İnancın terazisi vicdanda kurulur

İnancın terazisi vicdanda kurulur

Dinin yalnızca ritüellerle değil, ahlak, samimiyet ve gündelik hayattaki davranışlarla anlam kazandığı vurgulanırken; inancın esas karşılığının vicdanda ve insan ilişkilerinde ortaya çıktığına dikkat çekiliyor.

Din, insanlık tarihi boyunca anlam arayışının merkezinde yer alan güçlü bir rehber olarak varlığını sürdürürken, günümüzde çoğu zaman şekil ve görünüm üzerinden tartışılıyor. Oysa inancın belirleyici yönünün, insanın davranışlarında ve vicdanında karşılık bulduğu ifade ediliyor. İbadetler, kurallar ve dini semboller kadar; merhamet, adalet, dürüstlük ve kul hakkına gösterilen hassasiyetin de inancın ayrılmaz bir parçası olduğu belirtiliyor. Dini değerlerin gündelik hayata yansımadığı durumlarda, inanç algısının içinin boşaldığına işaret edilirken, samimiyet kavramının dinin merkezinde yer aldığına vurgu yapılıyor. İnancın, başkalarını yargılayan bir ölçüt değil, insanın kendisiyle hesaplaşmasını sağlayan bir alan olduğu görüşü öne çıkıyor. Özellikle Kur’an’ın ahlaki ilkelerinin, sadece okunarak değil yaşanarak anlaşılabileceği dile getirilirken, güzel ahlakın en güçlü tefsir olduğu ifade ediliyor. Din anlayışının korku ve ceza dili yerine umut ve sorumluluk bilinciyle aktarılmasının, inancın toplumsal karşılığını güçlendirdiği kaydediliyor.

DİN VİCDAN İLE HAYAT ARASINDA BİR KÖPRÜ

Din, insanlık tarihi kadar eski bir arayışın adıdır. Kimi için sığınılacak bir liman, kimi için anlam arayışının pusulası, kimi içinse ahlaki bir çerçevedir. Ancak din, çoğu zaman sadece ibadetlerden ya da kurallardan ibaretmiş gibi algılanır. Oysa dinin asıl etkisi, insanın vicdanında ve gündelik hayatındaki karşılığında gizlidir. Bugün dini konular konuşulurken en sık yapılan hata, dini yalnızca şekil üzerinden değerlendirmektir. Nasıl giyindiğimiz, hangi kelimeleri kullandığımız ya da hangi ritü elleri yerine getirdiğimiz elbette önemlidir, fakat bunlar, dinin özünü oluşturan değerlerin önüne geçtiğinde anlamını yitirir. Merhamet, adalet, kul hakkına saygı, dürüstlük ve empati Bu kavramlar olmadan din, ruhunu kaybetmiş bir kabuğa dönüşür. Modern hayatın hızında din de çoğu zaman aceleye getiriliyor. Sosyal medyada birkaç cümlelik paylaşımlarla derin meseleler hükme bağlanıyor, farklı düşünenler kolayca yaftalanıyor. Oysa din, sakinlik ve tefekkür ister. Sormayı, anlamayı ve iç muhasebeyi teşvik eder. İnanç, başkasını yargılamanın değil, insanın kendisiyle yüzleşmesinin alanıdır. Bir diğer önemli nokta da dinin, korku diliyle değil umut diliyle anlatılması gerektiğidir. Sürekli ceza, tehdit ve yasak üzerinden kurulan bir din algısı, insanı iyiliğe değil uzaklaşmaya iter. Oysa din, insana değerli olduğunu hatırlatır, hata yapabileceğini ama her zaman dönüş yolunun açık olduğunu söyler. Bu yönüyle din, insanı ezen değil ayağa kaldıran bir güçtür.

DİN VE SAMİMİYET

Din, yüksek sesle söylenen sözlerden çok, sessizce yaşanan bir haldir. İnsan, inancını en çok kimsenin görmediği anlarda belli eder. Kalabalıklar içindeki davranışlar değil, yalnızken alınan kararlar, dinin samimiyet testidir. Bugün dini konular sıkça konuşuluyor, tartışılıyor, hatta yarış haline getiriliyor. Kim daha dindar, kim daha doğru inanıyor soruları havada uçuşuyor. Oysa din, başkalarını ölçmek için değil, insanın kendini tartması için vardır. Samimiyet de tam burada başlar, Kendi eksiklerini görebilmekte. İbadetler, insanı daha merhametli, daha adil ve daha dürüst yapmıyorsa, sadece alışkanlık haline gelmiş demektir. Çünkü samimi bir inanç, mutlaka davranışlara yansır. Diliyle başka, haliyle başka olan bir din anlayışı; zamanla güven kaybına yol açar. Samimiyet, hatasız olmak değildir. Hata yapabileceğini kabul etmek, yanlışı fark ettiğinde geri adım atabilmek de samimiyetin bir parçasıdır. Din, kusursuz insanlar değil, farkında olan insanlar ister. Belki de bugün dine dair en büyük ihtiyacımız, daha fazla söz değil, daha fazla iç muhasebedir. Gösterişten uzak, yargılamadan beslenmeyen, vicdanla yoğrulmuş bir inanç Çünkü din, samimi olduğunda anlamlıdır.

KURAN VE AHLAK EN GÜÇLÜ TEFSİR

Kuran’ın en açık mesajlarından biri ahlaktır. Adalet, merhamet, dürüstlük ve kul hakkı Bu kavramlar Kuran’ın temelini oluşturur. Buna rağmen Kuran okuduğunu söyleyen ama davranışlarında bu değerleri yansıtmayan bir duruş, inandırıcılığını kaybeder. Kuran, insanı başkalarından üstün kılmak için değil, daha iyi bir insan yapmak için vardır. Güzel ahlak, Kuran’ın hayattaki en net açıklamasıdır. İnsanlar Kuran’ı çoğu zaman ayetlerden değil, Müslümanların davranışlarından tanır. Bu yüzden Kuran’ı yaşamak, onu anlatmanın en etkili yoludur. Bugün Kuran’ı anlamaktan söz ederken çoğu zaman kelimelere, gramer yapılarına ve yorumlara odaklanıyoruz. Elbette bunlar önemlidir. Ancak Kuran’ın asıl maksadı, insanın karakterini dönüştürmektir. Adaletli olmayan bir duruş, merhametten yoksun bir tavır; ne kadar doğru yorum yapılırsa yapılsın, Kuran’ın ruhunu yansıtamaz. Ahlaken güçlü bir tefsir, insanı başkalarından üstün kılmaz; daha sorumlu kılar. Kuran’ı anlayan kişi, kul hakkına daha duyarlı olur, diline daha çok dikkat eder, gücü eline geçtiğinde zulmetmemeyi öğrenir. Çünkü Kuran’ın mesajı, davranışla tamamlanır. İnsanlar çoğu zaman Kuran’ı, onu okuduğunu söyleyenlerin hayatına bakarak tanır. Bu yüzden güzel ahlak, Kuran’ın en sade ve en etkili açıklamasıdır. Sertlik, dışlama ve yargı; Kuran’ı anlatmaz, gölgeler.

KURAN İLE MEŞGULİYET

Kuran ile meşgul olmak, çoğu zaman onu belirli vakitlerde açıp okumak olarak anlaşılır. Oysa Kuran ile gerçek meşguliyet, sadece zaman ayırmak değil; hayata yön verecek kadar ciddiye almaktır. Sayfalar arasında geçirilen dakikalar, davranışlara yansımıyorsa eksik kalır. Kuran, insanı düşünmeye çağırır. Okuyanı pasif bir dinleyici olmaktan çıkarıp, sorumluluk sahibi bir birey haline getirmek ister. Bu yüzden Kuran ile meşguliyet, anlamaya çalışmakla başlar. Ne söylendiğini bilmeden okunan ayetler, gönülde derin bir iz bırakmaz. Kuran ile meşgul olan bir insanın dili daha ölçülü, kalbi daha yumuşak, adalete bakışı daha hassas olur. Çünkü Kuran, sadece ibadet bilinci değil, ahlak bilinci de kazandırır. Okunan her ayet, hayatın bir alanında karşılık bulmak ister. Bugün Kuran’ı çokça okuduğumuzu söyleyebiliriz, fakat onunla ne kadar yaşadığımızı yeniden sormamız gerekir. Kuran, raflarda saklanan değil, hayata taşınan bir rehberdir. En güçlü Kuran bağlılığı, onunla şekillenen bir karakterdir. Kuran ile meşguliyet, sesle değil, hâl ile tamamlanır. Ve belki de en kıymetli okuma, başkalarının bizde gördüğü Kuran ahlakıdır.

 Muhabir
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.