İnsana dokunan sınır
Görevini yapan bir insana yönelik saldırı, hangi şartta ve hangi gerekçeyle olursa olsun kabul edilemez. Bu tür olaylar yalnızca bir anlık öfkenin sonucu değil, toplumun vicdanını yaralayan ciddi kırılmalardır.
Görev başındaki bir insan, çoğu zaman görünmez bir sorumluluk taşır. Herkesin evine çekildiği saatlerde ayakta kalır, kalabalığın ortasında düzeni sağlar, risk alır. Bunu yaparken alkış beklemez, takdir istemez. Sadece görevini yerine getirir. Ta ki şiddetin hedefi olana kadar. Bu noktada durup net bir şey söylemek gerekir: Şiddetin hiçbir haklı gerekçesi yoktur. Eleştiri mümkündür, itiraz haktır, sorgulama gereklidir. Ancak bunların hiçbiri fiziksel saldırıyı meşrulaştıramaz.
Görev başındaki bir insana yönelen şiddet, sadece bireye değil, birlikte yaşama iradesine yönelmiş bir saldırıdır. Böyle olaylardan sonra konunun başka yerlere çekilmesi sıkça görülür. Tartışmalar büyür, kelimeler sertleşir, asıl mesele arada kaybolur. Oysa asıl mesele son derece basittir: Bir insan, işini yaparken saldırıya uğramıştır. Bunun adı haksızlıktır ve karşısında durulması gereken bir durumdur. Görev başındaki herkes, üniforması ya da yetkisi ne olursa olsun, önce insandır. Evde bekleyen ailesi vardır, yarım kalan hayalleri vardır. O an yaşanan bir saldırı, sadece bir bedeni değil, bir hayatı sarsar. Bu gerçeği görmezden gelmek, şiddeti sıradanlaştırmak demektir.
Toplumların çöküşü çoğu zaman büyük olaylarla değil, küçük sessizliklerle başlar. Şiddet karşısında susmak, görmezden gelmek ya da “hak etmiştir” gibi tehlikeli cümlelere sığınmak, bu sessizliğin parçasıdır. Bugün ses çıkarmadığımız her saldırı, yarın daha büyüğünün önünü açar. Sağduyu tam da burada devreye girmelidir. Ne öfkeyle savunmak ne de körü körüne saldırmak. Sadece insanı merkeze alan bir duruş. Görevini yapan birine şiddet uygulanmasına karşı net, sakin ve kararlı bir tavır. Bu tür olaylar bize şunu hatırlatmalıdır: Düzen, kendiliğinden var olmaz. Birilerinin sorumluluk alması, risk üstlenmesiyle ayakta kalır. O sorumluluğu taşıyanlara yönelen şiddet, hepimizin güvenliğini zedeler.
Bugün saldırıya uğrayan görevli, yarın başka bir alanda görev yapan biri olabilir. Şiddetin yönü değişir ama verdiği zarar aynı kalır. Bu yüzden mesele kişi ya da kurum meselesi değil, insanlık meselesidir. Ve insan hayatı, her türlü tartışmanın üzerindedir.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.