Ramazan maneviyat ve paylaşım iklimiyle hayatı kuşatıyor
Oruç, iftar sofraları, dayanışma ve çocukluk hatıralarıyla Ramazan ayı; sabır, empati ve iç muhasebe sürecini beraberinde getiriyor. Manevi arınma, paylaşma kültürü ve toplumsal yakınlaşma Ramazan günlerinde daha güçlü hissediliyor.
Ramazan ayı, yalnızca imsakla başlayıp iftarla tamamlanan bir ibadet dönemi olarak değil; bireyin iç dünyasına yöneldiği, sabır ve şükür duygularını pekiştirdiği özel bir zaman dilimi olarak idrak ediliyor. Gün boyunca tutulan oruçla birlikte beden kadar iradenin de sınandığı süreçte, öfke kontrolü, ölçülü davranış ve kötü sözden uzak durma gibi ahlaki hassasiyetler ön plana çıkıyor. Açlık ve susuzluk, sahip olunan nimetlerin değerini hatırlatırken, ihtiyaç sahiplerinin yaşadığı zorlukları daha yakından hissetmeye imkân tanıyor.
Akşam ezanıyla birlikte kurulan iftar sofraları, aile bireylerini aynı masa etrafında buluşturuyor. Günlük hayatın yoğun temposunda bir araya gelmekte zorlanan aileler, Ramazan akşamlarında ortak sofrada buluşuyor. Paylaşılan lokma ve edilen dualar, toplumsal dayanışma duygusunu artırıyor. Yardımlaşma faaliyetlerinde gözle görülür artış yaşanırken, zekât, fitre ve bağışlarla ihtiyaç sahiplerine destek sağlanıyor.
RAMAZAN ARINMANIN VE YENİDEN BAŞLAMANIN AYI
Ramazan, yalnızca oruç tutulan bir zaman dilimi değil; aynı zamanda insanın kendine dönüp baktığı, hayat muhasebesi yaptığı bir mevsimdir. Modern dünyanın hızına kapılmış ruhlarımız için adeta ilahi bir mola Gün boyunca aç ve susuz kalmak, sadece bedeni terbiye etmek değildir. Asıl mesele, kalbi arındırmaktır. Kırıcı sözlerden, kötü niyetlerden, hırstan ve bencillikten uzaklaşma çabasıdır Ramazan. Sofralar sadeleşirken gönüller zenginleşir. Bu ayda yapılan küçük bir iyilik bile büyür. Paylaşılan bir hurma, uzatılan bir ekmek, edilen bir dua Hepsi kat kat anlam kazanır. Çünkü Ramazan, benden bize geçişin adıdır. Belki de en önemlisi, Ramazan bize şunu hatırlatır, Sahip olduklarımızın kıymetini ancak yokluğunu hissedince anlarız. Açlık, şükretmenin öğretmenidir. Gün boyu süren oruç, insana sabrı öğretir. Açlık ve susuzluk, bedenin sınırlarını hatırlatırken, nefsin arzularına set çekmeyi de öğretir. Modern çağın tüketim alışkanlıkları içinde sürekli daha fazlasını isteyen insan, Ramazan’da yeter demeyi öğrenir. İşte arınma tam da burada başlar. Ramazan aynı zamanda muhasebe ayıdır. Geçmişte kırdığımız kalpleri, ihmal ettiğimiz dostlukları, ertelediğimiz iyilikleri düşünme zamanıdır. Belki bir telefon açmak, bir gönül almak, bir kapıyı çalmak Küçük görünen ama büyük anlam taşıyan adımlar atma fırsatıdır. Bu ayın geceleri de gündüzleri kadar kıymetlidir. Sessizlikte edilen dualar, kalpten yükselen niyetler, insanın iç dünyasında yeni bir inşa süreci başlatır. Arınmak, yalnızca hatalardan uzaklaşmak değil, iyiliğe yönelmektir. Yeniden başlamak ise geçmişi silmek değil, ondan ders alarak geleceğe yürümektir.
İFTAR SOFRALARI PAYLAŞMANIN BEREKETİ
Ramazan ayının en özel anlarından biridir iftar vakti Gün boyu süren sabrın ardından ezan sesiyle birlikte açılan eller, edilen dualar ve ilk yudum su O an, sadece bir orucun bitişi değil, aynı zamanda şükrün başlangıcıdır. İftar sofraları, Ramazan’ın ruhunu en somut şekilde yansıtan mekânlardır. Bu sofralar aileyi bir araya getirir. Yoğun iş temposu, okul telaşı, günlük koşuşturmalar arasında aynı masada buluşmak her zaman mümkün olmaz. Ramazan ise bu buluşmayı adeta zorunlu ve kıymetli kılar. Aynı duaya âmin demek, aynı ekmeği bölüşmek, gönüller arasındaki mesafeyi kısaltır. Gün içinde açlıkla terbiye edilen nefis, akşam vakti yerini paylaşmanın huzuruna bırakır. Sofrada belki çeşit çeşit yemek vardır, belki sadece çorba ve ekmek Ama asıl bereket, tabaklarda değil, birlikte oturulan o masadadır. Ne yazık ki zaman zaman iftar sofraları gösteriş yarışına dönüşebiliyor. Oysa Ramazan’ın özü sadeliktir. İhtişamlı masalardan çok, samimiyetle kurulan mütevazı sofralar Ramazan’ın ruhunu taşır. Çünkü bereket, israfta değil, kanaattedir. Akşam ezanı yaklaşırken evleri tatlı bir telaş sarar. Mutfaktan yükselen kokular, masada dizilen tabaklar, bardaklara doldurulan sular Ama iftarı özel kılan yemekler değil, birlikte olmanın verdiği huzurdur. Ramazan sofraları; aileyi bir araya getiren, dostları buluşturan, komşuluğu güçlendiren sofralardır. Gün boyu sabrın ardından edilen ilk lokma, sadece mideyi değil kalbi de doyurur. Ne yazık ki günümüzde iftar bazen gösteriş yarışına dönüşebiliyor. Oysa Ramazan’ın ruhu sadelikte gizlidir. İhtiyaç sahiplerini gözetmeyen, paylaşılmayan bir sofranın bereketi eksik kalır. Gerçek iftar, bir yetimin yüzünü güldürebildiğimizde başlar.
ORUÇ SABIR VE EMPATİ EĞİTİMİ
Ramazan denince ilk akla gelen ibadet elbette oruçtur. Ancak oruç sadece aç kalmak değildir. Oruç, dilin, gözün ve kalbin de orucudur. Açlık, insanı yavaşlatır. Yavaşlayan insan düşünmeye başlar. Gün içinde defalarca elini uzattığı suyun, önüne gelen yemeğin aslında ne büyük nimet olduğunu fark eder. Oruç aynı zamanda empati eğitimidir. Yoksulun, muhtacın, günlerce yeterli besine ulaşamayanların halini anlamanın en etkili yoludur. Bir gün aç kalan, bir başkasının bir ömür süren açlığını daha iyi kavrar. Belki de bu yüzden Ramazan, toplumda dayanışma duygusunun en yoğun hissedildiği aydır. Oruç tutan insan, öfkesini kontrol etmeyi öğrenir. Kırıcı sözlerden kaçınır, daha dikkatli davranır. Çünkü bilir ki oruç, sadece aç kalmakla değil, güzel ahlakla tamamlanır. Sabır burada pasif bir bekleyiş değil, bilinçli bir irade gösterisidir. Ancak orucun en güçlü yönlerinden biri empatiyi beslemesidir. Açlık, insanı düşünmeye sevk eder. Gün boyunca bir lokmaya ulaşamayan, temiz suya hasret yaşayan milyonlarca insanın varlığını daha derinden hissettirir. Birkaç saatlik açlık bile insanı zorlayabiliyorken, yoksulluğun kalıcı yükünü taşımak ne demektir? Empati, toplumsal dayanışmanın temelidir. Oruç tutan birey, ihtiyaç sahibine daha duyarlı olur. Zekât, fitre ve sadaka gibi yardımların Ramazan’da artması tesadüf değildir. Çünkü açlık, kalbi yumuşatır, insanı paylaşmaya yöneltir. Sabır ve empati, sadece bireysel değil toplumsal bir dönüşümün de anahtarıdır. Daha anlayışlı, daha merhametli, daha bilinçli bir toplum ancak bu değerlerle inşa edilebilir. Oruç da bu inşanın manevi atölyesidir.
RAMAZAN VE ÇOCUKLAR HATIRALARIN EN GÜZEL MEVSİMİ
Birçok insan için Ramazan çocukluk demektir. İlk tutulan yarım oruçlar, sahura kalkmanın heyecanı, davul sesleri, mahya ışıkları Çocuklar için Ramazan bir eğitim sürecidir ama baskıyla değil sevgiyle Onlara bu ayı korku diliyle değil, merhamet diliyle anlatmak gerekir. Paylaşmayı, sabretmeyi, şükretmeyi yaşayarak öğretmek Unutmayalım, Çocukların hafızasında kalan Ramazan, ileride yaşayacakları Ramazan’ın temelini oluşturur. Bir çocuğun ilk sahura kalkışı unutulur mu hiç Uykulu gözlerle sofraya oturmak, kendini büyüklerin arasında görmek, yarım gün bile olsa oruç tutmaya çalışmak O küçük çabalar, aslında büyük hatıraların temelidir. Ramazan, çocuklara sorumluluğu öğretirken aynı zamanda aidiyet duygusunu da güçlendirir. Mahalle aralarında yankılanan davul sesleri, camilerdeki ışıklı yazılar, iftar saatini beklerken yaşanan o tatlı telaş Çocuk zihni bütün bunları bir masal gibi kaydeder. Yıllar geçse de o sahur sofralarının kokusu, o iftar anının heyecanı hafızadan silinmez. Ancak burada önemli bir nokta vardır, Ramazan çocuklara korkuyla değil sevgiyle anlatılmalıdır. Yasakların ve cezaların ayı gibi değil, merhametin, paylaşmanın ve sabrın zamanı olarak sunulmalıdır. Bir çocuğa Ramazan’ı sevdirmek, ona uzun yıllar sürecek bir manevi bağ kazandırmaktır. Paylaşmayı da en iyi bu ayda öğrenirler. Kapıya bırakılan bir erzak kolisi, ihtiyaç sahibine uzatılan bir yardım eli, birlikte edilen dualar Çocuk, gördüğünü içselleştirir. Ramazan’da şahit olduğu her iyilik, onun karakterine işlenir. Ramazan, çocukların dünyasında bir mevsimdir. İçinde umut vardır, ışık vardır, sıcaklık vardır. Ve biz büyüklere düşen görev, o mevsimi onların kalbinde hep bahar gibi bırakmaktır.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.