri çekilir. Bu noktada yapılması gereken ilk şey çocuğu zorla okula göndermek değil, o korkunun görülmesi ve adlandırılmasıdır. ‘Gitmek zorundasın’ demek yerine ‘Korktuğunu anlıyorum’ diyebilmek çok kritik. Çünkü korku bastırıldığında büyür, anlaşıldığında azalır. Burada kademeli bir dönüş gerekir; önce okul hakkında konuşmak, sonra kısa süreli okul ziyaretleri yapmak ve ardından yarım gün gibi aşamalı geçişler sağlamak gerekir. Yani çocuğu bir anda eski düzenine zorlamak değil, güven duygusunu yeniden inşa ederek ilerlemek gerekir. Unutmayalım, çocuk okula değil, tehlikeye gitmek istemiyor. Bizim görevimiz okulu yeniden güvenli bir yer haline getirmek.”

GERÇEK VE GÜVEN DENGESİ KURULMALI
Çocukların psikolojisini korumak için ailelere önemli görevler düştüğünü dile getiren Akyürek, en sık yapılan hatanın gerçeği tamamen gizlemek ya da çocuğu kontrolsüz biçimde bilgiye maruz bırakmak olduğunu belirtti. Akyürek, her iki yaklaşımın da çocukta travmayı derinleştirdiğini vurguladı. Doğru yaklaşımın, çocuğun yaşına uygun, sade ve net bir açıklama yapmak olduğunu vurgulayan Akyürek, “Evet kötü bir olay oldu ama şu an güvendesin ve büyükler bunun tekrar olmaması için çalışıyor” gibi cümlelerin, çocukta hem gerçeklik hem de güven duygusunu birlikte inşa ettiğini dile getirdi.

ÇOCUĞUN DUYGULARINA ALAN AÇIN
Çocukların yaşadıklarını her zaman sözle ifade edemeyebileceğine dikkat çeken Akyürek, “Çocuklar bazen oyunla, bazen çizimle ya da davranışlarıyla kendini ifade eder. Bu noktada ‘Geçti artık’ demek yerine ‘İstersen bunu konuşabiliriz’ yaklaşımı çok daha sağlıklıdır” diyerek duygulara alan açmanın önemine işaret etti. Ayrıca, çocukların travmayı çoğu zaman olayın kendisinden değil, yetişkinlerin verdiği tepkilerden öğrendiğini de sözlerine ekleyen Akyürek, “Eğer ebeveyn çok panik, çok kaygılı ve kontrolsüz ise çocuk şunu kodlar; ‘Demek ki gerçekten çok büyük bir tehlike var.’ Bu yüzden aile önce kendi kaygısını regüle etmeli. Çünkü çocuk, ebeveynin duygusal aynasıdır” dedi.

“ÇOCUKLAR ‘YALNIZ DEĞİLSİN’ MESAJINA İHTİYAÇ DUYAR”
Akyürek, okul travması yaşayan çocuklarda asıl sorunun sadece yaşanan olay değil, “Dünya güvenli bir yer” inancının sarsılması olduğunu belirtti. Bu nedenle sürecin temel hedefinin çocuğu sakinleştirmekten öte, bozulan güven duygusunu yeniden inşa etmek olması gerektiğini vurguladı. Bu inşanın sözle değil, deneyimle gerçekleşeceğini kaydeden Akyürek, “Ailelerin en sık yaptığı hatalardan biri, çocuğu ikna etmeye çalışmak. ‘Bak bir şey olmadı, korkacak bir şey yok’ demek aslında çocuğun yaşadığı duyguyu yok saymaktır. Oysa çocuk şunu duymaya ihtiyaç duyar” dedi. “Korktuğunu görüyorum ve bu çok anlaşılır” yaklaşımı, iyileşmenin ilk adımı olarak öne çıkıyor.

“KORKU BASTIRILMAMALI, GÖRÜLMELİ VE KABUL EDİLMELİDİR”
Akyürek, travma sonrası iyileşmenin temelinin çocuğun duygularının görülmesi ve kabul edilmesi olduğunu vurguladı. İyileşmenin ilk adımının, çocuğun hissettiği korkunun bastırılmaması olduğunu kaydeden Akyürek, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Travmatik deneyimler çocukta ‘her şey benim dışımda gelişiyor’ algısı yaratır. Bu yüzden çocuğa küçük seçim alanları açmak gerekir. ‘Bugün okula gitmeden önce ne yapmak istersin?’ gibi basit sorular bile, çocuğun iç dünyasında kontrol duygusunu yeniden kurar. Bir diğer önemli unsur ise bedensel ve duygusal güvenin birlikte sağlanmasıdır. Çocuk sadece mantıkla değil, sinir sistemiyle iyileşir. Bu yüzden temas, sarılma, yanında olma, birlikte vakit geçirme gibi şeyler aslında düşündüğümüzden çok daha terapötiktir. Ayrıca ailelerin şunu unutmaması gerekir; çocuklar söylenenden çok, hissedileni alır. Eğer ebeveyn içten içe hâlâ kaygılıysa, çocuk bunu fark eder ve “tehlike hâlâ geçmedi” diye yorumlar. Bu yüzden ebeveynin kendi kaygısını regüle etmesi, çocuğun iyileşmesinin temelidir. Ve en önemli noktalardan biri; güven, tek bir konuşmayla değil, tekrar eden güvenli deneyimlerle oluşur. Çocuk okula gidip kötü bir şey olmadığını gördükçe, öğretmeniyle güvenli bağ kurdukça, rutinler tekrar oluşmaya başladıkça beyninde yeni bir kayıt oluşur. Her yer tehlikeli değil. Özetle biz çocuklara korkma demeyiz. Biz onlara şunu hissettiririz; ‘Korksan bile yalnız değilsin ve burası yeniden güvenli olabilir.’ Çünkü iyileşme, korkunun yok olmasıyla değil, korkuyla birlikte güvende hissedebilmekle başlar.”
Kaynak:ANKARA ULUS GAZETESİ

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.