Merhametin enflasyonu
Enflasyon yalnızca paranın değerini düşürmez. Bazı dönemler vardır ki insanî duygular da aynı hızla erir, azalır, sıradanlaşır. Bugün yaşadığımız tam olarak budur. Merhametin enflasyonu.
Her yerde konuşulan ama kimsenin taşımak istemediği, adı çok geçen ama ağırlığı kalmayan bir duygu hâline geldi merhamet. Bolluk var gibi görünüyor ama gerçekte derin bir yokluk yaşanıyor. Her sabah yeni bir acı haberiyle uyanıyoruz. Bir kadın daha öldürülmüş oluyor, bir çocuk daha korunamamış, bir yaşlı daha yalnızlığa terk edilmiş. Haberler artıyor, tepkiler azalıyor. İlk zamanlar içimizi yakan görüntüler artık sadece “geçilen” görüntülere dönüştü.
Parmağımız ekranda kayarken vicdanımız da kayıyor. Alışıyoruz. İşte en büyük felaket tam da burada başlıyor. Çünkü insanın acıya alışması, acıdan daha tehlikelidir. Merhamet eskiden sessizdi ama güçlüydü. Gösterişe ihtiyacı yoktu. Bir kapı çalındığında, bir ses duyulduğunda kendiliğinden ortaya çıkardı. Bugün ise merhamet bile vitrine konuluyor. Paylaşılmadığında eksik sayılıyor, görünür olmadığında yok hükmünde kabul ediliyor. Yardım etmekten çok yardımın fotoğrafı önemli. Acıya dokunmaktan çok acıyı anlatmak tercih ediliyor.
Böyle olunca da merhamet anlamını yitiriyor, içi boşalıyor. Toplum olarak bir eşiği geçtik. Artık “üzülmek” yetiyor, “harekete geçmek” gerekmiyor. Bir yorum yazıp rahatlıyoruz, bir paylaşım yapıp sorumluluğumuzu tamamladığımızı sanıyoruz. Oysa merhamet bir duygu değil, bir eylemdir. Sadece hissetmekle kalmaz, sorumluluk yükler. Bedel ister. Zaman ister. Emek ister. Bugün kimse bedel ödemek istemediği için merhamet ucuzladı. En acısı da şu: Merhametsizliğimizi meşrulaştıracak cümlelerimiz hazır. “Ben ne yapabilirim?”, “Herkes kendi derdinde”, “Dünya böyle.” Bu cümleler, vicdanın susturulmuş hâlidir. Oysa dünya böyle değildi; biz böyle yaptık. Sessiz kalarak, görmezden gelerek, alışarak bu hâle getirdik.
Merhametin enflasyonu en çok da güçsüzleri vuruyor. Çünkü merhamet azaldıkça yük hep onların sırtına biniyor. Güçlü olan yine ayakta kalıyor, sesi çıkan yine duyuluyor. Ama sesi olmayanlar görünmez oluyor. Görünmez olanın da değeri olmuyor. İşte bu yüzden merhamet sadece bireysel bir erdem değil, toplumsal bir zorunluluktur. Bugün bir toplumun ahlâkını ölçmek istiyorsak, ne kadar bağırdığına değil, ne kadar merhamet gösterdiğine bakmalıyız.
Kanunlar sertleşebilir, cezalar artabilir ama merhamet yoksa adalet eksik kalır. Çünkü adalet, merhametle dengelenmediğinde sadece soğuk bir mekanizmaya dönüşür. Merhametin yeniden değer kazanması için büyük devrimlere gerek yok aslında. Küçük ama samimi adımlar yeterli. Yanından geçip gittiğimiz bir insana durup bakmak, görmezden gelmek yerine duymayı seçmek, “beni ilgilendirmez” dememek. Belki de merhametin enflasyonu, bizim “ilgilenmemeyi” tercih etmemizle başladı.
Bugün hâlâ geç değil. Merhamet tamamen kaybolmadı, sadece değeri düştü. Değerini yeniden yükseltecek olan da yine insanın kendisi. Sessiz, gösterişsiz ama gerçek bir merhametle. Çünkü merhamet çoğaldığında değil, samimileştiğinde kurtarır.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.