Serhan Yetkinşekerci

Serhan Yetkinşekerci

İvedilikle İzleyiniz: Black Mirror

İvedilikle İzleyiniz: Black Mirror

Teknolojinin ve bilhassa sosyal medyanın gelecekte bizi ne hale getireceğini merak ediyorsanız tavsiyemdir; bir doz Black Mirror…
İnsanlığın, nasıl postmodern dünyanın oyuncağına dönüştüğünü tokat gibi yüzümüze çarpan bu diziyi şiddetle tavsiye ederim.
BLACK MIRROR (KARA AYNA)
2011’de usul usul yayınlanmaya başladı İngiltere’de.
Yapımcısı Charlie Brooker adında bir adam.
Öyle çok uzun bir dizi değil.
Her iki senede bir olmak üzere hepi topu 3 ya da 6 bölüm yayınlanır.
Bir bölümün uzunluğu da ortalama 1 buçuk saattir.
Hemen her bölümün; oyuncusu, yönetmeni, senaristi, konusu farklıdır.
Ancak her seferinde aynı kalite yakalanır.
4. sezonun da bu yıl yayınlanması bekleniyor.
DİSTOPİK BİR DÜNYA
Dizi, distopik bir dünyayı anlatıyor. Gösteri toplumunun, kutuplaşmanın, linç kültürünün, sosyal medyanın, ‘‘herkes beni beğensin’’ hastalığının, teknolojinin, bundan 10, 20, 30 belki 50 yıl sonra nasıl bir hal alabileceğini gösteriyor. Her bir sosyal mesele için bir bölüm ayrılmış gibi.
Ve izlerken fark ediyorsunuz ki aslında o dünyanın, o zamanın tam ortasında yaşıyoruz. Dizide anlatılan toplum, bizim aynamız. Sadece biraz daha çıplak haliyle görüyoruz. Ve görünce de çok şaşırıyoruz (niyeyse?). Her izleyicinin verdiği tepki aynı oluyor; ‘‘aa tabi yaa…’’ Fikrimce, anlatı çok güzel olduğu için çarpıyor adamı. 
Tüm bölümlerini anlatma imkanım yok. Bu sebeple, sadece son bölümünü biraz irdeleyip bitirelim.
3. Sezon 6. Bölüm – Sosyal Linç
Bir çok bölüm gibi bu da İngiltere’de geçiyor.
Arı nesli tükenmiş, devlet özel bir firmayla anlaşarak arı görünümlü drone üretmiştir.
Doğanın döngüsü kırılmasın diye serbest dolaşımla programlanan ‘arı’lar bal üretimini sağlıyor.
Ancak hiç kimsenin bilmediği bir özelliği daha var bu ‘arı’ların: Ulusal güvenliği korumak amacıyla ‘arı’lara kamera işlevi de yüklenmiş! Ülkenin her yerinde serbestçe dolaşan, her deliğe girip çıkabilen kameralar… 
Merkezi sistem bu ‘arı’ları sadece takip edebiliyor, kontrol edip yönlendiremiyor. Devlet çok sayıda tehdidi ortadan kaldırmış oluyor bu sayede.
Halk ise izlendiğinin farkında değil ve haliyle bu işten memnun. 
Proje başarıyla uygulanıyor.
ZİRVEYE ÇIKAN ÖLÜYOR
Fakat bir zaman sonra,  birisi bu ‘arı’ları hacklemeyi başarıyor. ‘Arı’ların işlevinin de gayet farkında. Üstelik onları yönlendirebiliyor. Adamın tek amacı var: bu teknolojiyi kullanarak, ülkedeki linç tutkunu kalabalığa bir ders vermek…
Ülkede bir linç kültürü hakim. Sosyal medyadan alabildiğine nefret fışkırıyor. Adam, Twitter’da dolaşan “#DeathTo” (…’ya ölüm) etiketiyle ülkede günün en çok nefret edilen kişisini belirliyor. İnsanlar bu etiketi kullanarak en çok nefret ettikleri kişiyi, o kişi hakkındaki düşüncelerini yazıyorlar. Nefret, hakaret ve küfür kusuyorlar adeta. Günün sonunda ne mi oluyor? Listenin zirvesindeki kişi kimse, o ölüyor. 
Polis, ikinci cinayette durumu anlıyor. Katil, ‘arı’ları kişinin vücuduna yönlendiriyor. İnsanın vücudunun içinde bir sinir noktasına giren ‘arı’ kişinin bir anda acıdan deliye dönmesine sebep oluyor. Kimi boğazına saplıyor bıçağı, kimi camdan aşağı atlıyor. Acıya 10 saniye dayanabilen yok!
İşi çözüyor polis ama ne yapsa nafile… Katilden hiç iz yok, koca devlet bir hacker karşısında çaresiz kalıyor. Çareyi hedef olan kişileri saklamakta buluyorlar. Ancak her gün biri gidiyor, kan durmuyor…
SOSYAL CİNAYET
Doğal olarak hedefte de hep ünlü kişiler hedef oluyor. Toplumu durdurabilene aşk olsun! Başlarda suçlu ya da ahlaksız kişiler hedef oluyor ancak zamanla, bir gün gazeteci, bir gün bakan…
Yüz binlerce insan bu işi adeta oyuna çeviriyor. Tweet atarak, birilerini hedef tahtasına koyuyorlar ve hedefler her seferinde 12’den vuruluyor. İş sosyal linçten çıkıyor, sosyal cinayete dönüyor.
Ancak katilin amacı; ne devlete ne de ölen bu insanlar üzerinden bir şey anlatmaktır… O’nun anlatmak istediği şey, nefret dolu kalabalığın, lakayıt insanların, nasıl olup da dönüp bir gün kendisini vuracağıdır.
Linç kültürünü paspas eder bu adam. Klavye tetikçilerine hayatın acımasız yüzünü gösterir... Der ki, ‘‘Her birey, davranışlarının bedelini ödemelidir.’’
Son gün: Bu kez yem yoktur. Liste yoktur. Doğrudan hedefe yürür katil…
Ölüm çığırtkanları hedef olmuştur bu defa.
İşin başından bu yana asıl hedef de onlardır zaten.
Katil, ‘arı’ların hepsini birden, binlercesini salar insanların üzerine…
Kimse ne olduğunu anlamaz ve sonuç: yüz binlerce ‘klavye tetikçisi’ ölür…
AHLAK MI TEKNOLOJİ Mİ?
Bu, yalnızca bir bölümün hikayesidir. Son zamanlarda özellikle sosyal medya üzerinden yürüyen linç kültürünün varacağı noktaya dair çarpıcı bir örnek sunulur. ‘Klavye tetikçileri’ dünyanın her yerinde var. Herkesin ortak sorunu diyebiliriz. Onların besin kaynağı nefret. Tabi bunlar işin ahlaki yönü…
İşin bir de teknolojik boyutu var.
Ahlaki boyutu kadar olmasa da ürkütücü!
Japonya, robotik arı projesi için geçtiğimiz haftalarda çalışmalara başladı. Japonlar ciddi ciddi bu teknolojiyi hayata geçirmek istiyor. Hatta birçok ülkede robot böcekler var. Askeri alanlarda keşif ve gözcülük yapması maksadıyla bazı canlı böceklere çip yerleştirilebiliyor. Bu teknoloji bazı ülkelerde mevcut.
‘Yapmayın etmeyin! Dizide yaşananlar aynen başımıza gelirse ne yaparız?’ demiyorum tabi amma… Birçok hususta olduğu gibi teknolojide de güç arttıkça, kontrol güçleşiyor. Dünyanın en güvenli sistemleri dahi hacklenebiliyor. Bu da dünyayı giderek daha güvensiz bir yer haline getiriyor.
Şimdi soru şu, teknoloji mi ahlakı bozuyor?
Yoksa ahlak anlayışımız mı teknolojiyi tehlikeli kılıyor?
Karar sizin.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
SON YAZILAR