Değerler dünyasında tersine dönüş

Değerler dünyasında tersine dönüş

Modern çağda yaşanan toplumsal dönüşümle birlikte inanç, ahlak ve vicdan temelli ilahi değerlerin geri plana itildiği, güç ve çıkar odaklı bir anlayışın öne çıktığına dikkat çekiliyor.

İnsanlık tarihi boyunca teknoloji, ekonomi ve siyaset alanlarında yaşanan ilerlemelere rağmen, değerler dünyasında belirgin bir aşınma yaşandığına yönelik değerlendirmeler gündemdeki yerini koruyor. İlahi öğretilerin merkezinde bulunan adalet, merhamet, kul hakkı ve tevazu gibi temel ilkelerin, günümüz yaşam pratiklerinde ikinci plana itildiği ifade ediliyor. Gücün haklılıkla, kazancın erdemle yer değiştirdiği anlayışın yaygınlaştığı günümüzde, yanlış davranışların sıradanlaştırıldığı bir toplumsal iklim oluştuğu belirtiliyor. İnancın ise ahlaki dönüşüm üretmeyen, şekilsel bir alana sıkıştırıldığına işaret edilirken, manevi huzurun kalpteki dengeyle mümkün olduğu aktarılıyor. Uzman değerlendirmelerinde, insanın içsel sükûnete ulaşabilmesi için dua, tevekkül ve vicdan merkezli bir yaşamın önemine vurgu yapılıyor. Manevi değerlerle uyumlu bir hayat sürmenin, bireysel huzurun yanı sıra toplumsal iyiliğin de temel anahtarlarından biri olduğu ifade ediliyor.

İLAHİ DEĞERLERİN TERS DÖNGÜSÜ

İnsanlık tarihi, yalnızca teknolojik ilerlemelerin değil, aynı zamanda değerlerin inişli çıkışlı seyrinin de hikâyesidir. Bugün içinde yaşadığımız çağda dikkat çeken en çarpıcı olgulardan biri, ilahi değerlerin ters döngüye girmesi. Yani vahyin, inancın ve kadim ahlakın yücelttiği erdemlerin geri plana itilmesi buna karşılık nefsin, çıkarın ve gücün merkeze alınması. İlahi değerler, adaleti, merhameti, emaneti, kul hakkını ve tevazu’yu esas alır. Ancak günümüz dünyasında güç adaletin, kazanç merhametin, ben ise biz”in önüne geçmiş durumda. Haksız kazanç akıllılık, zulme sessiz kalmak denge politikası, kibir ise özgüven olarak sunuluyor. Böylece yanlışlar normalleşirken, doğrular savunulması zor bir konuma itiliyor. Bu ters döngü, yalnızca bireysel tercihlerle sınırlı değil, toplumsal yapıyı da derinden etkiliyor. Kul hakkı, ilahi öğretide en ağır sorumluluklardan biri iken, bugün ihlali sıradan bir ayrıntı gibi görülüyor. Yalan, açıkça reddedilmesi gereken bir ahlaksızlık olmaktan çıkıp duruma göre başvurulan bir araç haline geliyor. Oysa ilahi ölçülerde araç kutsallaştırılmaz, amaç her zaman hak ve adalettir. İnanç da bu döngüde çoğu zaman şekilsel bir alana hapsediliyor. İbadet, ahlaki dönüşüm üretmediğinde semboller, davranışların önüne geçtiğinde ilahi değerler özünden koparılıyor. Dindarlık, vicdanı incelten bir sorumluluk olmaktan çıkıp, kimlik gösterisine dönüşebiliyor. Bu da inancın dönüştürücü gücünü zayıflatıyor.

İLAHİ HUZURU BULMAK

İnsan, yaratılışı gereği huzuru arayan bir varlıktır. Ancak çoğu zaman bu arayışı yanlış adreslerde sürdürür. Daha fazla imkân, daha güçlü bir konum ya da daha sorunsuz bir hayat Oysa bütün bunlar geçici bir rahatlama sunsa da kalıcı huzuru garanti etmez. Çünkü ilahi huzur, dış şartların değil, kalbin Yaratıcı ile kurduğu bağın neticesidir. İlahi huzur, her şey yolundayken hissedilen bir duygu değildir sadece, asıl olarak her şey yolunda gitmezken kalpte hissedilen sükûnettir. Hayat insanı zorladığında, belirsizlik arttığında ve güç tükendiğinde ortaya çıkar. Bu huzur, her şey benim kontrolümde demekten değil ben yalnız değilim diyebilmekten doğar. Günlük hayatın koşuşturması içinde insan, farkında olmadan kalbini dünyevî yüklerle doldurur. Kaygılar, beklentiler, kırgınlıklar Kalp bu yüklerle ağırlaştıkça ilahi huzura yer kalmaz. Oysa dua, bu yükleri hafifleten bir kapıdır. Dua, sadece istemek değil, yönelmektir. İnsanın aczini kabul edip Rabbine yaslanmasıdır. Bu yaslanış, kalpte derin bir emniyet duygusu oluşturur. İlahi huzurun önemli bir kaynağı da tevekküldür. Tevekkül, sorumluluktan kaçmak değildir, elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakabilmektir. Bu bilinç, insanı ya olmazsa korkusundan kurtarır. Çünkü bilir ki, her sonucun arkasında ilahi bir hikmet vardır. Anlamını henüz kavrayamasak bile. Vicdanla yaşamak da ilahi huzurun kapılarını aralar. Kul hakkına dikkat eden, adaleti gözeten, merhameti hayatının merkezine alan bir insan; iç dünyasında daha sakin, daha dengeli olur. Çünkü kalp, fıtratına uygun yaşadığında huzur bulur. İlahi ölçüler, insanın ruh sağlığı için çizilmiş sınırlar gibidir.

ZİKİR KALBİN DUASI

İnsan çoğu zaman dua etmeyi, yalnızca kelimelerle yapılan bir yakarış olarak düşünür. Oysa kalbin de bir dili vardır, sessiz ama derin, gösterişsiz ama etkili. İşte zikir, bu dilin adıdır. Dudaklardan taşsa da asıl yolculuğunu kalpte yapan, insanı Rabbine yaklaştıran kalbin duasıdır zikir. Zikir, sadece belirli kelimeleri tekrar etmekten ibaret değildir. Hatırlamaktır. Unutmaya meyilli olan insanın, Yaratıcıyı ve O’nun huzurunda olduğunu yeniden fark etmesidir. Günlük telaşın içinde kalp savrulurken, zikir onu merkeze çağırır. Yalnız değilsin der kalbe; gözetiliyorsun, korunuyorsun. Kalp, ihmal edildiğinde ağırlaşır. Kırgınlıklar, korkular, dünya kaygıları zamanla kalbi kuşatır. Zikir ise bu ağırlıkları yavaş yavaş çözen bir anahtar gibidir. Her tekrar, kalpteki pası siler; her anış, iç dünyada bir ferahlık açar. Bu yüzden zikir, en çok da kelimelerin yetmediği anlarda anlam kazanır. Zikrin en büyük gücü, sürekliliğindedir. Büyük ve uzun vakitler beklemez. Yolda yürürken, beklerken, yorulurken Kalp Allah’ı andığında, sıradan anlar bile ibadete dönüşür. Bu da hayatı parçalara ayırmaz; aksine bütünleştirir. Dünya ile ahiret, iş ile ibadet arasındaki duvarlar incelir. Samimi bir zikir, insanın ahlakına da yansır. Allah’ı sıkça anan kalp, incitmekten sakınır; haksızlığa karşı daha duyarlı olur. Çünkü zikir, sadece kalbi rahatlatmaz, vicdanı da diri tutar. Dil Allah’ı anarken, elin ve davranışların başka türlü olması zorlaşır.

İYİLİK YAP DÜNYA DEĞİŞSİN

Dünyanın gidişatından şikâyet etmek kolaydır. Karanlıktan, adaletsizlikten, merhametsizlikten yakınırız. Oysa dinî öğretiler bize farklı bir kapı aralar İyiliği çoğalt. Çünkü dünya, büyük sözlerle değil samimi iyiliklerle değişir. İyilik, ilahi değerlerin yeryüzündeki en sade ama en güçlü yansımasıdır. Bir tebessüm, bir gönül alma, bir mazlumun yükünü hafifletme Küçük görünen bu davranışlar, Allah katında büyük anlamlar taşır Zira din, sadece ibadetlerle sınırlı bir alan değil, hayatın her anına dokunan bir ahlak çağrısıdır. Kuran’da iyilik, karşılık beklemeden yapılan bir eylem olarak övülür. Sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek kadar gizli, gösterişten uzak Çünkü gerçek iyilik, alkış aramaz. İnsan iyiliği başkaları görsün diye değil, Allah bilsin diye yapar. İşte bu niyet, iyiliği dönüştürücü kılar. İyilik, bulaşıcıdır. Bir kalbe dokunduğunda, başka bir kalbi harekete geçirir. Merhamet gördüğünü hisseden insan, merhamet etmeyi öğrenir. Böylece iyilik, zincirleme bir etkiyle toplumun damarlarına yayılır. Karanlık bir odada yakılan tek bir mum gibi O mum karanlığı tamamen yok etmese de, yönü gösterir. Din bize iyiliği sadece yakınlarımıza değil, herkese yapmayı öğretir. Tanıdığa kolay, yabancıya zor olan iyilik; aslında en kıymetlisidir. Çünkü bu, nefsin değil imanın işidir. İyilik yaptıkça insan küçülmez, aksine yücelir. Veren el, alan elden üstündür; ama asıl üstünlük, kalbin cömertliğindedir. Bazen Benim yaptığım neyi değiştirir ki diye düşünürüz. Oysa Allah katında hiçbir iyilik küçük değildir. Bir yetimin başını okşamak, bir mazluma dua etmek, bir haksızlığa sessiz kalmamak Belki dünyayı bir anda değiştirmez ama bir dünyayı değiştirir. Ve bazen bir insanın dünyası, koca bir dünyaya bedeldir.

 Yazar
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.