İslam’da hayatı şekillendiren temel ilkeler

İslam’da hayatı şekillendiren temel ilkeler

İslam inancında tevekkül, kul hakkı, ahiret anlayışı ve sabır kavramları; bireyin hem dünya hayatını hem de manevi sorumluluklarını dengeleyen temel değerler arasında yer alıyor.

İslam düşüncesinde insanın hayat yolculuğu yalnızca maddi çabalarla değil, manevi ilkelerle de anlam kazanıyor. Tevekkül anlayışı, kişinin sorumluluklarını yerine getirdikten sonra sonucu Allah’a teslim etmesini esas alırken; kul hakkı, toplumsal ilişkilerde adalet ve vicdan bilincini ön plana çıkarıyor. Ahiret inancı, dünya hayatını geçici bir imtihan alanı olarak tanımlarken, sabır kavramı ise karşılaşılan zorluklar karşısında metanetli duruşu ifade ediyor. Kuran ayetleri ve Hz. Muhammed’in sözleriyle şekillenen söz konusu kavramlar, müminin hayatını dengeli, sorumluluk sahibi ve ahlaki bir çizgide sürdürmesini hedefliyor.

TEVEKKÜL

Tevekkül, İslam inancında insanın üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdikten sonra sonucu Allah’a bırakmasıdır. Çoğu zaman yanlış anlaşıldığı gibi tevekkül, tembellik ya da hiçbir çaba göstermeden kaderi beklemek değildir. Aksine, tevekkül; gayret ile teslimiyetin dengeli bir şekilde birleşmesidir. Kuran-ı Kerim’de tevekkülün önemi birçok ayette vurgulanmıştır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter (Talâk, 65/3) ayeti, müminin hayatında tevekkülün ne denli merkezi bir yere sahip olduğunu açıkça göstermektedir. Bu ayet, insanın tüm sebeplere sarıldıktan sonra gönül huzuruyla Allah’a dayanmasını öğütler. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), tevekkülün doğru anlaşılması gerektiğini şu sözleriyle ifade etmiştir, Önce deveni bağla, sonra Allah’a tevekkül et. Bu hadis, İslam’ın pasif bir kader anlayışını değil; sorumluluk bilinciyle hareket eden aktif bir tevekkül anlayışını benimsediğini ortaya koymaktadır. Tevekkül, müminin kalbine huzur ve güven verir. İnsan her şeyi kontrol edemeyeceğini idrak ettiğinde, yaşadığı zorluklar karşısında ümitsizliğe kapılmaz. Başına gelen musibetlerde sabırlı olur, başarı anlarında ise kibirlenmez. Çünkü bilir ki sonuç ne olursa olsun, Allah kuluna en hayırlı olanı takdir eder. Günümüz dünyasında stres, kaygı ve belirsizlik duyguları insanları derinden etkilemektedir. Tevekkül inancı, bu ruhsal yükler karşısında güçlü bir dayanak sunar. Mümin, elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a havale ederek hem psikolojik hem de manevi bir denge kazanır.

KUL HAKKI

İslam dini, insanın yalnızca Allah’a karşı değil, aynı zamanda diğer insanlara karşı da sorumluluk bilinciyle yaşamasını emreder. Bu sorumlulukların en önemlilerinden biri kul hakkıdır. Kul hakkı, bir insanın canına, malına, onuruna, emeğine ya da duygularına haksız şekilde zarar vermekle ortaya çıkar ve İslam’da son derece ağır bir vebal olarak kabul edilir. Kuran-ı Kerim’de adalet ve hakkaniyet sıkça vurgulanmıştır. Yüce Allah, Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder (Nisa, 4/58) buyurarak kul hakkına riayet edilmesini açıkça emretmiştir. Bu ayet, bireysel ve toplumsal hayatta adaletin temel ilke olması gerektiğini göstermektedir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de kul hakkının önemine dikkat çekmiş ve Kimin üzerinde kardeşinin hakkı varsa, altın ve gümüşün geçerli olmadığı gün gelmeden önce onunla helalleşsin buyurmuştur. Bu hadis, kul hakkının ahiret’te affı en zor günahlardan biri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Zira Allah, kendisine karşı işlenen günahları dilediğinde affedebilir; ancak kul hakkı, hak sahibinin rızası olmadan bağışlanmaz. Kul hakkı yalnızca maddi konularla sınırlı değildir. Gıybet etmek, iftira atmak, kalp kırmak, alay etmek, emeğin karşılığını vermemek ve adaletsiz davranmak da kul hakkı kapsamına girer. Günlük hayatta farkında olmadan işlenen bu hatalar, kişinin manevi sorumluluğunu ağırlaştırır.

İSLAM İNANCINDA AHİRET HAYATI

Ahiret inancı, İslam dininin temel esaslarından biridir. Ahiret, dünya hayatından sonra başlayacak olan, hesap, adalet ve ebediyet yurdu olarak tanımlanır. Müslüman için ahiret inancı, hayatın anlamını şekillendiren en önemli unsurlardan biridir. Çünkü dünya, ahiretin kazanıldığı bir imtihan yeri olarak kabul edilir. Kuran-ı Kerim’de ahiret hayatı sıkça hatırlatılır. Yüce Allah, Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz buyurarak insanın bu dünyada kalıcı olmadığını açıkça bildirir. Bu ayet, insanın yaptığı her davranıştan sorumlu olduğunu ve karşılığını ahirette göreceğini vurgular. İslam’a göre ahiret hayatı; ölüm, berzah, kıyamet, diriliş, hesap, sırat, cennet ve cehennem gibi aşamalardan oluşur. Kıyamet günü herkes yaptıklarının hesabını verecek, zerre kadar iyilik ya da kötülük karşılıksız kalmayacaktır. Bu adalet anlayışı, ahiret inancının en dikkat çekici yönlerinden biridir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), ahireti unutmadan yaşayan bir müminin dünya hayatını da dengeli sürdüreceğini belirtmiştir. Ahiret bilinci, insanı zulümden, haksızlıktan ve günahlardan uzak tutar; iyiliğe, sabra ve merhamete yönlendirir. Çünkü mümin bilir ki dünya hayatı geçicidir, asıl yurt ahirettir.

İSLAMDA SABIR VE İMTİHAN BİLİNCİ

İslam dini, insan hayatını bir imtihan süreci olarak değerlendirir. Bu imtihanın en önemli anahtarlarından biri ise sabırdır. Sabır; zorluklar karşısında isyan etmemek, doğru yoldan sapmadan Allah’a güvenerek direnç göstermektir. Mümin için sabır, pasif bir bekleyiş değil, bilinçli ve kararlı bir duruştur. Kuran-ı Kerim’de sabrın önemi birçok ayette vurgulanmıştır. Yüce Allah, Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir, buyurarak sabrın ilahi yardım ve yakınlıkla ilişkili olduğunu bildirmiştir. Bu ifade, sabrın mümin için ne kadar değerli bir erdem olduğunu açıkça ortaya koyar. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de hayatı boyunca sabrın en güzel örneklerini sergilemiştir. Karşılaştığı eziyetlere rağmen affedici olmuş, zorluklar karşısında Allah’a sığınarak ümmetine örnek olmuştur. Onun hayatı, sabrın insanı nasıl yücelttiğinin canlı bir delilidir. Sabır, yalnızca musibet anlarında değil; ibadetlerde, ahlaklı yaşamda ve günahlardan uzak durmada da gereklidir. Nefsine hâkim olabilen, öfkesini kontrol eden ve harama karşı direnen kimse, sabrın en üstün mertebesine ulaşmış olur. Günümüz dünyasında hızlı yaşam, tahammülsüzlük ve acelecilik yaygınlaşmıştır. Bu ortamda sabır, insanın ruhunu koruyan güçlü bir kalkandır. Sabırlı insan, karşılaştığı sorunlar karşısında umutsuzluğa kapılmaz; her zorluğun ardından bir kolaylık olduğuna inanır.

 Yazar
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.