İnsanı unutan düzen

İnsanı unutan düzen

Bir düzen düşünün; kuralları var, tabelaları var, rakamları ve raporları var ama içinde insan yok. Ya da varmış gibi.

Kâğıt üzerinde herkes eşit, herkes güvende, herkes korunuyor. Gerçekte ise insan, bu düzenin en kolay gözden çıkarılan parçası hâline gelmiş durumda. Çünkü sistem işliyor ama vicdan duruyor.

Bugün karşılaştığımız pek çok sorunun temelinde bu var: İnsan unutuluyor. Hız önemli, verim önemli, sonuç önemli. Ama bu sonuçların kimi ezdiği, kimi dışarıda bıraktığı çoğu zaman kimsenin umurunda değil. Bir şeyler yolunda gidiyor gibi göründüğü sürece, geride kalanlar sessizce kaybolabiliyor. İnsanı unutan bir düzen, önce dili sertleştirir. İnsanlar birbirini birer rakam, birer dosya, birer “olay” olarak görmeye başlar. Acılar istatistiğe dönüşür, hikâyeler kısalır. Birinin yaşadığı zor bir hayat, birkaç satırlık bir özet hâline gelir. Sonra da hızla kapatılır. Çünkü sırada başka dosyalar vardır. Bu düzende empati lükstür.

Dinlemek zaman kaybı sayılır. Anlamaya çalışmak yavaşlık olarak görülür. Oysa insanı insan yapan tam da bu “yavaşlık”tır. Durmak, bakmak, hissetmek. Bunlar olmayınca düzen çalışır ama toplum yorulur. İnsanı unutan düzen, güçlü olanı korur, zayıf olanı sınar. Dayanabilen ayakta kalır, yorulan geride bırakılır. “Uyum sağlayamayan” suçlanır. Kimse düzeni sorgulamaz, insan sorgulanır. Böylece sorunlar bireyselleştirilir, sistem aklanır. En tehlikelisi de budur. Çünkü insan kendini suçlamaya başladığında, itiraz etmeyi bırakır. Sessizleşir. Kabullenir. Oysa kabulleniş, iyileşme değildir. Sadece alışmaktır. Ve alışılan her yanlış, biraz daha büyür. Bu düzenin en ağır bedelini çocuklar, kadınlar, yaşlılar, yoksullar öder. Yani sesi en az çıkanlar. Onların yaşadıkları çoğu zaman “kaçınılmaz” diye açıklanır.

“Şartlar böyle” denir. Ama şartları kim oluşturduğunu kimse konuşmaz. İnsanı unutan bir düzen, bir süre sonra kendini de tüketir. Çünkü insan yoksa güven yoktur, bağ yoktur, aidiyet yoktur. Herkes kendi derdine düşer. Toplum çözülür, ilişkiler sertleşir. Sonra da “neden bu kadar öfkeliyiz” diye sorulur. Oysa düzen, insan için vardır. İnsan düzene uysun diye değil. Bu basit gerçeği unuttuğumuzda, her şey yerli yerinde görünse bile aslında hiçbir şey yerinde değildir. Belki de artık şunu sormanın zamanı geldi: İşleyen ama inciten bir düzen, gerçekten başarılı mıdır? İnsanı unutan bir sistem, ne kadar sürdürülebilir olabilir?

İnsan hatırlanmadıkça, hiçbir düzen gerçekten ayakta kalamaz. Çünkü düzeni ayakta tutan kurallar değil, insanın kendisidir.

 Muhabir
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.