Başkentin tek sedefkârı Hacı Mehmet Yılmaz: Sedef parçalarını sabırla ahşaba işliyor
Kültür ve Turizm Bakanlığı Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı Sedefkâr Hacı Mehmet Yılmaz, ince ince kestiği sedef parçalarını sabırla ahşaba işliyor. Başkentte tek usta olduğunu belirten Yılmaz, bu geleneksel sanatı sürdürmeye devam ediyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı unvanı verilen 64 yaşındaki Sedefkâr Hacı Mehmet Yılmaz, Hamamönü’ndeki tarihi konakların arasında, ince ince kestiği sedef parçalarını büyük bir sabırla ahşaba işliyor. Başkentte sedef kakma sanatını icra eden tek usta olduğunu belirten Yılmaz, bu geleneksel sanatı sürdürmeye devam ediyor. 37 yıl tarih öğretmenliği yaptıktan sonra bu geleneksel sanatla tanıştığını söyleyen Yılmaz, camilerde ve tarihi yapılarda gördüğü sedef işlemelerden etkilenerek bu alana yöneldiğini kaydetti. Başlangıçta hobi olarak başladığı çalışmaların zamanla mesleğe dönüşerek yaşamının merkezine yerleştiğini belirtti. Türkiye genelinde ise çok az sayıda ustanın kaldığına dikkat çeken Yılmaz, Gaziantep’i önemli bir üretim merkezi olarak gösterdi.

HOBİYLE BAŞLAYAN YOLCULUK MESLEĞE DÖNÜŞTÜ
37 yıl tarih öğretmenliği yaptıktan sonra sedef kakma sanatıyla tanışan Kültür ve Turizm Bakanlığı Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı Sedefkâr Hacı Mehmet Yılmaz, “Öğretmenliğimin son yıllarında sedef kakma sanatıyla tanıştım. Camilerimizi gezerken bu sanatın örneklerini gördüm. Camiler ibadet yerleridir ama aynı zamanda büyük sanat eserleridir. Özellikle İstanbul’daki tarihi camilerde minberler, mihraplar, kapılar ve pencere kanatlarında bu sanatın örnekleri vardır. Topkapı Sarayı’nda padişah tahtları, Beylerbeyi Sarayı’nda masa ve sandalyeler sedefle işlenmiştir. Bunları görünce çok etkilendim” şeklinde konuştu. Ahşap ve sedefin uyumuna hayran kaldığını dile getiren Yılmaz, “Kültür zevkime hitap etti” dedi. Sedef kakma kursu açıldığını görünce katıldığını aktaran Yılmaz, “Hobi olarak bu sanatı icra etmeye başladım. Sanatımı zaman içerisinde ilerlettim, hobiden ileriye gitti. Başlangıçta tek tük siparişler yapıyordum. Sonradan emekli olunca bu işe daha fazla zaman ayırmaya başladım. Zamanla ana işimiz haline geldi. 10 yıldır da devam ediyorum” diye ekledi. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılan sınavı kazanarak “Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı” unvanını aldığını da ekledi.

“ANKARA’DA BU SANATIN İMALATINI YAPAN TEK KİŞİYİM”
Yılmaz, Türkiye’de sedef kakma sanatının günümüzde sınırlı sayıda usta tarafından sürdürüldüğüne dikkat çekti. Ankara’da bu işi yapan ustalardan biri olduğunu ifade eden Yılmaz, “Bu alanda kendimize bir yer edindim. Tarihte iki tane Sedefkâr Mehmet Ağa vardır diyorum. Bir tanesi Sultanahmet Camii’nin mimarı Sedefkâr Mehmed Ağa’dır. Sultan Ahmed döneminde yaşamıştır. Bir de ben Sedefkâr Hacı Mehmet Ağa. Şu anda Ankara’da bu işin imalatını yapan tek kişiyim diyebilirim” dedi. Sedef kakma sanatının asıl merkezinin Gaziantep olduğunu sözlerine ekleyen Yılmaz, “Gaziantep’te profesyonel olarak yapılır ve buna dayalı bir ekonomi gelişmiştir. Atölyeler var, çalışan insanlar var ve çok ciddi ürünler ortaya çıkıyor. Türkiye genelinde ise 8 ila 10 civarında usta var. Onlardan biri de benim” diyerek bu ustalardan biri olmanın kendisi için önemli bir sorumluluk olduğunu dile getirdi.

“OSMANLI’DAKİ BAŞLANGICI 16’INCI YÜZYILDIR”
Sedef kakma sanatının tarihsel gelişimi hakkında önemli bilgiler paylaşan Yılmaz, “Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Suriye ve Mısır fethediliyor. Oradaki ustalarla birlikte bu sanat Osmanlı topraklarına geliyor. İstanbul’da hızla yayılıyor. 16’ıncı yüzyılda yaklaşık 500 atölyeden bahsediliyor” diye konuştu.

Sedef kakma sanatının camilerden saraylara, konaklardan müzik aletlerine kadar geniş bir kullanım alanı bulunduğunu söyleyen Yılmaz, şunları kaydetti:
“Sedef kakma sanatı, camilerde, saraylarda, konaklarda, kapılarda, müzik aletlerinde, rahlelerde, takunyalarda, kutularda, pencere ve kapı kanatlarında, minber ve mihraplarda kullanılmıştır. Daha eskiye gidersek Mezopotamya’da örnekleri vardır. Uzak Doğu’da da Kore, Çin ve Japonya’da sedef doğal taş olarak geçiyor. Bizdeki başlangıcı 16’ıncı yüzyıldır, bizden de Avrupa’ya yayılmıştır. Bu sanatın Viyana işi, Kudüs işi, Şam işi ve İstanbul işi olmak üzere dört temel disiplini vardır. Bizim yaptığımız, tel ve sedefin birlikte kullanıldığı Şam işi olarak bilinir. Son yıllarda Gaziantep işi olarak da anılmaktadır.”

KULLANIM ALANI OLDUKÇA GENİŞ
Sedef kakmanın her ahşap yüzeye uygulanamadığının altını çizen Yılmaz, ellikle ceviz ağacının bu iş için en uygun malzeme olduğuna değindi. Sedef kakma sanatının hem estetik hem de işçilik açısından özel bir alan olduğuna dikkat çeken Yılmaz, doğru malzeme seçiminin ortaya çıkan eserin kalitesini doğrudan etkilediğini aktardı. Sedef kakma sanatının günümüzde uygulama alanlarından bahseden Yılmaz, “Günlük kullanımda fiskos masaları, baston, ıstaka, çerçeve, takı sandığı, tavla, satranç tahtaları, saat gibi birçok ürüne uygulanabilir” dedi.

“BU İŞİ SEVGİYLE YAPILAN BİR SANAT OLARAK GÖRÜYORUM”
Yılmaz, günümüzde sedef kakma sanatının hem üretim süreci hem de alıcı kitlesi açısından çeşitli zorluklar içerdiğini belirtti. Oldukça emek isteyen bir sanat olduğunu söyleyen Yılmaz, “Bu sanat oldukça zor bir sanattır. Öyle kısa sürede ortaya çıkacak bir iş değildir. Bir ürün 3 gün, 1 hafta hatta 1 ay sürebilir. Maliyeti de yüksektir. Telin kilosu yaklaşık bin 200 lira, sedefin kilosu ise yaklaşık 300 dolardır. Bu nedenle emek yoğun bir iştir. Ancak emeğin karşılığı tam olarak alınamayabilir” şeklinde konuştu. O sebeple sedef kakmanın tamamen bir geçim kaynağı olarak görülmesinin doğru olmayacağını vurgulayan Yılmaz, “Bu işi sevgiyle yapılan bir sanat olarak görüyorum” dedi. Sanatın, alım gücüne göre zaman zaman pahalı bulunabildiğini ancak meraklısı ve değerini bilen bir kitlenin de bulunduğunu dile getirdi.

SANATA İLGİ İÇİN FESTİVAL ÇAĞRISI
Yılmaz, sedef kakma sanatına yönelik gençlerin ilgisi ve kültürel sanatların geleceği hakkında da değerlendirmelerde bulundu. Özellikle gençlerin mesleğe yönelmesinde ekonomik kaygıların belirleyici rol oynadığına dikkat çeken Yılmaz, “Gençlerin bir ustanın yanında yetişmesini isterim. Ancak gençlerimiz genelde ekonomik açıdan baktıkları için çok ilgi göstermiyorlar. O yüzden ilgi gösterenlerin sayıları oldukça az” ifadelerini kullandı. Sanatın geleceğine dair önerilerini de paylaşan Yılmaz, kültürel faaliyetlerin artırılması gerektiğinin altını çizerek, sözlerini şu cümlelerle noktaladı:
“Halkımızın güzel sanatlara karşı eğilimini destekleyici festivaller yapılmalı. Basın ve yayın kuruluşları bu konulara daha fazla yer vermeli. İnsanlar bilgilendikçe ilgileri artar. Böylece hem sanatımız hem de kültürümüz yaşatılmış olur.”

Kaynak:Ankara Ulus Gazetesi

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.